Tarihini Arayan Devlet
Kıbrıs Rum toplumunda tarih öğretimi ve tarih dersi kitapları giderek büyük bir soruna dönüşmeye başladı. Eğitim bakanı Andreas Dimitiriou’nun eğitim reformuna soyunması, içinden geçtiğimiz ders yılını “Kıbrıslı Türklerle yakınlaşma yılı” ilan etmesi ve tarih dersi kitaplarını değiştirmeye karar vermesi tutkulu tartışmalara yol açıyor. Bir yandan bu tür gelişmeleri “milli tarih” ve “milli kimliğe” karşı bir tehdit olarak algılayanlar, diğer yandan da “susturulmuş olguların” artık dile getirilmesi zamanı geldiğine inananlar iki ayrı kutup oluşturarak hararetli tartışmalar yapıyorlar.
Olaya “tarih eğitiminin tarihi” açısından bakarsak, bunda yadırganacak bir durum yoktur. Yakın geçmişe kadar Enosis üstünden ve sadece Enosisin “haklı ve meşru” bir talep olduğunu kanıtlamak üzere işlevselleştirilen tarih eğitimi, artık yerini, varlığını hayatın her alanında hissettiren ve geniş yurttaşlar topluluğu tarafından kabul gören Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tarihine bırakmak üzeredir. Bu yeni tarihsel dönemin, yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığına ve bekasına dayalı siyaset anlayışının, kendi tarih anlayışını da bereber getirmesi ve bunu kamusal alana ve eğitim sistemine dayatması doğaldır.
Yeni tarih anlayışı iki önemli meydan okumayla karşı karşıyadır: bir yandan Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs tarihi içine entegre etmek, diğer yandan da Kıbrıs Rum toplumunun kendi tarihini yeniden kurgulamak...
Bugüne kadar Kıbrıslı Türkler’in tarih, kültür, edebiyat ve başka başka özelliklerine yer verilmediği Kıbrıs Rum tarih eğitiminde Kıbrıslı Türkler “olumsuz” özellikleriyle anılmaktadır. “Osmanlı artığı”, Hıristiyanlıktan dönme”, “İsyancı” gibi sıffatlar yakıştırılan Kıbrıslı Türkleri yeni tarihin nasıl konumlandıracağını hep birlikte göreceğiz. Ancak 1974’ten sonra okullarda okutulan ilk Kıbrıs tarihi kitabının yazarı Andreas Varnavas’ın geçenlerde RİK radyosunda telefonla katıldığı bir programda kendi kitabını yerden yere vurması ve kitabının Kıbrıslı Rumlar lehine “taraflı” olduğunu, Kıbrıslı Türklere karşı yapılan haksızlıklara ve uygulanan şiddet eylemlerine değinilmediğini itiraf ederek yeni tarih kitaplarının yazılmasının şart olduğunu ileri sürmesi, kuşkusuz, son derece önemli bir gelişme olmuştur. Özellikle mevcut tarih kitaplarına dokunulmasını istemeyen Kilise ve diğer milliyetçi çevreler için Varnavas’ın açıklamaları ağız-kapatan bir yanıt oluşturmaktadır.
Andreas Varnavas, okullara giren Kıbrıs tarihi dersi kitabının ilk yazarı, ironik bir biçimde Enosis merkezli tarih yazıcılığından koparak neo-milliyetçi ve Kıbrıs Cumhuriyeti eksenli tarih kitabını 1974 yılının Temmuz ayında tamamlamış ve kitap, Türk askerlerinin havadan ve denizden Kıbrıs’a ayak bastığı günlerde -bu konuda geç kalmışlığı dramatik biçimde hatırlatırcasına- matbaa makinelerinin dişlileri arasında sıkışıp kalmıştı. Bu yüzden de kitap ancak 1976 yılında isteğe bağlı olarak öğretmenlerin kullanımına sunulmuş, 1984’ten sonra da mecburen okutulmaya başlanmıştı.
Tarihini arayan Kıbrıs Cumhuiyeti’nin yeni tarih yazıcılığında karşı karşıya bulunduğu diğer meydan okuma ise, Kıbrıs Rum toplumu içindeki bölünmeleri incelemek ve 1974 Temmuzu’na götüren süreçlerde kimlerin sorumluluk taşıdığı olgusunu ele almaktır. Bugüne kadar 20 Temmuz’u “Türk yayılmacılığının dışa vurumu” olarak adlandıran tarih anlayışının yerine eleştirel bir tarih anlayışının geliştirilip geliştirilemeyeceği ve bu eleştirinin Kıbrıs Rum solunun yaptığı gibi EOKA B ile sınırlı kalıp kalmayacağını zaman gösterecektir.
Gereçek şudur ki, Dimitris Hıristofyas’ın iktidara gelmesinden sonra tarih öğretiminde yeni bir sayfa açmak üzere siyasi irade sergilenmektedir. Yine bir gerçektir ki, bu gelişme karşısında tepkisel bir savunmacılık içine girenlerin sayısı hiç de az değildir.
Bu tartışmaların sonunda ortaya nasıl bir “ürün” çıkacağını önceden kestirmek mümkün değildir ama şu kadarını söyleyebiliriz: 50 yaşına yaklaşan Kıbrıs Cumhuriyeti yavaş yavaş kendi tarihini yaratmaya ve Helen milliyetçliği ekseninde yazılan tarih anlayışından uzaklaşmaya başlamıştır. Ne var ki, bu sürecin neo-milliyetçi bir anlayışla Kıbrıs Cumhuriyeti devletini “resmi tarihe” kavuşturarak noktalanması tehlikesi de yok değildir. Umarım, yeni bir “resmi tarih” değil, eleştirel tarih anlayışı ağır basar...