Belçika’da federal devlet, herkesi şaşırtan anlamsız milliyetçi akımlar nedeniyle dağılma tehlikesiyle karşı karşıya geldi. Özellikle Flamanların Belçika’dan ayrılma tutkuları bir zamanlar Avrupa’da örnek devlet olarak gösterilen, yakın geçmişte de adından “Minyatür AB” olarak söz ettiren Belçika’yı parçalanmanın eşiğine sürükledi.
Belçika’da yakın geçmişte kurulan hükümet sadece dört ay ayakta kalabildi. Devlet yapısında reform yapma sözü vererek iktidara gelen Başbakan Yves Leterme, geçtiğimiz günlerde “Belçika artık yönetilebilir olmaktan çıkmıştır” şeklinde yaptığı dramatik bir açıklamadan sonra, istifasını Belçika Kral’ına sundu.
Belçika’nın giderek büyüyen sorunlarının arkasında Hollandaca konuşan ve sayısal üstünlük (%60) kadar, ekonomik üstünlüğü de elinde bulunduran Flamanların federal Belçika devletinin merkezi yapısını daha da gevşetmek, merkezi zayıf bir devlet düzeni kurmak ve bölge yönetimlerine olduğundan daha fazla haklar kazandırmak istemesi yatmaktadır. Sayısal olarak daha az olan ve ekonomik olarak da Flamanlar kadar güçlü olmayan Fransızca konuşan Vallonlar ise, kendi konumlarını zayıflatacağı korkusuyla bu taleplere karşı çıkmaktadırlar. Merkezi zayıf federal bir yapının kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini düşünen Vallonlar, aynı zamanda, ülkenin kalıcı olarak bölünmesinden de çekinmektedirler.
Bu noktada Kıbrıs’ta siyasi yönelişlerin bunun tam tersi yönde olduğunu belirtelim. Kıbrıs’ta sayısal ve ekonomik olarak zayıf olan taraf merkezi zayıf federal bir devlet düzeni isteyen taraftır!
Geçtiğimiz kış mevsiminde iki toplum arasındaki farklılıkları gidermek ve farklı yöndeki talepleri bir sentezde buluşturmak için epeyce çalışılmış olmasına karşın, hiç bir sonuç alınamamıştı. Bunun üzerine Mart 2008 tarihinde seçime giden Belçika’da beş partili bir koalisyon hükümeti oluşturuldu ve Hıristiyan-Demokrat Yves Leterme başbakan oldu. Yeni başbakan ağırlıkla devlet yapısında reform konusuyla ilgilendi ama o da kesin bir sonuç alamadı. Sonunda sert açıklamalar yaparak istifa etmeyi tercih etti.
Reform çalışmalarında en büyük zorluğu Brüksel’in iki-dilli Hal-Vilvorde bölgesi oluşturuyor. Fransızca konuşan Vallonlar’ın çoğunlukta olduğu başkentin bu bölgesinin etrafı Flamanlarla çevrilidir ve bu seçim bölgesinde adaylar, ancak iki-dil gurubunun da birlikte temsil edildiği partilerde seçime girebiliyorlar. Sayısal çoğunluğu oluşturan Flamanlar bu duruma karşı çıkıyor ve seçim bölgesinin bölünmesini talep ediyorlar.
Başbakan Leterme başbakanlığı döneminde bütçe, ekonomi ve sosyal poltikalar konularında koalisyon hükümetinin ortak bir noktada buluşmasını sağlamışsa da, bölgelerin sahip olacağı yetkiler ve seçim bölgelerinin yeniden düzenlenmesi gibi konularda başarısız oldu.
Aslında pek de başarısız olduğu söylenemez. Başbakan Leterme geçtiğimiz haftalarda bu konuda Vallonlar’la bir uzlaşmaya varmıştı ama hükümet ortağı popülist milliyetçi Flamanlar, bir türlü bu uzlaşmayı kabul etmek istemediler ve Başbakanı bu konuda yalnız bıraktılar. Nedeni basit. Belçika’nın “yönetilebilir” bir ülke olmadığını kanıtlamak ve temelli ayrılmanın koşullarını yaratmak, milliyetçi Flamanların için uzlaşma sağlamaktan daha önemli hale gelmiştir.
Yine de Flamanlarla Vallonlar’ın yaşadığı bütün zorluklara rağmen, Belçika’nın bölüneceğini beklemek, pek gerçekçi olmaz. Avrupa Birliği gibi bir oluşumun kendi yönetim merkezini taşıdığı Brüksel’in başkent olduğu bir ülkenin dil ve ekonomik farklılıklar yüzünden bölünmesi son derece anakronist bir gelişme olur. Üstelik Belçika’nın siyasi kültüründe yıllardan beri birikmiş bulunan uzlaşma sanatının incelikleri, henüz bütünüyle tükenmiş değildir.