Kimseler görüşmelerden bir çözüm çıkacağına inanmıyorlar. Buna karşılık Talat-Hristofyas politikaları “ne olursa olsun masadan kaçan taraf olmamak” üzerine kurulmuş. Sanırsınız ki “benden bu kadar” deyip görüşmelere rest çeken kaybedecek!
Sn. Talat’ın ifadesiyle “yok öyle bir şey!” Çünkü ne Kuzey’deki KKTC’nin “kaybedeceğim” korkusuna saracağı bir büyük kazancı var ne de Güney’deki Rum’un. Yani KKTC yoluna geldiği gibi devam eder, GKRY “ben adanın devletiyim” demesine karşılık tekmilini vermeden, kontrolden geçmeden Kuzey’e yan gözle bile bakamaz.
Yani taraflar rahat! Öyle de oldu muydu “masadan kaçan taraf olmamak” üzerine odaklanmış görüşmelerde birbirlerini “nasıl kaçırtacaklarının” politikasını yapıyorlar, bugüne kadar anladığımızca işte uğraşıyoruz imajını çakarak vaziyetleri idare ediyorlar! Tabi o da kör gözüne parmağım oluyor çünkü Hristofyas’ın asla kabul etmeyeceği “iki kurucu devlete ve Türkiye’nin etkin fiili garantisine dayanmayan bir anlaşma olmaz” diyen Ankara’nın bastırması var.
GÖRÜŞMELERİ NİÇİN BASİTE İNDİRDİK: Türk’ünün Rum’unun zaten anketlerden çıkan sonuçlardan da anlaşıldığınca yaşanan “çözüm umutsuzluğuna” karşın son zamanlarda hem AB hem de BM’ler çevrelerinden duyulan seslerde “Kıbrıs’taki iki halk çözüme hiç bu kadar yakın olmadılardı” ifadeleri var. Allah inadırsın. Çözümün Annan planı kadar “yakını” mı olurdu, bir günde tepetaklak gittiydi.
BUNA KARŞIN HUYLARINDAN VAZ GEÇMİYORLAR: Her hal’u kârda bize çözüm gerekir. “Zaten vardır” demek ulusal mutabakatın sonucunda cevap olmalıydı. Neyleriz ki memleketin yarısı KKTC adından dolayı Devlet olduğuna inanmıyor. Talihsizlik, bu inançsızlığın mevcut siyasi erk sahiplerinin kafalarında olması! Nitekim daha 1974’lerden önceki propagandalarına oturmuş “Bayraktarlık, Elçilik, Yönetim” sloganına soktukları “BEY düzenini” kınar ve Kıbrıs Türk halkının kendi egemenlik haklarını savunuyor kamuflajına sığınırlarken; bugün, dün ektikleri o siyasi sloganlarının bugün hasat edilebilir kıvama geldiğini sanıyorlar!
Dolayısıyle zamanlar ve zeminler değişti ya tam sırasıdır diyerek birleşik federal sistem arıyorlar. Ortak Vatanda federalizmi savunurken “Devletiz” diyecek halleri yok, KKTC’yi inkâr ederek amaca ulaşmaya çalışıyorlar!
Nasıl? “En büyük siyasi yanlış KKTC’nin kurulmasıydı. Barışın önündeki en büyük engel KKTC’dir. Tanınmamış bir KKTC’nin ne anlamı vardır ne yararı” diyerek! Özellikle ve usanıp bıkmadan bu slogansal söylemleri halka enjekte ediyorlar.
Buna karşılık hiç gördünüz mü “GKRY’nin barışın önünde engel olduğunu” söyleyenini? Yahut “sahte” olduğuna vurgu yapanını? Veya şu görüşmeler silsilesinde iki kurucu devlete dayalı federasyon arayışları sürerken en azından “KKTC de devletir” dedikten sonra, “eğer değilse GKRY hiç değildir” tepkisini gösterenini…
Aksine görüşme masasına oturdular, Rum hangi isteklerini ne oranda verebilir pazarlığını yapıyorlar. “Ne kadar başkanlık ne kadar senatörlük ne kadar üst, alt meclis üyeliği…
HRİSTOFYASLI RUM NE İSTİYORDU: Kuzey’in Güney’e iltihakını. Adı Federasyon olacak, Türk azınlıkta kalacak, Türkiye asla Kıbrıs’ta olmayacak…
“Çözümün İki kurucu Devlet ve TC’nin etkin grantörlüğü olmazsa olmaz” hükümüne bağlanmasına karşılık hâlâ bu propagandayı sürdürüp götürüyorlar. Neyse ki “bunlara” değil, Ankara’ya bakıyoruz. Yeter ki Allah onu da “Bizimkiler” gibi şaşırtmasın!