Siyaset literatümüze bu kez de “şeytan” girdi. Sn. Talat’a göre eğer görüşmelere ara verilirse o araya şeytan girer, hem karışır hem karıştırır.
Dolayısıyle hiç ara vermeden görüşmeye devam ediyorlar. Ne var ki şimdi de biz kaçırdık ipin ucunu. Çünkü her görüşme sonrası açıklamaları BM’lerli Downer’e bırakılmakta, o da üstünkörü laflarla vaziyeti idare etmektedir.
Şimdilik bildiğimiz tek somut uzlaşma Rum’un Nikiforos tatbikatını kaldırması sonucunda bizim tarafın da mütekalibiyet esasında Toros tatbikatını kaldırmış olması.
Bu savaş tatbikatlarının karşılıklı uzlaşı ile kaldırılması olumlu ilerleme mi? Dünkü gazetelere baktık yapılan yorumlar genelde olumlu. Olayı barış adına büyük bir adım diyerek lanse ediyorlar. Eh, ucunda “savaş” olmayan, “barışı” çakan hangi olay olumsuzdur ki?
ANCAK: Hristofyas’lı Rum liderliği ile halkının 1974’den beridir “Türk askeri adadan gitmelidir” söylemini hem propaganda hem slogan hem de ilke yaptıkları gerçekte, kafamızdaki şüpheci düşünceyi kovamıyoruz. Bugün “olumlu” denilen tatbikatların kaldırılması yarın “askersizleştirilme” hedefinde, Türk askerinin tümden adadan gitmesini öneri olarak masaya getirebilir, zaten masadadır! Dolayısıyle “dikkat” diyoruz. İlerleme adıyla parçacık körçecik alınan kararlar yarın bir bütünün kurgusu olup da karşımıza çıktıkta sakın ola şaşırıp, “sürprizzz” denmeye!
Ki ayni tehlike görüşmelerle ilgili yapılmayan “açıklamalarda” vardır. Kıbrıs Türkünü görüşmelerin seyri içinde bilgisiz ve bilinçsiz bırakanlar yarın halkın önüne koyacakları referandumda, şu malum yutturmacayla aldatmaca argümanlarını da kullanarak “evet deyin gitsin” teklifini getirebilirler. Hatırlatalım, Annan planında olduğu gibi!
VE GELELİM DEVLET MEFHUMA: Çok basit tanımı ile coğrafi sınırları içinde din dil tarih kültür birlikteliğine varmış ırksal toplulukların yarattığı düzendir.
Tabi “küreselleşme” ve Avrupa’nın birlik oluşturması ile değişikliğe uğrayan bu tanım hem eksik hem de hatalı sayılmaktadır. Özellikle Devlet sınırları içinde yaşayan türlü çeşitli “öbür ırk kimliği” ve ötesi uluslar insanlarının aidiyetinden dolayı. Nitekim Türkiye’de de tartışması sürerken “Türkler” yerine “Türkiyeliler” nitelemesi geliyor. İslamın yanına hristiyan, musevi ve ötesi dinler konuyor. Ancak sıkı sıkıya “misak’ı milli sınırları” korunuyor ki “Türkiye Devleti Cumhuriyeti asla bölünemez” kararında ulusal kimlikle pekişiyor… Bu çok yüzeysel izahın ardından soralım:
PEKALA KKTC NE OLUYOR? Önce sormak gerekir ama. Özdil Nami görüşmelerdeki komitelerin “başı” olmasına karşın kimden yetkili kılınarak Simerini gazetesine “ne konfederal ne de kurucu devlet istemiyoruz” diyor?
Görüşmeler devam ederken bu söylem politik manevra mı oluyor yoksa KKTC’ye köklü inançsızlık mı? Bilmiyoruz, Nami açıklarsa öğreneceğiz! Fakat bunu biliyoruz: Devletin olmadığı yerde murat edilen “gevşek federasyon” birleşik lafına sarılı siyaset düzeninde “Türk Rum halklarını” değil, “Kıbrıslılığı” çakacaktır!” Ortodoks Rum’la Müslüman Türk ve Rum halkı ile Türk halkı, tasavvur edilen bu yeni Kıbrıs çözümü anlayışına sokulmak isteneceklerdir? Hatta modadır biz de bir adım öne çıkarak yazalım, ola ki Kıbrıs Cumhuriyetine dönüş ahkâmlarında Kuzey, GKRY’ne emiştirilecektir!
“Hayır yoktur böyle şeyler” demek son zamanlarda görüşmelerde yetkili ve sorumlu olan kişilerin abuk sabuk açıklamalarına bakıldıkta, pek de inandırıcı olmamaktadır!