"Baş ağrısı"!
Baş ağrısı, pek çok hastalığın belirtisi olabileceği gibi “gerginlikle” alakalıdır çoğu zaman...
Ve pek çok ilaçtan iyi gelir deniz kenarında bir yürüyüş, çok keyifli bir film sinemada; şarkı söylemek bağıra çağıra, ya da boş boş yürümek bir akşamüzeri, uçsuz bucaksız kırlarda...
Eğer varsa yeteneğiniz gitar çalmak mesela...
Ya da balık avlamak, oltanın ucuna takarak tüm dertleri...
Sevgilinizle mindere uzanmak ve şiirle okumak karşılıklı...
Yüzmek, hele de gün doğumu vaktinde, dalgalarla savrularak bitimsiz bir mavinin içinde...
* * *
En önemli ‘baş ağrımız’, Kıbrıs sorunudur elbette...
Ama ‘normal’ tansiyonumuz olmuştur artık, ‘hep yüksekte’ seyreden haliye ve galiba alıştık bu dertle yaşamaya...
Ne var alışamadığımız o zaman...
Mesela “hükümetin” en önemli “baş ağrısı” nedir sizce?
Gelir-gider dengesizliği mesela...
Kasaya giren paradan, çok daha fazlası çıkması gerekiyor!..
Nere benziyor bu!..
Deponuz var kocaman ve içinde bin litre su!..
Ama bu depodan dağıtım yaptığınız evler, her biri kendi deposunu doldursun diye, iki bin litre suya ihtiyaç var...
Üstüne üstük, kimi açıkgözler, kendi depolarını daha da büyütmüşler...
Sizin bin litrelik depodan, şimdi üç bin litre su bekliyor ahali!..
O zaman...
Taşıma suya ihtiyaç var...
* * *
Mesela “hükümetin” en önemli “baş ağrısı” nedir sizce?
Eğitimdeki plansızlık...
Sağlıktaki ‘hasta’ ve ‘hekim’ memnuniyetsizliği...
İş ve aş bekleyen on binlerce insan, yani istihdam...
* * *
Bugün baş ağrısı ile oturdum bilgisayarın başına...
Ve bunları düşündüm, bir çırpıda...
Ne kendime, ne yurttaşa, ne de hükümete önerim var açıkçası...
Bunca zaman önerdik de, ne oldu...
* * *
Yani, gelelim en başa...
Bence balık avlayınız bir deniz kenarında...
Uzun ve amaçsız yürüyüşler yapınız...
Mavi derinlerde kulaç atınız gücünüz yettiğince...
Şarkı söyleyiniz bağıra çağıra....
* * *
Eğer mümkün değilse hiçbiri...
Orhan Veli’nin dediği gibi o zaman, “ıslık” çalınız!..
Doğru öneri
Polis Emeklileri Derneği, okulların açılmasıyla hat safhaya çıkacak trafik sıkışıklığına en iyi çözümün kamu taşımacılığı olduğunu açıkladı.
Bu açıklamaya katılmamak mümkün değil.
Peki bu organize edilemez mi?
Yani ‘özel okullar’a çocuklar, tek tek evlerden aranarak otobüslerle taşınıyor!..
Devlet okullarında da bunu yapmak mümkün değil mi?
Eminim ki, aileler, bu konuda ortaya çıkacak ‘mali yükümlüğü’ üstlenmeye hazırdır.
Belki ‘sendika yöneticileri’ yine bağıracak, “eğitimi paralı hale getirdiler” diye kızacak, ailelerin cebindeki paraların “özel ders ve dershanelere” daha iyi “kanalize” edilmesi için “güya parasız eğitim” propagandası yapacaklardır.
Ama ‘özel okulların’ yaptığı organizasyonu devlet hatta okul yönetimleri neden üstlenmesin.
Hem devlet dairelerinde de “çocuğu okuldan aramam gerek” mazareti ile “erken tüymeler”
önlenmiş olur !..
Çok mu?
İnsanın ‘uçuş fobisi’ olunca, her türlü ‘uçak kazası’ haberini de hiç kaçırmadan okur!..
Ama dün ilk kez, bir ‘uçak kazası’ haberinde güldüm, ister istemez.
İspanya’da düşen uçağın ‘kara kutu’suna dair pilotların son konuşmalarını yayınladı bir gazete...
Tabii, bu ‘diyalog’ların doğru olduğu yönünde bir açıklama yok henüz... “Yalanlama” da yok!..
Pilot, uçağın kalkış anından itibaren motorların alev almasıyla birlikte, ana avrat dümdüz küfrediyor!..
Son sözleri, olabildiğince küfür!..
* * *
Milliyet’in internet sayfasında yer alan haberin altında, okur yorumları var...
Yüzümdeki acı gülüşe sebep olan da bu yorumlar zaten...
- “Uçağı zorla sefere koyanlara dümdüz girmiştir pilot” diyor yorumculardan biri...
Öteki daha manidar:
- “Adam ölüme giderken küfür etmiş çok mu? Burada düğüne gidilirken küfür ediliyor!...”