“Kablet tarihi muzdarip bilgisayarım” arıza yapıverince rölantiye yattım. Yazmak kadar yazmamak da alışkanlıktır dedim, iki gün karşısına geçip eğer insan eli değmez, makinesini egemenliğine almaz, aklını klavyesine vurup monitörüne yansıtmazsa hiçbir işe yaramaz duygularında seyrettim! Adı “bilgisayar” da olsa işte leş gibi karşımdaydı! Oysa “Esir’i aşkın olduktu” kurtulamıyorduk tutsaklığından… Kolay mıydı vatan kurtaran aslan olmak! “Pöh, pöh, pöööh” dedikse de.
HADİ DEVAM: Bigisayarımın arıza yaptığı gün UBP’nin Lefkoşa İlçe Kongresi yapıldıydı. Meğer söyledikleri doğruymuş: “Eroğlu gümbür gümbür UBP’nin başına yeniden geliyormuş.” O ne teşyi, o ne sadakat. Vefa duyguları nasıl da gözlerden boşalan yaşlarla sel olup akıyor!
Belli ki Eroğlu, devri iktidarında “kazandırdırdıklarının” hasadını yapıyor… Ki giderken UBP’nin başından, bugün hâlâ elinde tuttuğu o “defteri kebirindeki” delegeler çoktan kıç döndüler, yüzlerini “çözüm, AB’ye üyelik, her TC’liye ülkeden ayrılırken on bin euro bahşiş, kent köyler, havuzlu villalar vaadlerinin umutlarına çevirdilerdi!
Umduklarını bulamadıklarında da “bizim eski düzenimiz daha iyiydi” deyip asıllarına Eroğlu ile rücu eylediler. Eh, hadi buna da vefa diyelim. Diyelim de eklemeden olmayacak.
Churchill kaybetiği bir seçim sonrasında galiba şunları söylemiş: “Asıl doğruyu bulmak için tüm yanlışların denenmesi gerekir…” Bizde zaten denemesi hep bedava olduydu, ha bir eksik ha bir fazla!
SİYASİ DURUMA GELİNCE: Hâlâ çözümden umutlu olan kaldı mı bilmiyoruz. Vakti zamanında görüşmeler başlamadan (dediğimizi inkâr edecek değiliz) dedikti ki “bu görüşmelere şartsız oturursanız Rum’la AB sizi istediği yöne çekip götürmek için işbirliği yapar. Barış, çözüm ısrarına dayalı politikanız önceleri çok alkış alır ama sonrasında “onca istekliyseniz hadi şu Hristofyaslı Rum’un önerilerini kabul edin de çözüm olsun baskısı ile karşı karşıya kalırsınız…”
İşte şimdi bu siyasi yörüngeye girildi. Yavaştan hem TC hem de KKTC sıkıştırılıyor. Az biraz sonra, “hadi Hristofyaslı Rum’un istediklerini kabul edin de o çok arzuladığınız birleşik Kıbrıs çözümüne varın” denecek. Az kaldı, görürsünüz!
VE TAM BU SIRADA MİDYEDEN İNCİ ÇIKTI: Bir habere göre KTTO’sı TC’nin TÜSİAD’na, “aman bu fırsatı kaçırmayınız çünkü siz Güney için de bölgedeki lojistik çekim merkezisiniz” diyerek hem KKTC hem de Güney’le ticari ilişkiler önerisinde bulundu!
Bırakın böylesi ilişkiler için Güney’in Türkiye’den limanlarını açmasını şart koşacağını. (Yoksa hazırlık bu mu?) Daha dün bir adımlık TC’den su almayıp beş yüz mil ötedeki Yunanistan’dan kokmuş su getiren de bu Rum’dur, Yeşil hat tüzüğü olmasa Türk’ten ekmek bile alınmasını ulusal davasına ihanet kabul eden de bu Rumdur! Şimdi bu Rum’un içine TÜSİAD girecek de KKTC yanısıra ortaklık, acentelik, distribütörlük ilişkileri ortamları yaratacak? Hem de hemen şimdi! Formül de kendinden menkul: TC-KKTC ve TC-KKTC-GKRY üçgeni. Rum bayıldı bu habere!
OLAYIN KOMEDİ YANI DA ŞURADA: KTTO’sı KKTC-TÜSİAD işbirliği önerilerini döktürürken neremizin açıkta kalıp ayazlanmakta olduğunun bir de listesini sundu. “Gelin işte boşluklarımız, doldurun, yatırım yapın” dedikleri ise şunlar: Enerji, hava ulaşımı, hava deniz limanları, denizcilik, balıkçılık, yatçılık, marinacılık, sağlık eğitim, turizm, ticaret sektörü, ortaklıklar, acentalıklar falan… Geriye ne kaldı? Ya “artık bu kadarı da olmaz” dediler atladılar yahut zülfiyare dokunmak istemediler. Çünkü geriye sadece “Hükümet” kaldı. Atıl, boş ve kof!