Kıbrıs Rum Görüşmeci Yorgo Yakovu’yu çok yakından tanıyan bir Rum arkadaşımla telefonda sohbet ediyorum… Saat öğleyi geçmiş ama, malum Pazar, uykudan yeni uyanmış, daha biraz mahmur arkadaşım…
“İşler iyi gitmiyor,” diye başlıyor söze ve yakınıyor Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “artık eski Talat” olmamasından…
Sanki Bayrak televizyonunda sevgili Mete Tümerkan ile Cumhurbaşkanı Sözcüsü Hasan Erçakıca dostumun geçen haftaki o enfes söyleşisini anlatıyor, daha doğrusu, Erçakıca’nın anlattığı “değişen Talat” ve görüşme süreci başladığından bu yana Cumhurbaşkanı Talat’ın “çözüme endeksli Hristofyas”ı görememenin ortaya çıkardığı hayal kırıklıkları içerisinde değişen “algılamalarından” yakınıyor…
“Bu iş hazin bir sona doğru gidiyor… İlerleme yok görüşmelerde,” diyor Rum arkadaşım ve ilave ediyor, “Sanki her iki lider de bir fırsat yakalasam da suçu karşı tarafa atıp bu işten elimi bir yıkayabilsem noktasına doğru hızla ilerliyor…”
“Yani, umut bitti mi?” diye soruyorum. “Umut zaten Talat’ın romantik yaklaşımında idi. Yıl sonuna kadar çözüm bulunacakmış, yoksa bir daha çözüm olmazmış… Yarattı bir hava, Hristofyas da gerçi başlangıçta ‘Yahu zemin yok, önce bir semin hazırlayalım, acelemiz ne? Zemin olmadan başlar ve bu yeni süreç de başarısız olursa tekrar başlamak iyice zor olacak’ dedi ama, olmadı. Herkes ‘Hadi başlayın artık’ diye bastırdı, hazırlık yapılmadamn, zemin oluşturmadan, nihai hedef konusunda net bir ortak pozisyonda anlaşmadan süreç başladı. Şimdi ilerleme zorluğu var, algı farklılıkları var. Süreç kurtarılabilinir mi? Her şeye rağmen bir şey olur mu? Doğrusu şu anda kestirmek çok zor!”
İyi de, diyorum, Erçakıca açıkça, daha doğrusu söyleyebileceği netlikte söyledi BRT’de, romantizm ile olmuyor, gerçekçi, ayağı yere basan bir süreç ile ancak çözüme ulaşabiliriz…
“İzlemedim, ama dökümünü okudum, çok enteresan bir söyleşi…” diyor.
Peki, diyorum, yanlış mı vurguladı Erçakıca bu sürecin “yoldaş” edebiyatı ile bir yere varılamayacağını, çözüm isteniyor ise güzel lafları bir tarafa bırakarak, gerçekçi olunarak, romantik değil, faydacı yaklaşımlar içerisine girerek, kısaca romantik davranarak çözüme hizmet edilmeyeceğini anlayarak bir sonuca varmaya çalışmak gerektiğini vurgularken?
Uzun bir sessizlik…
Ne oldu, diyorum, sustun…
“Hiç iyi gitmiyor işler! Şimdi Erçakıca’nın böyle açıklamalar yapması sence yapıcı bir davranış mı? Dedikleri diplomatik zarftan çıkarıldığı zaman ne anlama geliyor? Ne gerek var ‘Talat değişti, bırak artık ona yoldaş demeyi, gerçekçi ol’ demeye… Hristofyas hayal dünyasında mı yani? Romantik yaklaşımlar, yere basmayan teklifler mi sunuyor? Bu çok zor bir süreç ve halkın önünde iki lider ve yakın çevreleri ne kadar çok birbirlerini yıpratırlar, kötülerlerse, bir o kadar daha zorlaşır bir yerlere varabilmek.”
İyi de, Hristoyas, Kipriyanu, AKEL sözcüsü, ve hatta Yakovu çok mu yapıcı konuşuyorlar? Yani çok mu zordu Hristofyas için hayırlı olsun demek, umarım yapıcı katkıları olur Türkiye’nin hem Kıbrıs hem de diğer bu bölge sorunlarına B.M. Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmesi diyebilmek?
“Hayır” diyor… “Maalesef panikledi bizimkiler, anladılar işlerin eskisi gibi olmayacağını, Türkiye’yi ve tabii Türkiye üzerinden Türk tarafını dünyanın şimdi daha fazla duyacağını…”
Peki, diyorum, gerçekten görüşmelerde ilerleme ne aşamada?
“Her zamanki gibi… Bizimkiler bizim eski plağı, sizinkiler de sizin eski plağı seslendiriyor… Ortam arkadaşça ama görüşmelerde hep eski terane… Talat hala Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adanın yeni gerçeğini, federasyonu yansıtacak şekilde yeniden yapılanmasına karşı, bizimkiler de başka her türlü fikre kapalı… Yani sonuçta diğer alanlarda ne ilerleme olursa olsun devlet yapısı ve egemenlik paylaşımı denilince ortam değişiyor, yüzler asılıyor, her iki taraf da kendi pozisyonundan milim geri atmıyor…”
Yani, diyorum, tarafların birbirini algılamaları değişti, umutlar yıkılmaya yüz tuttu…
“Romantik olma, Talat değilse de Erçakıca bozulacak,” diye takılıyor Rum arkadaşım. “Bu iş zor ve giderek daha iyi anlıyor her iki taraf da meselenin temelinde ne kadar derin bir güven bunalımı var… Birbirimize güvenmeyi başarmadan, nasıl tekrar bir arada olacağız?”
Zor diyorum… Zor… Ama en azından meselenin bu boyutunun algılanmaya başlanması bile belki yavaş yavaş liderleri ve iki halkı zoraki evliliğin yanı sıra anlaşmalı boşanma dahil başka seçenekler olduğunu algılamaya yönlendirir. Ayrılık veya anlaşmalı boşanma fikri algılandıktan sonra, belki özveri temelli evliliğin de mümkün olabileceği, karşılıklı mutluluk için aslında karşılıklı fedakarlığın ve hatta acı geri adım atmaların şart olduğunu anlamaya başlarız…
Umut var mı?
Bilmem, sizce var mı?
(Yusuf Kanlı'ya ykanli@hotmail.com ya da yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.)