Bakanlar Kurulu’nda dört yıldızlı konuklar!
İlk kez… Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez… Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ve diğer dört yıldızlı generaller Bakanlar Kurulu’nun misafiri olacaklar bugün.
Sadece kahve içmeye, hasbıhal sormaya gitmeyecek generaller… Bakanlar Kurulu üyelerine terörizm, terörizmle savaşta mevcut durum ve alınması gereken önlemler, atılması gereken adımlar konusunda kapsamlı bir sunu yapacaklar.
Hayatlarını “askere saldırma” ile geçirmiş, takıntılı, biat kültürü ile yetişmiş ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ne sorgusuz sualsiz biat etmeyi marifet sayan kalemşörler şaşkın! AKP ile asker ateşkes mi yaptılar? Kapanma davası sonrası yeni bir dönem mi başladı? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın daha geçen gün Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un o meşhur parmak sallayarak yaptığı ve medyaya “durduğunuz yeri belirleyin” dediği konuşmaya “Siz kimin medyasısınız?” gibi bir katkıyla destek vermesi, bugün ise Başbuğ’un tarihte bir ilki yapıp dört yıldızlı komutanlarla Kabine’ye misafir olması neye işaret? Asker “hizaya gelip” sivil yönetime koşulsuz biat kararı mı aldı, yoksa bu “Al gülüm, ver gülüm” vaziyeti neyin işareti… Kafaları karışık arkadaşların. Eleştirseler, olmuyor! Alkışlasalar, içlerine sinmiyor!
Halbuki, gerek Genelkurmay 2. Başkanlığı gerekse Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemlerinde basının önde gelenlerine kapalı kapılar arkasında verdiği sunuları hatırlayanlar, Başbuğ’un Genelkurmay Başkanı olarak şimdiye kadar – o parmak sallayarak yaptığı konuşma dahil – hiç yeni bir şey söylemediğini, hep terörizm ile savaşta koordinasyonun ve istihbarat birliğinin önemini vurguladığını, özerk veya İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir müsteşarlık, genel müdürlük, daire başkanlığı veya adı ne olursa olsun o işlevi görecek bir yapılanmanın terörizmle ilgili koordinasyonu sağlaması gerektiğini, tüm istihbaratı toplaması ve kolektif değerlendirme imkanına sahip olması gerektiğini ısrarla ve bıkmadan savunduğunu hatırlayacaklardır.
Haklı değil mi Başbuğ? Milli İstihbarat Teşkilatı bir yandan, Jandarma ve Askeri istihbarat bir yanda polis istihbarat bir yanda hayati bilgiler topluyorlar ama bunların arasında ne koordinasyon, ne bilgi paylaşımı ne de toplanan istihbaratın birlikte değerlendirilmesi, yorumlanması, sonuç çıkarılması gibi imkanlar sağlayacak bir yapılanma var.
Yıllardır söylüyor Başbuğ ve diğer askerler: Kuvvet kullanarak terörizmi ancak kontrol altına alabilir, faaliyetlerini kısıtlayabilirsiniz, köklü çözüm sağlayamazsınız, kimse sağlayamadı… Ancak, terörizmle savaşın başarılı olması için askeri tedbirlerin ve güç kullanımının yanında, muhakkak sosyal, psikolojik, ekonomik ve politik tedbirlerin de alınması, dağa çıkışın önünü kapatacak, dağdan inişin önünü açacak politikalar ve uygulamalar gereklidir…
Haksız mı Başbuğ ve diğer askerler bu değerlendirmelerde? Ondan önceki komutanlar farklı mı konuşuyordu? Onlar da aynı noktaları vurgulamıyorlar mıydı? 1995’deki, 2000’deki durumu hatırlayalım… Neredeyse bitmemiş miydi terör o zamanlar? Şimdi niye var o zaman? Çünkü yıllarca terörle savaşı askere ihale edip, koltuklarda rahatça oturdu diğer açılımları yapması gereken siyasi kadrolar.
Peki ne diyecek Başbuğ ve komutanlar Bakanlar Kurulu üyelerine? MGK’ya katılan bakanlar defalarca zaten Başbuğ ve diğer komutanların sunumlarını dinlediler. Başbakan Erdoğan her hafta görüşüyor Başbuğ ile. Başbuğ’un Bakanlar Kurulunun MGK’ya katılmayan üyelerine sunumunda, Başbakan Erdoğan’ın büyük olasılıkla toplantı açılışında yapacağı ve esasında daha önce yaptığı konuşmaların tekrarı niteliğinde olacak olan güvenlik ihtiyaçları vurgusunu tekrarlamaktan öte bir şey söyleyebilecek mi? Ayrıca, Başbuğ ve diğer komutanların Erdoğan’a şu ana kadar söyleyemedikleri herhangi bir konuyu bu toplantıda gündeme getirmelerini beklemek ham hayal ve büyük bir saflık olacaktır…
Diğer yandan da, komutanların Bakanlar Kurulu toplantısına katılmalarının gerek iç kamuoyuna, gerekse uluslar arası kamuoyuna yönelik bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak küçümsemek de yanlış olacaktır.
BU TOPLANTININ AMAÇLARI NELER OLABİLİR?
1- Her şeyden önce, bu toplantı ülkenin yönetiminde siviliyle askeriyle terörizme karşı tam bir birlik olduğunun, terörle mücadelede hükümet ve TSK’nın aynı safta olduğunu altını çizmeye vesile olacaktır. Bu toplantı, terörle mücadelenin topyekûn bir mücadele olduğu düşüncesinin bir yansıması olacak.
2- Bu toplantıyla, sadece uluslar arası topluma değil, iç muhalefete ve bilhassa ayrılıkçı terörün beslendiği Irak’ın merkezi lideri Celal Talabani’ye ve Kuzey Irak yerel yönetimi lideri Mesut Barzani’ye siviliyle askeriyle Türkiye Cumhuriyeti yönetiminde terörizme karşı tam bir birlik olduğunun, Türkiye’nin bu sorunla mücadelesinde her türlü tedbiri almaya kararlı olduğunu ve en önemlisi “yardım edilmezse sonuçlarına katlanılacağının” gelinen noktada Ankara’nın artık “Ya bizimlesiniz, ya bizim karşımızdasınız” noktasına yaklaşmakta olduğunun mesajını vermek hedefi gözetilmiş olabilir.
3- Terörizmle savaşta kamuoyu desteğinin önemi inkâr edilemez. Verilecek birlik görüntüsünün, medya ve sivil kuruluşlara yönelik bilgilendirme çabalarıyla birlikte toplumda özgüven duygusunun yükselmesi, Kürt ayrılıkçılığı ve PKK ile mücadelenin içinde bulunduğu aşamanın ciddiyetinin daha salim değerlendirilmesinin, atılacak bazı cesur adımların altyapısını hazırlayabileceği düşünülebilinir.
4- Belki daha da önemlisi, hem hükümet başkanının, içişleri bakanının ve genelkurmay başkanıyla tüm kuvvet komutanlarının katılacağı bu toplantıda dağınık istihbarat kuruluşlarına amirlerinin kurulmasına karar verilen yeni müsteşarlıkla tam uyum içerisinde olmalarını, koordinasyon çalışmalarına katkıda bulunmalarını ve hassas istihbarat paylaşmasının gereğini vurgulamaları yeni anti-terör yaklaşımının hayata geçmesini kolaylaştıracağı düşünülmüş olabilir.
5- Her halükarda, genelkurmay başkanının ve diğer üst komutanların Bakanlar Kurlu toplantısına katılmaları ve bakanlara anti-terör sunumu yapmalarının asıl amacının terörizmle savaşta ve Kürt ayrılıkçılığı ile mücadelede gelinen durumun ciddiyetini ve askerin hükümetin siyasi direktifiyle ve onunla birlikte hareket ettiğini ele güne anlatmak olduğunu söylemek mümkün.
(Yusuf Kanlı’ya ykanli@hotmail.com ya da yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz.)