Haftaya noktayı oturturken oltamıza takılan konulara değinmek istiyorum. Birincil önemde olan KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat’ın Ankara ziyaretidir. Orada açıklanan “Tam uyum politikası“ kafa karıştırdı. Ne olmuş ki tam uyum sağlanmış olsun? Türkiye Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı,Başbakan Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Çiçek’in “Kıbrıs politikası” olarak açıkladıkları, KKTC Cumhurbaşkanı M.A.Talat’ın Hristofyas’la görüşerek açıkladıkları veya BM yetkililerinin onlara atfen açıkladıkları, Ankara yetkililerinin ana politikalarına zıd...O hâlde uyum nerede? Cemil Çiçek KKTC’ye geldi, konuştu, halk rahatladı. O açıklama yalan mıydı? Ya da Talat Kıbrıs’ta başka yapıyor ve Ankara’ya başka mı aktarıyor?
TEPAV'da "Kıbrıs Müzakereleri: Nerede Duruyoruz" konulu yuvarlak masa toplantısına katılan Talat, toplantı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlamış. Talat, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev tarafından imzalanan memorandumun hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
“Bir kere görüşme masasındayız. Görüşme masasında olduğumuza göre, her şeyi orada görüşmemiz lazım. Başka yerden medet ummanın gereği yok. Bizim olmadığımız platformlarda, Kıbrıs sorununun şu anda masadaki durumunu bilmeyen ülkelerle tek taraflı anlaşmalar yapmak, mutabakat muhtıraları imzalamak, görüşme sürecine yardımcı olmaz. Bizim açımızdan böyle bir şey tabii ki yok hükmündedir. Bizi bağlayan bir yanı yoktur. O iki ülke arasında imzalanmıştır. Kıbrıs sorununun çözümüne de etkisi yoktur."
Cumhurbaşkanı Talat, Rum kesiminin kendisiyle vardığı mutabakatları, ilke ve temelleri başka ülkelerle anlaşmalar yaparak erozyona uğratmaya çalışmasının yanlış bir yaklaşım olduğunu da sözlerine ekledi. Oysa bizler KKTC’de biliyoruz ki Sayın Talat, Türkiye yetkililerinin açıkladıkları kırmızı çizgileri aşarak, Hristofyas’a “egemenlik hakkımızı altın tepsi içinde sundu”. İki devlet temeline dayalı çözümü ortada bıraktı.Yeni federal devlete umursamaz bakıyor. Yetmemiş olmalı ki, Garanti antlaşmalarının değişmesi için gizli saklı görüşmeler bir yerlerde sürüyor...Sayın Talat ve destekcileri 2009 Mart’ını iple çekiyorlar. O tarih, birçok konuda kavşak noktası görünmektedir.Biz bu çizginin hangi tehlikeleri içerdiğini görmekteyiz. Ama gizlilik ve oyunlar da sürmektedir.Gizli Anayasa,Garantileri kaldırmak için gizli çalışmalar,Ticaret tüzüğü ile yeni ambargo darbesine rağmen Talat ve CTP-ÖP Hükümetinden uygulamaya destek, korkutmaktadır.Bu 29 Mart olarak işaretlenen dönemeci ve Ruma yama olayını canlı tutmaktadır.
İşte bunun için KKTC’de ve Türkiye’de kafalar karışık. Hristofyas bile “Talat içerde başka dışarda başka söylemekte” diyecek noktaya geldi. Oyun da olabilir gerçek de...Buna karar verecek ve açıklayacak olan Cumhurbaşkanı Talat’ın bizzat kendisidir.
Bu yüzden CHP’nin de üst kademesinde tepki vardır. Kıbrıs sorunu konusunda da benzer bir durumun söz konusu olduğunu ve Türkiye'nin dış politikada ''irtifa yitirdiğini'' ileri süren Öymen, hükümetin son olarak ''Kıbrıs'ta Türkler'in eşit egemenlik haklarından vazgeçtiğini'' savundu. AB ile ilişkiler çerçevesinde hükümetlerin, birkaç yılda bir yapacakları işlere ilişkin izleyecekleri politikaları, hazırladıkları ''Ulusal Program'' ile ilan ettiklerini anlatan Öymen, şöyle konuştu:
''2003 yılında Türkiye'nin bugünkü hükümetinin hazırladığı Ulusal Program'da, Kıbrıs meselesinin çözümünde, 'Bizim politikamızın esası, tarafların egemen eşitliği olacak' deniliyor. Yani taraflar hem eşit olacak hem de eşitliğini kullanacak egemen hakları olacak. Türkler'in egemen eşitlik hakkı, işin sırrı kilidi. Şimdi birkaç hafta önce hazırladıkları Ulusal Program'a bakıyorsunuz, bunu çıkartmışlar. Yani egemen eşitlikten vazgeçmişiz biz. Türkiye'nin haberi yok, ruhu duymuyor. Bunu basında hiç duydunuz mu, okudunuz mu? Hayır. Niçin duyurulmuyor? Bilmiyorum. Ama işin gerçeği şu ki hükümet, resmi belgesinde çok açık bir şekilde geri adım atmıştır.''
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda AB'nin çok ciddi dayatmalarıyla karşı karşıya olduğunu ve bu durum karşısında hükümetin Türkiye'nin çıkarlarını koruyan kararlı bir politika izleyemediğini ileri süren Öymen, ''Kıbrıs, tıpkı Girit gibi elden gidiyor, söylemedi demeyin'' dedi.
İşte tablo. KKTC’de, ana muhalettte ise içkavga vardır. DP etkisiz konumunu sürdürmektedir. Geriye kalan muhalefet partileri de iki kurupta çabalama kaptan misali ayak sürüyorlar. Bence ortada tehlikeli bir durum olduğu açıktır.Yani KKTC’de Partiler,sivil kitle örgütleri ve medya toparlanmak ve davaya sahip çıkmak durumundadır...Değilse Sayın Öymen’in öngördüğü sonuca katlanacağız..