|
Uluslararası Kriz Grubu (ICG) yeni bir Kıbrıs raporu yayınladı. 10 Ocak günü yayınlanan “Kıbrıs: Ayrılığa Sürüklenişi Tersine Çevirme” başlıklı rapor aylar süren bir çalışmanın sonucu.
37 sayfalık raporda, Kıbrıs Rumlarının Şubat ayında yapacağı başkanlık seçimi ardından Birleşmiş Milletler gözetimi altında adanın iki kesiminin birleşmesi doğrultusunda yeni ve kapsamlı görüşmelerin başlamasının beklendiği, bu görüşmelerin BM ve Avrupa Birliği tarafından “kuvvetli bir şekilde teşvik edilmesi” gerektiği belirtildikten sonra önemli bir uyarı yapılıyor: “Eğer bir çözüme ulaşılamazsa, yerel olarak ‘Tayvanlaşma’ diye bahsedilen süreç hızlanacak, ve bölünme perçinleşecek.”
ICG, Avrupa Birliği'nin de merkezi olan Brüksel'de bulunan, saygın bir düşünce kuruluşu. Krizleri çatışmaya dönmeden önleyebilme amacıyla çalışıyor. Grubun yöneticileri arasında Avrupa Birliği’nin eski Dış İlişkiler Komiseri Chris Patten, ABD'nin eski Birleşmiş Milletler ve Rusya büyükelçisi Thomas Pickering, eski Avustralya Dışişleri Bakanı Gareth Evans ve ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz gibi ünlü ve saygın isimler bulunuyor.
Birçok Kıbrıs uzmanının bir süredir sadece kapalı kapılar ardında tartışabildikleri bir konuyu ICG raporunda çok açık ifadelerle gözler önüne seriyor ve mealen Kıbrıs Rum seçimleri ertesinde adaya önümüzdeki birkaç yıl içerisinde çözüm sağlayacak kapsamlı bir süreç başlatılamazsa zaten süratle bölünmenin perçinleşmesine doğru giden ada için yarın çok geç olacak vurgusunu yapıyor…
İngiltere Başnakanı Gordon Brown’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi milletvekili Bayan Joan Ryan geçen hafta Ankara’da idi. Dışişleri yetkilileri ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu yetkilileriyle temaslarda bulundu, sonra da İstanbul’a geçti ve orada da İngiltere’nin Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimindeki büyükelçileriyle “Kıbrıs görüşme sürecine İngiltere’nin katkıları neler olabilir, sürece nasıl destek verebiliriz” temelli bir görüşme yaptı. Ankara’da iken bazı gazeteci arkadaşlarla birlikte Bayan Ryan ile bir öğle yemeğinde bir araya geldik ve Kıbrıs konusunda Kıbrıs’taki son durumu tartıştık. Yemekte ““yazılmamak” kaydı düşüldüğü için içeriğini aktaramasam da, özeti verebilirim: İngiltere, Kıbrıs’ta zamanın tükenmekte olduğu, zaman geçtikce “Birleşik Kıbrıs” çözümünün giderek zorlaşmakta olduğu, tüm uluslar arası toplumun ama bilhassa BM ve AB’nin Kıbrıs çözüm çabalarını teşvik etmeleri gerektiği düşüncesinde…
Kıbrıs’ta yeni sürecin başlaması – ki bu konuda ICG, BM, AB, ABD, Türkiye yani herkes aynı görüşte – adadaki iki tarafın “ortak siyasi irade” içinde olması, ve her iki tarafın da “çözüm için siyasi kararlılığa” sahip olması gerektiğine vurgu yapıyor Bayan Ryan.
Kıbrıs Türk tarafı, bilhassa Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat her fırsatta “çözümden yana olma kararlılığımız devam ediyor” demekte olduğuna, ve seçimden sonra görevde kalıp kalmayacağı belli olmamakla birlikte Güney Kıbrıs’ta Tasos Papadopulos bile hedefin birleşik Kıbrıs olduğunu söylemeye devam ettiğine göre, görüşmelerin yeniden başlaması büyük mesele olarak görülmemesi gerekirken, esasında sorun hedefin ne olduğu konusunda tarafların ayrı düşünmesi, aynı terim ile çok farklı mesajlar vermeleri… Nedir “Birleşmiş Kıbrıs?”
Bu soruya cevap için, tabii ki, önce Kıbrıs Türk kesiminin büyük uğraşlarla bugün BM Kıbrıs terminolojisine sokmayı başardığı “siyasi eşitlik” kavramının ne olduğuna cevap bulmak gerekiyor. Bu terimden herkes istediği anlamı çıkarmakta değil mi?
Bayan Ryan ile konuşmamızda İngiltere’nin adadaki iki tarafın“siyasi eşitliğinin” yeni görüşme sürecinin temel direklerinden birisi olması fikrine karşı olmamakla birlikte, terimden bizim anladığımızdan oldukça değişik, sayısal temelli ve adeta yeni kurulacak bir şirkette ortakların hisseleri kadar sahiplik almaları yaklaşımı içerisinde olduğunu hissettim. Halbuki gerek Kıbrıs Türk halkının, gerekse Ankara’nın siyasi eşitlikten algısı yeni Kıbrıs’ın “adadaki iki eşit kurucu devletin” ve “iki eşit kurucu halkın” ortak iradesi ile kurulacağı ve bu yeni devlette iki halk ilişkisinin “azınlık-çoğunluk ilişkisi değil, iki eşit kurucu halk” olması değil mi?
Tabii ki, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk halkını bazı ayrıcalıklar talep eden bir azınlık olarak görmeye devam etmekten vaz geçmedikçe Kıbrıs sorununa çözüm getirme yolundaki tüm çabaların akamete uğrayacağı görülmelidir. Kıbrıs’ta çözüm isteniyor ise Kıbrıs Türklerine çözüm olunca ne büyük imkanlara kavuşacaklarını anlatmaktan ziyade, Kıbrıs Rumlarına çözüm olmazsa nasıl bir fatura ödeyecekleri anlatılmalıdır.
Bayan Ryan gibi ICG raporu da uzun uzun Kıbrıs Rum tarafındaki seçim sonrası başlayabilecek yeni ve kapsamlı görüşmelerde başarılı olmanın Kıbrıs Türk halkına ne büyük imkanlar sağlayacağını, Türkiye’nin AB üyeliği önündeki Kıbrıs engelinin ortadan kalkacağını ve saire anlatıyor. Ancak, şimdiye kadar yapılmayanı da yapıyor ve çözüm olmaması halinde Kıbrıs Rum tarafının neler kaybedebileceğinin de altını çiziyor. Bu güzel bir maliyet çalışması:
“Kıbrıs Rumları kendi kendine bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine karşı uluslar arası toleransın arttığını görebilir, çözüm ile kuzeyden elde edebileceği önemli miktarda toprağı kaybedebilir, Türk askerinin adaya temelli yerleşmesi, Rumlardan kalan topraklar üzerinde hızlanan bir inşaat patlaması ve artan sayıda Türkiye’den Kıbrıs’a göç olabilir…”
Tabii ki raporda Kıbrıs Türkleri, Türkiye ve AB açısından da “maliyet hesapları” yapılıyor, ancak kanımızca en net mesaj Rum kesimine: Eğer çözüm çabaları bu kez de akamete uğrarsa, fatura ödeme zamanı gelir ve fatura da bölünmenin uluslararası kabulü olabilir… Kıbrıs Tayvanlaşabilir…
* Yusuf Kanlı’ya ykanli@hotmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.
|