Tek çözüm birleşme değil,yanyana barış içinde yaşamaktır
15 Kasım’da her Rum Lideri veya örgüt yetkilisinin kırmızı çuha görmüş boğa gibi konuştukları gibi Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu da içindeki kini kusmadan duramadı. Ona göre içinde bulunulan durumu kabul etmeye olanak yokmuş! Çünkü Markos Kipriyanu’ya göre “Birleşmeden başka çözüm yokmuş!”...Başka ?
Kiprianu, Kıbrıs’taki her iki tarafın da kamuoyuna açıkladıklarıyla değil müzakere masasına sundukları tezlerle değerlendirilmeleri gerektiğini belirtti ve “müzakere masasına Kıbrıs Türk tarafınca konulan bazı tezlerin, yapılan bazı açıklamalardan daha olumlu, bazı tezlerin ise açıklamalarla örtüşen nitelikte olduğunu” savundu.
15 Kasım dolayısıyla Kıbrıs(Rum)Cumhuriyeti’nde ve Yunanistan’da yapılan taşkınlıklara ek olarak resmi ağızlar da açıklamalar yaptı. Yunan Dışişleri Bakanlığı “Kıbrıs’taki bugünkü durum kabul edilemez “dedi.Yani? Türk askerinin adada bulunuşu ve KKTC onların kafasını karıştırmaktadır.Bu ikisinden kurtulmak ve “Büyük ada Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak” yolunda rahatca ilerlemek istemektedirler. Bu yol kurşun atmadan adayı ilhak yoludur...
Rum Lideri Hristofyas ise kışkırtmalarını sürdürmektedir. Buna en önce KKTC Cumhurbaşkanı Talat yanıt vermelidir. Çünkü 15 Kasım’da yine Talat’a saldırdı ve gizli görüşmelerde söylediklerinin aksine, dışta açıklama yaptığına dikkat çekti...
Bunun iki anlamı vardır.Hristofyas,Talat’la yola devam etmek istememektedir ve onu suçlayarak kurtulmak istemektedir. Veya Talat’ın verdiği ödünleri az bulmaktadır. Bana göre KKTC Cumhurbaşkanı Talat, artık bu konuya açıklık getirip kesip atmalıdır.
Öte yandan “Garantörlük” büyük bir hata olarak İsveç’e kadar uzanılarak görüşme konusu haline sokuluyor.Unutmayalım, İsveç AB’nin dönem başkanı olacaktır.Dayatma kapının ardında...Kaldı ki Orams belası başımızı ağrıtmakta...
&&&
Niçin KKTC ilân edildi? Rum ve Yunanlı, KKTC’yi yıkmak için pala sallarken,CTP yetkilieri ve bir kısım kalemşör rahatlıkla, yaşanmış gerçekleri inkâra kalkmaktadırlar.Hele KKTC Cumhurbaşkanının, 15 Kasım törenlerinde Ankara’dan gelen yetkililerin açıklamalarına rağmen söyledikleri, bize saç baş yoldurdu. KKTC’yi ilân edip kabul edeneler olarak biz ölmedik. Yaşıyoruz ve KKTC ilânını, niçin ve neden yaptığımızı iyi biliyoruz. O imzayı gözümüz kapalı atmadık. Bağımsızlık kararını boşuna imzalamadık. Ben veya arkadaşlarımız niye o imzayı attığımızı, Sayın Talat’tan öğrenecek değiliz. Ve de biz asla ve asla o karara imza atıp oy verirken “Ruma yama olmayı” düşünmedik,buna uygun belge ortaya koymadık.
Sayın Tugay Uluçevik son derece kapsamlı bir inceleme yazısı yayınladı. Orada gerçekleri işaret etti. İşte ilgili bölüm:
“Kıbrıs Türk Halkı adına açıklanan bağımsızlık iradesi, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulunmasını amaçlayan çalışmaları sona erdirmeyi değil, ada′daki gerçekler temelinde çözüm arayışını kolaylaştırmayı ve hattâ böyle bir arayışa girişmeğe Rum tarafı′nı barışçı yoldan zorlamayı amaçlamıştır. Nitekim, Kıbrıs Türk Halkı′nın Bağımsızlık Demecinin 22. paragrafında şu barışçı ifadeye yer verilmiştir: "Bu tarihî günde bir defa daha, Kıbrıs Rum halkına barış ve dostluk elimizi uzatıyoruz.Aynı Ada′da yanyana yaşamağa mecbur bulunan iki halkın, aralarındaki bütün sorunları eşit düzeyde müzakerelerle, barışçı, adil ve kalıcı bir çözüme ulaştırmalarının mümkün ve zorunlu olduğuna inanıyoruz” .
Bu iki devletli bir yapıda,aynı ada üzerinde, barış ve dostluk içinde yaşama istemidir. Teslimiyet değildir.Ruma yama olmak hiç değildir. Bugün de iki devlet, yanyana barış içindedir. Bunu da sağlayan Mehmetcik ve Mücahittir. 1963-1974 yılları arasında adada görev yaparak adayı kan revan içine sokan BM Barış Gücü değildir.Gelecekte de iki devletin işbirliği yapılacak alanları saptamaları durumu normalleştirir. Bunun ötesi, zorlama olur ve barışı tehlikeye sokar. 15 Kasım’da sınırlarımızda yapılan şamata bizi rahatsız eder...Kimseye de güven duyma borcumuz yoktur.Bunu öncelikle KKTC Cumhurbaşkanı anlamalı ve öyle davranmalıdır.