Bir süre önce Soyer UBP’yi işaretleyerek şunları söyler: “Otuz yıldır işbaşında olan bu partinin gerek Kıbrıs gerek AB ilişkilerinde gerekse ekonomik konularda bir açılımını görmedim.”
Doğrudur çünkü UBP’nin hâlâ “ben partinin daim başkanıyım” diyen Eroğlu’undan sıyrılıp nefes alması mümkün olmadı. Hantal ve statükocu yapısını yönetim anlayışına da yansıtarak bugünlere geldi. Ve hangi devrede “artık değişip kendimizi yenilememiz” gerekir diyen gruplar çıkmışsa bünyesinden, Eroğlu’nun engeline takıldılar ya partiyi terk edip başka parti kurdular yahut muhalefet partilerine kaydoldular. Sonuçta UBP iktidar erkini eritip tükerek CTP’ye kaptırana kadar uğraşan Eroğlu’lu parti oluştan kurtulamadı.
BU UBP KURULTAY’A GİDİYOR: Yakın gelecekte her halde yine Eroğlu’nun başkanlığı geri alacağı kurultayı olacak. Eroğlu’nun diline pelesenk olmuşlukta “parti içi demokrasi” çalışacak, Ertuğruloğlu’nu saf dışına iten delegeler UBP’ye layık Başkanını seçecek!
Çok yazdık ama tekrarlayalım. Eroğlu dönemlerinin UBP’si Başbakan Soyer’in eleştirilerine oturduğunca bir “açılım partisi” olmadı. Kendi içine kapanıp kalmış, “Ankara ile Lefkoşa, Atatürk ile Türk” söylemlerine sıkışmışlığında ya yıllar boyu sürecek Denktaş’ın kişiliğine hücum eden yıpratma ve yerine kurulma politikalarında debelendi yahut tipik Menderes politikaları hatırlatmasında “her köşede bir “mütgallibe” yaratıp sayelerinde seçim kazanmayı hedefledi.
Nitekim otuz yıl memleketin iktidarında muhalefetinde “ana parti” olmasına karşın mesela CTP’nin iktidara gelirken “reformları” iddialarının bir tekini bile parti işlevinin yenilikçi değişimi yapamadı.
Siyasi inancı olan KKTC’yi savunurken de kupkuru ve statükocu politikalarda yalnızlığa mahkûm etti. Nitekim UBP ancak 34 yıl sonra Ertuğruloğlu’nun, artık kendi içine kapanık, Lefkoşa’yı aşmayan politikalardan kurtulmak gerektiği düşlüncesine dayalı bir “ilk” sonucunda Güney’le tanıştı!
Keza AB’ye zaten ABAD kararlarıyla yenik düşüldüydü, “kader” denilerek olması gereken politik mücadelenin tırnağı olmadı! Aksine Eroğlu’lu UBP politikasızlığıdır ki savunulan KKTC Rum liderliğince “korsan Devlet, işgal altında bölge” sıfatlarında mahkûm edildi. Ve bu olumsuz propagandaları kırıp self determinasyon hakkımıza dayalı devlet oluşumuzu, dünyayı hallaç pamuğu gibi atıp anlatmak gerekirken bakın ne oldu?
DOĞURGAN UBP: Geçen iktidar zamanları itibarı ile bünyesinden kopanlar TKP’yi, DP’yi, ÖRP’ü oluşturdular. O nasıl parti içi demokrasiydi ki “partisine dayanan” ne milletvekili kaldıydı ne de seçim kazandıracak tabanı!
O nasıl KKTC inancıydı ki iktidarı sadece CTP’ye hediye etmekle kalmadı, karşı çıktığı Annan planına yüzde 65 evet oyu da çıkarttırdı! Çünkü geçen zamanlar içinde devlete de yansıttığı hantal bürokrasinin açmazlarını aşamazken, halka vereceği ne güvenirliliği kaldıydı ne de iktidar erki!
Ve tüm bunların büyük bölümü Başkan Eroğlu başarısızlığı olarak UBP’nin hanesine kazındıydı. Doğurgansa eğer doğurgan UBP işte buydu: “Boşa geçen zamanlar, başarısız politikalar…”
PARTİYİ GENÇLEŞTİRMEK Mİ: Eskilerden Mehmet Bayram vardı. Eroğlu’nun hışmına uğradı. Suçu, basiret sahibi bir partili olarak “artık yerimizi genç kadrolara bırakmamız gerekir” demesiydi. Çekilirken kadim dostu Eroğlu ile “sen de artık bırakmalısın” dediği için kavga etmek zorunda kaldı! Özgürgün partinin başına getirildiydi, destekçisi Eroğlu’ydu bir yıldan fazla dayanamadı, gidiverdi! Ertuğruloğlu geldi, şimdi sıra onda. Ki Mağusa’da genç kuşaktan Ertan Saner’i de dünürü Kâşif’e yedirdi! Yanıbaşı destekçileri ise ya dünün “başarısızlıklar” patentli yıpranmışları yahut hâlâ elinde tuttuğu listeleri ile defteri kebirine yazılı tayinle gelmiş delegeleri… Eroğlu UBP başkanlığını yine kazanır. Ya memleket?