Gerek Kıbrıs Türk, gerekse Anavatan siyasetinde bir şekilde parti liderliğini bırakan veya bırakmak zorunda kalan siyasetçilerin tekrar liderliği elde etmek için perde gerisinde uğraş vermeleri, ve bilhassa partilerinin tekrar kamuoyunda yükselme eğilimine girmesiyle birlikte geri dönüş çabasını açıktan açığa yapmaya başlamaları ve geri gelmeleri hiç de görülmemiş olay değil.
Örneği mi? Bakınız 1999 seçimleri veya 2002 seçimleri sonrasında siyaseti bırakmak zorunda kalan Türk siyasi liderlerinin manevralarına, geri dönüş uğraşılarına. Cumhuriyet Halk Partisi’nde Deniz Baykal çoktan geri döndü, şimdi tekrar gitmeme uğraşında. Anavatan Partisi toparlanamadığı için Mesut Yılmaz yeni parti arayışlarında, Doğru Yol’da (bugünkü Demokrat Parti) Tansu Çiller perde arkası liderliğe halen devam ediyor ama hala “acaba bir gün geri dönebilir miyim” umudunu muhafaza ediyor, Milliyetci Hareket Paritisi’nde Devlet Bahçeli gider gibi yapıp, hiç gidemedi…
Nitekim, Ulusal Birlik Partisi’nde de 2005 seçim hezimeti ile kapanan Dr. Derviş Eroğlu dönemi, halkın iktidardaki Cumhuriyetci Türk Partisi-Özgürlik ve Demokrasi Partisi koalisyonundan gerek çözüm gerekse izolasyonların ortadan kaldırılması, gerekse de “iyi yönetim” ve adam kayırma, yolsuzluk, patizanlık girdabından KKTC’nin kurtarılması umutlarını kaybetmeye başlaması ile birlikte UBP’ye desteğin hızla yükselmesi, %40lara tekrar ulaşması ile birlikte Cumartesi günü tekrar geri döndü…
Yanlış anlaşılmasın, elbette siyaset “ben daha iyi yaparım” iddiasına sahip insanların “daha iyi yapmak” için görev talep etmeleri temelinde yürütülmelidir. Gerektiğinde ikinci planda kalabilmek nasıl bir mezşiyet ise; gençlere fırsat vermek nasıl bir meziyet ise; aynı şekilde geri dönme talebinin de yadsınacak, acayip bulunacak bir tarafı yok. Hele hele bir lider kendisini “başarılı” gördüğü bir dönemde kendi yanlışlarının katkısı olmadan ve hatta yerel siyaset haricinde faktörler ve hatta yabancı finansman ve propaganda sonucunda yarışta geride kalması sonucu “partisinin ve halkının yararı” düşüncesiyle geri adım atma durumunda kalmışsa, koşullar düzelince geri dönme istenci ile hareket etmesinde bir acayiplik görmemek lazım.
Kuzey Kıbrıs Türk Halkı 2002 sonrasında, bilhassa 2003 ve 2004 yıllarında ciddi bir travma yaşadı. Anavatan’da değişen siyasi iklim bir yandan, uluslar arası konjektür, Avrupa Birliği dinamiği ve de Annan Planı süreci KKTC’de ciddi bir zihinsel kırılma ortaya çıkardı. Bunun sonucunda “Yeter artık, geleceğimizi görmek bizim de hakkımız” görüşü toplumda ağırlık kazanmaya, bazı önemli ve Kıbrıs Türk Halkının var oluşuyla ilgili hassasiyetler ikinci plana itilmeye başlandı.
2004 halkoyu ile alınan sonuca rağmen Rum kesiminin Avrupa Birliği üyesi olması, “Evet” oyuna rağmen Kıbrıs Türk Halkının “soğukta bırakılması” ve o günden bu yana ne AB ne de ABD’nin verdikleri hiçbir önemli sözü yerine getirememeleri veya getirememeleri, 2005 seçimleri ve sonrasında CTP önderliğinde kurulan hükümetlerin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın en temel halkoyu ve seçim sözlerini, yani “izolasyonların çözüm olsa da olmasa da kaldırılacağı” vaadini yerine getirememeleri doğal olarak Kıbrıs Türk halkının siyasi tercihlerine yansımaya başladı ve de eğer kamuoyu yoklamaları gerçek durumu yansıtabiliyorlarsa, UBP’yi tekrar birinci yaptı. Elbette ki Tahsin Ertuğruloğlu’nun çabaları, özverili liderliği, partiyi tekrar gençlere yaklaştırması ve bilhassa Ankara ile UBP’nin “arasını düzeltme gayretleri” de UBP’deki bu tekrar tırmanışta çok hayati bir rol oynadığını da teslim etmek gerekir.
Eğer zamanında yapılır ise bir sonraki seçimler 2010 Şubat ayında yapılacak. Bugünden seçim tarihine kadar uzun bir süre var. Anavatan’ın 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hep söyler, siyasette bir hafta çok uzun süredir. KKTC seçmeninin mevcut siyasi eğilimi o güne kadar hangi şekli alır, seçimde hangi parti lider çıkar şimdiden söylemek zor. Eroğlu’nun geride kalan iki yılda Ertuğruloğlu’nun genç ve atak tarzı ile yakaladığı ivmeyi koruyup koruyamayacağı da şu anda meçhul. Kıbrıs görüşme sürecinin ne olacağı, ağırlaşan global krizin önümüzdeki dönemde Ankara üzerindeki muhtemel etkileri, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde beklenen Kıbrıs eksenli 2009 “değerlendirme” tansiyonu, ABD’de Barack Obama yönetimi ve olası yeni Kıbrıs açılımları ve başka birçok UBP dışı faktör de hem ana muhalefet partisinin hem de Eroğlu’nun bu önümüzdeki dönemde başarısını etkileyeceklerdir.
Diğer yandan, Ertuğruloğlu’nun yeteneklerini ve liderlik becerisini hiç küçümsememekle birlikte, Kıbrıs görüşmeleri mevcut çıkmazdan kurtulur ve ilerlemeye başladığı takdirde de Eroğlu gibi bir kurt politikacının ana muhalefet partisi dümeninde bulunması sürecin arzu edilmeyen mecralara sürüklenmemesini sağlamada büyük rol oynayabilir.
Ne diyelim, hayırlı olsun