Konfederasyon Arayışları ve KKTC’nin İlanı -1-
“Unutulmamalıdır ki, KKTC’nin kurulması ile güdülen bir gaye de Denktaş’ın Cumhurbaşkanlığının devamını sağlamaktı. Bağımsızlıktan önceki Federe Devlet Anayasası seçilmesine imkan vermiyordu. KKTC’nin kurulması ile kabul edilen yeni anayasa bu olasılığı açmıştır.”
İlter Türkmen
15 Temmuz darbesinden sonra garantör ülke olarak Türkiye, Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunmak üzere hazırlıklara başladığında, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit garantör ülkelerden İngiltere’nin Başbakanı Wilson ile Londra’da biraraya geldi ve iki ülkenin birlikte hareket etmesini önerdi. İngiltere’nin katılmak istemediği müdahalenin amacını Ecevit şu sözlerle özetliyordu: “Amacımız garanti antlaşmasıyla getirilen düzeni ihya etmektir”. (Ecmel Barutçu 1999: 60) Rauf Denktaş da 20 Temmuz sabahı yaptığı radyo konuşmasında şunları söylüyordu: “Bu bir istila değildir. Kıbrıs’ın bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü ve güvenliğini yeniden tesis etmek için girişilen ve sadece bu gayeye matuf sınırlı bir polis harekatıdır.(…) Hepimizin vazifesi, bu harekatı hedefinden saptırmamak, kan akmasını önlemek, bir an evvel Kıbrıs’a barış getirmektir. (…) Zafer, bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin savunucusu tüm Kıbrıslılarındır.” (Denktaş 2000: 388/389)
20 Temmuz 1974 tarihinden iki gün sonra ateş-kes sağlandı ve garantör ülkeler İngiltere, Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları düzeyinde Cenevre’de biraraya gelerek ortak bir açıklama yaptılar. Ortak açıklamada, 8 Ağutos tarihinde garantör ülkelerin yanısıra, Kıbrıs’ta iki toplumun temsilcilerinin de katılacağı görüşmelerin başlayacağına değiniliyor ve görüşmelerde ele alınacak başlıca konular “anayasal düzene geri dönülmesi” ve “Cumhurbaşkan Yardımcısı’nın 1960 anayasası çerçevesinde göreve geri dönmesi” olarak belirtiliyordu.
Her ne kadar ortak açıklamada 1960 anayasasından ve anayasal düzene geri dönülmesinde söz edilmişse de, Türk tarafının ısrarıyla açıklamaya giren bir cümle farklı ve tezat anlamlar içeriyordu: Türk tarafı “Kıbrıs Cumhuriyeti’nde fiilen Türk ve Rum olmak üzere iki muhtar idare vardır” ifadesinin ortak açıklamaya girmesinde ısrar etmiş ve bunda da başarılı olmuştu. Bu ifadeler kendi içinde bir çelişkiyi işaret ettiği kadar, aslında Türk tarafının daha o tarihte federal bir çözüme yöneldiğini ve ayrıca federal devletin “iki yönetim” temelinde kurulması gerektiği anlayışını benimsediğinin en açık göstergesiydi. Nitekim, Başbakan Bülent Ecevit yaptığı açıklamalarda “Kıbrıs’ta hiçbir şey değişmemiş gibi” davranılmayacağını, 20 Temmuz sabahından sonra “geri dönüşü olmayan değişikliklerin yaşandığını” dile getiriyordu. (Bahçheli: 100)
Kıbrıs’tan iki toplumun temsilcilerinin katılımıyla başlayan İkinci Cenevre görüşmelerinde Türk tarafı coğrafi esasa dayalı federal çözüm şeklini temel alan iki ayrı öneri sundu. Rauf Denktaş’ın Glafkos Kliridis’e verdiği ve Kıbrıs Türk idaresinde kalacak olan toprak oranının %34 olarak belirlendiği “iki bölgeli, iki-uluslu” federal bir devlet şeklini öngören önerinin yanısra, Türk heyetinin Yunan heyetine sunduğu ve adını Dışişleri Bakanı Turan Güneş’ten aldığı söylenen ama aslında, Kissenger’in Türk tarafına dayattığı “çok-kantonlu-federasyon” tezini içeren “Güneş Planı” vardı. Bu planda öngörülen biri büyük beşi küçük olmak üzere Kıbrıslı Türklerin idaresinde olacak olan altı kantonun toplam toprak oranı yine %34 olarak belirlenmişti.
İlginçtir, düne kadar Zürich ve Londra Antlaşmalarına dönmeyi savunan Türk tarafı, bu anlaşmalarının “işe yaramadığını”, bu yüzden de köklü değişiklikler yapılarak coğrafi temele dayalı federal bir devlet düzeninin kurulması gerektiğini savunuyor ve bu tutumuyla da Birinci Cenevre görüşmelerinde yayınlanan ortak açıklamadan uzaklaşıyordu. Rauf Denktaş, Cenevre görüşmelerinde “Kıbrıs anayasasına geri dönülemeyeceğini”, “bunun için çok geç olduğunu”, bu anayasanın “Kıbrıslı Türkleri koruyamadığını”, bu yüzden Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yeni bir yapıya kavuşturmak gerektiğini ileri sürerek toplumların kendi kendilerini yöneteceği ayrı bölgelerde toplanmasını savunmuştu. (Polivios G. Poliviou 1976:331) Bunun da ötesinde, Glafkos Kliridis’e sunduğu öneride “iki uluslu (Binational) federal devlet”ten bahsediyordu. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de askeri harekatların tamamlanmasından sonra, 17 Ağustos 1974 tarihinde, “coğrafi esasa dayanan iki muhtar idareden kurulu federal Kıbrıs devletinin temelinin fiilen atılmış olduğunu” söylemişti. (Samani 1999: 105)
-Devamı yarın-