Sondakika RadyoKIBRIS.com, FACEBOOK`ta - Gurubumuza siz de katılın, tüm yeniliklerden haberdar olun !!! RadyoKIBRIS.com CANLI YAYINDA !!! Dinlemek için TIKLAYINIZ >> Kıbrıs Postası, FACEBOOK`ta - Gurubumuza siz de katilin !!! Last Digital - 444 0 100 - Yenikent, Lefkoşa Özge Taşker - Healthy Life - Sağlıklı Beslenme ve Diyet Merkezi - 22 92 286 - Marmara Bölgesi, Lefkoşa Alo Vitae - Vitae Veteriner Kliniği ücretsiz danışma hattı: 22 40 953 - Yenikent - Lefkoşa
kibris cyprus news haber kibris cyprus news haber
10 Ocak 2009, Cumartesi

Radyo KIBRIS

 | Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
Sondakika GİAD: Siyasi partiler ekonomik programlarını açıklasın CTP sokağa çıktı MSC Cruise şanslıları belli oldu Hristofias:Çözüm Talat ve Türkiye'ye bağlı Sevgi çemberi oluşturuldu

  ARŞİV
   

 RÖPORTAJ
MEHMET EZİÇ: DAYANACAK GÜCÜMÜZ KALMADI
2008 yılında yılın girişimcisi seçilen Eziç İşletmeleri Sahibi Mehmet Eziç’le kendisini, yaptığı yatırımları, ü...

 ÇOK OKUNANLAR
CTP kafa karıştırmaya çalışıyor
 
CTP sokağa çıktı
 
Rumlar orduyu yeniden yapılandırıyor
 
MSC Cruise şanslıları belli oldu
 
''Tek Adres ÖRP''
 
KKTC'nin AB yürüyüşünde önemli adımı
 
Tüp gaz 20 TL'ye düştü
 
Rumlar gerginlik yaratıyor
 
ÖRP Teşkilatı Kozan’daydı
 
GİAD'dan partilere çağrı
 
Obama istihbarat ekibini açıkladı
 
Pazartesi görüşmelere devam
 
Çözüm Talat ve Türkiye'ye bağlı
 
Kadınları sabote eden 12 cümle
 
Sivrisineklerin aşk düeti
 

 YORUMLANANLAR
İngiltere vatandaşlarını uyardı [2]
 
CTP Mağusa'da toplandı [1]
 
Gölbaşı'nda cephanelik [1]
 
Kıbrıs uzmanı Başmüzakereci [2]
 
Tüp gaz 20 TL'ye düştü [1]
 
''Tek Adres ÖRP'' [2]
 
CTP sokağa çıktı [1]
 
Avcı'dan Rum silahlanmasına tepki [3]
 
Rumlar Ruslardan tank alıyor [5]
 
Soyer partilerden ne istedi? [4]
 
Talat'tan ilginç mesaj [1]
 
Kadın siyasette yer almalı [6]
 
'Merkezde siyaset yapacağız' [7]
 
Sevgi çemberi etkinliği Cuma'ya [2]
 
Görüşme süreci, CTP’nin oyuncağı olamaz [1]
 

Margarita Duku
Rauf R. DENKTAŞ
KKTC’ye Hava Sahası Darbesi
Prof.Dr.Ata ATUN
Cek....Cak....
Erdinç GÜNDÜZ
Sağlıklı olmak şanstır
Mete TÜMERKAN
Türkiye’de çanakların yeri bulunurken...
Hasan HASTÜRER
Bardakta az su var…
Yusuf KANLI

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   23 Kasım 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Gazeteciliğe yeni başlamış genç arkadaşlara mesleği anlatmaya genelde şu meşhur bardak benzetmesi ile başlarız. Bardağa biraz su koyup ne gördüklerini anlatmalarını isteriz. İyimser olanlar sadece “Bardakta dolu” derken, kötümser olanlar “Bardak boş” veya “Bardağın yarısı boş” yanıtını verirler. Gerçekçi ve yapıcı olanlar ise “Bardakta biraz su var” yanıtını verirler.

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat iki günlüğüne Ankara’da idi. Kendisiyle görüşme, Odalar Birliği’nin Türkiye Ekonomik ve Politik Araştırmalar Vakfı (TEPAV) tarafından düzenlenen bir konferansta yaptığı sunumu izleme ve görüş alış-verişinde bulunma imkanı buldum. Kurallar gereği kim ne dedi şeklinde aktarımda bulunamasam da, izlenimlerimi sunmamda hiçbir engel yok. Çok özet olarak söylemem gerekirse, anlaşıldığı kadarıyla dokuzuncu kez görüşen Talat ve Rum meslektaşı Demetris Hristofyas bardağa az miktarda su koyabilmişler. Ancak, geldikleri noktada ne musluktan su akıyor, ne de yakında bir pınar veya dere var su alıp bardağın geriye kalan bölümünü dolduracak. Eğer bir şeyler yapılmaz, ve birileri bu iki yoldaşa nereden ve nasıl su taşıyacaklarını gösteremez ise sürecin bir yere varacağı yok… İşler vahim anlayacağınız.

Her ne kadar kamuya açık mesajlarında Cumhurbaşkanı Talat “Çözüm için hala ümitliyim… Süreç hiç de tamamen başarısız değil, bazı konularda tam görüş birliği, bazı konularda kısmi anlaşma, bazı konularda mevcut vaziyette ciddi görüş ayrılıkları var, ama ümitliyim…” demekte ise de açıkça görülüyor ki Kıbrıs Türk tarafında ciddi bir hayal kırıklığı, bezginlik var.

Rum tarafının süreci takvime bağlamamakta ısrarı, işine geldiğinde “Ama bu Annan Planından ileri bir istek” diyerek Annan Planını baz alması ama işine gelmeyince de “Anna Planı bu sürecin temeli değil… Annan Planı öldü…” yaklaşımı kısa sürede çözüm umutlarını tüketmekte, bir anlamda yüzlerce kez görüşülen konuların sil baştan yeniden tartışılmasını gerektirmekte, zaman harcanmakta.

Ama yine de “hiçbir şey yapılmadı” algılaması da yanlış olur. Mesele, her ne kadar iki lider şu ana kadar federal hükümet yetkileri, oluşturulacak federasyonda iki meclisli yasama (temsilciler meçlisi ve senato) olması, büyük oranda by yasama organına iki halkın nasıl ve hangi oranda seçilecekleri, kriz çözüm mekanizması ve bu mekanizmada yabancı temsilinin olmaması gibi ikincil birçok konuda önemli ilerleme sağlamış olsalar da adada eğer olacak ise çözümü sağlayacak temel konuda; yani yeni federasyonu oluşturacak iki kurucu devletin yetki ve egemenlik tanımı, yeni ortaklık devletinde iki halkın ve onların kurucu devletlerinin güç paylaşımı, bu güç paylaşım esasının devlet yapısına yansıtılması konularında Rum tarafında ciddi bir zihniyet değişimi olmadıkça sürecin çöküşü kaçınılmaz görünüyor.

Rum tarafı halen “yeni ortaklık” tanımına bile alerjili. Yeni ortak devletin “yeni” olmayacağı, mevcut Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilave bazı öğeler ile yeni ortak devlet olmasında ısrar ediliyor.

Tabii ki Cumhurbaşkanı Talat’ın ısrarla altını çizmekte olduğu gibi bu sürecin başarılı olmasındaki en önemli engel Rum tarafındaki motivasyon eksikliği. Uluslar arası tanınmaya sahip, Kıbrıs’ın tümünün “tek yasal hükümeti” olarak kabul gören, Avrupa Birliği üyeliği verilmiş Kıbrıs Rum yönetimi, uluslar arası toplumdan izole edilmiş, “hükümet kontrolü olmayan bölge” olarak tanımlanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile niye adanın egemenliğini, geleceğini paylaşsın?

TAÇ AKILLANDIRIR

Bunu yıllardır söylüyorduk biz. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün esas sebebinin adada taraflardan birinin tanınmış devlet, diğerinin de izolasyon altında, dünyayla teması engellenmiş, yasal hükümetten bazı ilave haklar talep eden bir azınlık olarak algılanmasının yattığını söylemekte, Talat ise Denktaş’ı ciddi olarak çözüm için uğraşmamakla suçlamakta idi… Taç akıllandırır derler, Talat da akıllandı artık. Görüyor temel meselenin ne olduğunu.

Şimdi mesele bu temel konunun dünyaya anlatılması…

2009 yılı Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri açısından çok önemli bir yıl. 2006 yılındaki Avrupa liderleri kararına göre 2009 yılı sonunda liderler Türkiye ile görüşmelere başlarken ortaya koydukları Türkiye’nin “Tüm AB ülkeleri ile ilişkilerin normalleştirilmesi” ve “1963 gümrük birliği kurallarının tüm yeni üyeleri – bu arada Kıbrıs Rum tarafını – kapayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokolün Türkiye Büyük Millet Meçlisi tarafından da onaylanarak yürürlüğe girmesi ön şartlarını yerine getirip getirmediğini “değerlendirecekler. İşte Hristofyas’ın acele etmemesi, takvim kabul etmeye yanaşmamasının en önemli sebebi bu. 2009 deüerlendirmesi baskısı altında Talat’ın ve Türkiye’nin normal şartlar altında veriemeyecekleri bazı tavizleri verebileceğini hesaplıyor.
Bir diğer sebep ise takvim kabul edilmesi durumunda sürecin sonunun belli olacağı, bir noktada başarısızlığın neden olduğunun sorgulanacağı endişesi. Halbuki, sonu açık bir süreçte bugün “yeni ortak devlet” pazarlığı gibi devam eden sürecin bir şekilde Avrupa Birliği müktesebatının “hükümet kontrolü dışındaki bölgede” yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bölgesinde nasıl uygulanacağı bir çalışmaya dönüşeceği umudu Rum tarafının hala en temel politik beklentisi.

SİYASİ NİYET EKSİKLİĞİ

Tabii ki geride bırakılan görüşmelerde iki liderin federal hükümet yetkileri konusunda büyük oranda anlaşmaları, açıkca ilan edilmese de federal hükümete ait olmayan egemenlik öğelerinin “doğal olarak” iki kurucu devlete ait olacağı zımni görüş birliği, devlet başkanlığının Türk tarafının önerdiği gibi İsviçre tipi bir başkanlık konseyinin (aynı zamanda bakanlar kurulu) üyeleri arasından her yıl dönüşümlü olması veya 4 yıl Rum 2 yıl Türk gibi bir sistemle mi olacağı, Temsilciler Meçlisi ve Senato’nun nasıl oluşturulacağı, yetkileri hep önemli konular. Ancak, esas mesele yeni ortaklık devletini kurma çabasındaki iki lider ve temsil ettikleri iki demokrasi birbirlerini eşit olarak görüyorlar mı, yeni devleti eşit ortaklar olarak kurmaya niyetleri var mı, yoksa birbirlerini yok etmeyi amaçlayan hasım olmayı mı tercih ediyorlar?

Maalesef görünen Rum tarafındaki “osmosis” yani Kıbrıs Türk halkının Rum çoğunluk içerisinde eriyerek kaybolması anlayışı ve beklentisi ve çözüm çabalarını AB müktesebatını – diğer bir deyişle Kıbrıs Rum yönetimini – Kuzey Kıbrıs’a yayma umudu yeni bir ortaklık siyasi iradesinden daha güçlü olmaya devam ediyor.

İşte bundan dolayı, görüşmelerde gelinen noktayı “bardakta az su var” diye tanımlar isek, ilerideki ciddi sıkıntıları da “musluklar kurudu, yakında dere yok, bardağın geride kalan bölümünü doldurmak için ihtiyaç duyulan suyu iki liderin nasıl sağlayacakları birileri tarafından gösterilmeli” önergesiyle izah edebiliriz.

Rum tarafı hem devlete, hem siyasi tanınmaya hem de AB üyeliğine sahip olduğu için ortaklık cumhuriyeti kurmak için özveride bulunmaya sebep bulamıyor ise, yani motivasyonu yok ise, bir şekilde Rum tarafına “çözüm olmaz ise kaybedecekleriniz var” denilebilmelidir. İşte eğer Kıbrıs’ta çözüm isteniyor ise, uluslararası toplumun, başta garantör İngiltere’nin ve Kıbrıs’ta çözüme önem vereceğini söyleyen 20 Ocak’ta göreve gelecek yeni Barak Obama yönetiminin yapabilecekleri en önemli katkı budur.

Mesela, adayı ziyaret eden yabancı devlet adamlarının hiç olmazsa bir günü KKTC’de geçirmeleri ve gerek Talat gerekse diğer KKTC yetkilileri ile “makamlarında” görüşmelerde bulunmaları, Talat ve diğer KKTC yetkililerini kendi ülkelerine davet edip görüşmelerde bulunmaları veya bazı uluslar arası toplantılar esnasında benzer temaslara girmeleri bile Rum tarafına “neler kaybedebilecekleri” konusunda güçlü mesaj olacaktır.

KKTC ELÇİSİ HALA YOK AMA…

Geçen haftaki yazımdan sonra gerek Cumhurbaşkanlığı, gerekse Dışişleri Bakanlığı ile şu bir türlü atayamadığımız Ankara büyükelçisi ve müsteşarı meselesi ile temaslarım oldu. Bu sorun herhalde daha uzun zaman çözülemeyecek. Ama, müstakbel büyükelçi Namık Korhan’ın şahsiyeti dolayısıyla belki bir ara formül bulunup atama yapılabilinir. KKTC tek büyükelçiliğini Cumhurbaşkanı – Dışişleri Bakanı arasındaki bir yanlış anlamaya ve yanlışta ısrar etmeye mahkum edip boş bırakmamalıdır. Yazık olur.

Bu arada Türkiye’nin yeni KKTC büyükelçisi de belli oldu gibi. Son dakikada menfi bir gelişme olmazsa mevcut İstanbul Valisi Muammer Güler Lefkoşa’daki yeni Türk Büyükelçisi olacak. Bu görev tabii ki Güler için bir “tenzili rütbe” olacak ama, KKTC’ye de emekliliği yaklaşmış vali atanması pek hoş davranış değil herhalde…

Hadi hayırlısı…

(Yusuf Kanlı’ya ykanli@hotmail.com veya yusufkanli@gmail.com adreslerinden ulaşabilirsiniz)

   1237 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

  Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazıları Yazarın tüm yazılarını görüntüle  
  04 Ocak 2009, Pazar   Sorun bu kafalarda…
  28 Aralık 2008, Pazar   Gözyaşları Gazze için
  21 Aralık 2008, Pazar   Plan B yok, Kıbrıs'ta barış için 2009 artık son şans
  14 Aralık 2008, Pazar   2008: Bir ‘kayıp yıl’ daha
  07 Aralık 2008, Pazar   Hristofyas Talat’ı CTP’ye şikayet ederse…
  30 Kasım 2008, Pazar   Eroğlu: Nerede kalmıştık!
  16 Kasım 2008, Pazar   Devletin tepesinde küslük olmaz!
  09 Kasım 2008, Pazar   Kıbrıs’ta kırılma noktası yaklaşıyor mu?
  02 Kasım 2008, Pazar   Mustafa filmi ve Atatürk…
  26 Ekim 2008, Pazar   Bakanlar Kurulu’nda dört yıldızlı konuklar!


 
  Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
© 2000 - 2008 KIBRIS POSTASI - Version 2.1 | ¤° o O
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: haber@kibrispostasi.com
Kıbrıs Postası
Anadolu Ajansı Abonesidir. 
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dýþarýya link Last Digital

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kıbrıs Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.