Hoca önce eşeğini mahsustan kaybeder, sonra da “kayboldu” diyerek aramaya çıkarmış. Her halde o çağların ironisi de böyle imiş!
21. yüzyılda KKTC’nin hükümet esprisi de son gaz zammında salındığınca ayazlanıyor. Önce bastır zammı, sonra tüp gaz fiyatlarını biz belirlemeyiz haklılığına sığın, sonra tüp gazın ucuzlatılması için hükümet çalışma başlattı diyerek açıklama yap! Mahsustan devlet işte! Ki 1980’de dondurulan maaşlara karşın gaz dediğiniz dört kez zam vurgunu yediydi.
Öte yandan sorunu hallettiklerini ve artık kesintilerin olmayacağını varsaydıkları için de elektriğe öylesine zam yaptılar ki kimseler sarfiyatının faturasını ödeyemesin! İşte millet o günden beridir daha az fatura bedeli ödeme umudunda, “aman bu elektrikler ne zaman kesilecek” diye dua ediyor! Kolay mı “aydınlıklara” ulaşmak.
NİTEKİM: Bir süre önce Girne’nin 1974’lerden beridir şu marinası ile sonrasında yapılan limanı sorunları yine gündemde salınıyordu. Tam bu sıralarda artık “rıhtımdan” ibaret kalmış, bir yanında balıkçı barınağı mı yoksa marina mı denmesi gerektiği büyük bilmece haline gelmiş, iki ucunda pislik deryası iki tersanesiyle Mağusa’daki liman, bir de baktık ki artık akşamları “ışıklar içinde yalbır yulbur parlıyor.” Direkler konmuş, hatlar çekilmiş, 34 yıl sonra Mağusa limanı gecenin karanlıklarından aydınlığa çıkmış. Kabul, güzel iş diyoruz da “hiç olmazsa” eskiden o mezbeleliği sadece gün ışığında görür, akşamın karanlıklarına saklandığında gözlerden ırak diye teselli bulurduk. Şimdi akşamları da ışıklar altında ayan beyan parlıyor. Bu kez yirmi dört saat bak bak ağla!
TÜRKİYE’DEN İSTENİP ALINDI MI İCAZET OLUYOR. Fakat Güney Rum’undan yahut UNOPS’la AB’lerden falan istenip alındı mı “barış!” Yıllarca beyinlere şırınga edilip “bizi bıraksınlar Rum’la anlaşmaya varırız” deyip Türkiye’nin yakamızdan düşmesi propagandasını dantela gibi işleyenler şimdi KTÖS’li Şener Elçil’e tahammül edemiyorlar. Oysa Elçil, o kafa yapısının “havarilerinden.” Yetiştirmek için az mı uğraştılar. Yüzlercesi var onlardan.
Ne dediydi işte bu Elçil? Soyer’in ziyaretini eleştirirken “Ankara’dan alınan her kuruş bir emir olacaktır… Hükümet 13. maaşlarda kesintiler yapacaktır…”
Tabi bir süredir Başbakan yedi yerinden çatladı “13. maaşlara dokunmayacağız” açıklamasını yapıyor, inandıramıyor. Ankara ile ilişkilerine de açık seçik, “elbette parayı verenin bize tavsiyeleri olacaktır” diyor bunu da “icazet” hanesine koyuyorlar…
Merak bu ya. “Ustaları” bile otuz yıl sonra değişip “Ankara Ankara, senden yardım umar her düşen dara” şarkısını söylerlerken, “çırakların” acemilik lafları çekilmez ama değil mi meydana düştüler, söyledikleri makbulat oluyor, hadi soralım. “Siz olsanız ne yapardınız?”
Ki yapmamız gerekirken bayıla bayıla yaptıklarınız zaten ortada: “Türkiye’den icazetlidir dediğiniz parasını alan siz. Her kuruşunun emir olduğunu söylerken tek bir kuruşu bile feda etmeyen yine siz. Mevcudu yetmiyor deyip maaşlara zam üzerine zam ulanması için kazan kaldıran da siz. (Ki esbab’ı mucibenizin hikmeti budur. Üyelerinizi o maaşlar yüzü suyu hürmetine sürüklemektesiniz arkanızdan.) Ankara’dan almaktansa vaz geçermiydiniz bu paranın bir kısmından? Hadi canım, “git al, bize ver” diyen de siz!
KISACA: Bu ülkede bir oyunlar oynanıyor ama Devlet Hoca’nın eşeği değil. Bir kez kaybederseniz, oyuncak değil, bir daha bulamazsınız, kadrini bilin!