Avrupa Birliği “Atataürk’ün “ismini her görüldüğü yerden silmek için programını uygularken, O’nun yıllarca önce ortaya koyduğu “Ekonomik Program” hayatın gerçeklerine ışık tutmayı sürdürmektedir. Oysa biri aşırı devletcilik, öteki bireye kadar inen aşırı saldırganlık kokan kapitalizm tepe takla gitti. Şimdilerde kimileri Batı ülkelerine “Lenin’i yeniden okumalarını” salık vermekteler.
Onlar okuyadursunlar, biz Atatürk’ümüzün büyük dünya krizinden sonra CHP’nin ana ilkeleri olarak ortaya koyduğu “6 Ok”, bugün de geçerliğini korumaktadır. Aşırı solcular ona bunlar için saldırdılar. Bunu Kıbrıs’ta da gördük. Batılı Kapitalistler de “6 Ok’taki” devletcilik ve sosyal yapıyı reddettiler. Onlara göre de bu bireyin girşimini kısıtlardı.Devlet olaya karışmamalı idi. Onca Ekonomist, “Bırak yapsınlar,bırak geçsinler” diyerek nerede ise dişe diş göze göz istediler…
Onca yarış ve kavgadan sonra dünyanın geldiği nokta, Atatürk’ün onca yıl önce işaret ettiği “Devletin sınırlı müdahalesi” olmaktadır. Bankalara yardım, Bankaları nerede ise devletleştirme, Banka borçlarına tam garanti verme, sosyal yapıya katkı olacak şekilde “işsizlikle mücadele” programları uygulamak bunların başında gelmektedir.
Erzurum ve Sıvas Kongrelerinde bile “Ekonomik bağımsızlık” konuşulmuş, Lozan’da yabancı oyunduruğu atılmış; Kurtuluş Savaşından sonra İzmir İktisat Kongresinde yabancı sermayeye kapı açılırken bile ihtiyat elden bırakılmamıştır. En sıkıntılı dönemde Osmanlı borçları altınla ödenebilmiştir. Amaç “Milli Devletin mali ve ekonomik bağımsızlığı” idi. Bankaların “Milli” vasıfları bunun aynası olarak görülmekte idi.Şimdiki gibi Bankalar satılmadı. İlk satılan Stratejik Sanayi, Ulaşım veya haberleşme olmadı.
Dünya “Bankalar ve dev Şirketlerin Yöneticilerinin açgözlülüğünden “ rezil bir ortama girdi. Krizden çıkmak için ABD Hazinesinden 25 milyar dolarlık yardım isteyen Otomotiv Sanayiinin Yöneticileri, ABD Senato Soruşturma Komisyonunun önünde sınıfta kaldılar. Detroit’ten Washington’a ne ile geldikleri sorulan bu yöneticiler, krize aldırmadan Şirkete ait özel Jet uçakları ile geldiklerini söyleyince Senatörler isyan ettiler. Bu ekranlardan halka yansıdı. Bir Senatör ise bir Şirket Yöneticisine maaşını sordu. Yıllık 120 milyon dolar sözcüklerini işitince, “Bu krizden çıkmak için yıllık bir dolar almaya razı mısınız?” diye sorup da “Hayır” yanıtını alınca, Detroit’liler Washington’dan şimdilik elleri boş döndüler. Açgözlülük kanıtlandı ama…
Gelelim Atatürk’ün Bütçeyi bile denk tutan sistemine. O koşullar altında bile ona buna avuç açmadan “Milli Devlet” yarattı ve ayakta tuttu. Ekonominin geliştirilmesi için sermaye birikimi,işgücünün eğitimi, gereken yasal düzenlemler ve gereken “Kurumlar” oluşturuldu. Bunun adı “Kamu İktisadiTeşebbüsleri” idi. Özel girişim, kısa günün kârına güvenerek, ticari alana kendini hapsederken,”Devlet” ana yatırımcı ve ana girişimci oldu. 2000’li yıllara kadar sarkan KİT’lerin onca yıl boşluk doldurduğu tartışılmaz. Bunların tarım sektörünü doğrudan destekleyen hafif sanayi, pazar payını koruyan tekeller olduğu açıktır. O dönemde Kayseri’de Uçak Sanayiinin temellerini atıp üretime geçen Atatürk ve İnönü’den sonra, 1950 sonrasında dıştan alım uğruna bu sanayinin ve buna bezer üretimin rafa kaldırıldığına tanık olduk.
Sonradan Atatürk’ün haklı olduğu anlaşıldı ve Havacılık, Elektronik, Kimya ve Silâh Sanayii yeniden inşa edildi.
Para politikasında etkili olmak ve “Milli Devlet” tanımlamasını yapmak üzere 15 Haziran 1930’da TC Merkez Bankası’nı oluşturdu.Türk Lirasının değerini Koruma Kanunu yapıldı. Türk Lirası yıllarca değerli bir para olarak hızmet verdi. İthalat Devletin izninine tabi tutuldu.Yabancı Sermayeye sınırlı izinler verildi.Ulusal Bankacılık geliştirildi.Türkiye Bütçesi sadece Atatürk ve İnönü döneminde açık vermedi ve denk bütçe olarak ülkeye katkı sağladı. İhracat teşvik edildi. Yerli Sanayinin güçlenmesi sağlandı.
Yani Batı ülkelerinde olduğu gibi “kâğıtlardan kale” yaratılmadı. Şimdiki dünyada biri ötekine “Banka Garantisi” ya da “Bono” vererek kağıttan kaleler yaratıldığını ilân etmekte, borsaları coşturmakta,CEO’lar 100 milyon doların üzerine yıllık gelir sağlamakta, ülke içinde ve dünyanın öteki yerinde milyonlar da açlıktan ölmekte… Afrika’daki ölmekte olan milyonlarca insanın suçlusu kim dersiniz?
Atatürk “Karma Ekonomik Sistemi” getirdi ve de uyguladı. Israil İkinci Dünya Savaşından sonra Türkiye’de iki girişimi taklit etti: Köy Enstitüleri ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri… Israil Atatürk’ün mirasına ihanet etmedi;Türkiye Köy Enstitülerini kapattı, O’na ihanet etti. Son yılalrda da KİT’leri ona buna sattı…AB kapıda,Türkiye’yi yama yapmak için diz çökmesini beklemekte…Ne acı, yıllarca Türkiye’de “Komünizm geliyor bizi yıkıp geçecek” diyorlar, Komünist Propagandası yaptı diye aydınları hapsetmekte idi. Oysa gele gele Kapitalist AB Türkiye’yi yıkmak üzere içte savaşa başladı…Türkiye’yi “Eyalet sistemine sokmaya” çaba harcıyor.
Nur içinde yat yüce Atam...Senin koyduğun ilkeler bu dünyada hâlâ geçerli…Bak ABD bile bankalara ve etkin işletmelere devlet yardımı yapıyor; Avrupa, banka ve şirketlere devlet el koyup işletiyor…