Bizim derdimiz ne ?
Biz dünyayı mı paylaşamıyoruz? Yoksa dünya bizi pay edemiyor mu?
Ne olur;Varlığımızla yokluğumuz arasında kalmayalım
Gün geldi bütün yaşanmışlığı, anıları, hayalleri ve umutları bir bavula koyup göçmedik mi? Can güvenliğimiz, özgürlüğümüz herşeyden daha önemli değil miydi?
İnsanca yaşamak ve hayatta kalmak için özgürlüğün, egemenliğin ve bağımsızlığın ne olduğunu hissedeceğimiz bir yolu seçmedik mi?
Hem de arkamıza bile bakmadan !
Bu adada bizim de yaşama hakkımız olduğuna ve eşitlik hakkımıza sahip olmak için değil miydi onca mücadele? Bize saldırıların nedeni ise sadece “Türk” olmamızdı.
Eğer geçmişte mutlu ve huzurlu, Rumlarla kardeş kardeş geçiniyor olsaydık, bütün Kıbrıs’lı Türkler, Güneyden Kuzeye dönüp arkalarına dahi bakmadan, ne ev, ne iş, ne de eşya düşünmeden bir gecede bulabildiği ilk imkanla Kuzey’e neden göç ettik?
Can güvenliğimiz için, Onlara asla güvenmediğimiz için, Güney’de bizi barındırmayacakları; bize yaşam şansı tanımadıkları ve tanımayacakları için;
Rumların, ENOSİS’ten başka Kıbrıs üzerinde herhangi bir idealleri olmadığı için;
O yıllarda, sokakta, yürürken dahi can güvenliğimiz kalmadığı için;
İç içe yaşayamadığımız için;
Varlığımızı kabullenmeyen, 1950’lerden 1974’e kadar bize zulüm yaşatan, bir Rum-Helen zihniyetinden kurtulmak için;
Nihayet, 1974 Barış Harekatıyla, hayata yeniden başlamış gibi huzura kavuştuk.
Kendi bayrağımız altında ve kendi devletimizde bağımsız yaşamaya başladık.
Şimdi 30 yıldır neden Rumlar içimizden birilerinin yolunu kesip öldüremiyorlar.
Çünkü, 1974’ten sonra, sınırlarımız boyunca, Türk askerinin ve GKK’in varlığı sayesinde Kıbrıs’ta yaşanan birçok acıya son verilmiştir.
O günleri unutalım diyenler var. Onları unutmak, aslında kendimizi de inkar etmektir. Artık öyle bir tehlike sözkonusu değilmiş. “Globalleşen dünya” buna izin vermezmiş. Azerbaycan Hocalı Katliamı, Bosna-Hersek katliamı, Irakta olagelenler bu yüzyılda değilmiydi yoksa? Yoksa böyle düşünenler gelecek yüzyılda mı yaşıyorlar. Ayrıca, insan sadece vurularak mı öldürülür sanırsınız. Ya da öldürülerek mi yok edilir ?
Bir toplumu hem ekonomik, hem de sosyal anlamda çökertip azınlık konumuna koyarsanız o toplum zaten yok oldu demektir.
Ölüm, yaşamamak değil sadece, hayatta olup da düştüğünüz duruma kahretmek var. Bizler bu süreci yaşayarak öğrenen nesiliz.
Kıbrıs’ta yaşamak ve Kıbrıs’ı yaşamak bir okulda okumak gibidir.
Her Kıbrıs Türk’ünün sahip olduğu ya da olacağı bir “Kıbrıs diploması” vardır.
Kimileri çoktan mezun olmuştur bu ülkeden ama kimileri hala okuyor, kimileri okur gibi yapıyor, kimileri daha yeni kayıt, işte onlar pek birşey bilmiyor.
Eskiden hiç olmazsa öğretmenler ya da büyükler bilgelik yapardı,
Yeni nesil herşeyi bilmese de onlara bilgi aktarırlardı. Bugün de keşke onlara tarihimizi aktarmak yanında, sadece tüketmeyi değil biraz da üretmeyi öğretebilsek. Zihinlerde bile “küreselleşmeye doğru yönlendiriliyoruz” .
Herşeye rağmen 30 yılı aştık, Kuzeydeyiz ve ayaktayız.
Her konuda mutlu ve huzurlu olmasak da; can güvenliğimizin olduğu, Anavatan sayesinde gittikçe gelişen ve büyüyen bir KKTC’ye sahibiz.
Sıkın dişinizi biraz daha, bırakalım kavgayı gürültüyü. Hangimiz bu ülkeyi daha iyi bir hale getirebilir o konuda yarışıp tartışalım.
Zaten İnsan kaynaklı hatalar yüzünden toplumsal ısınma;
Doğal kaynaklı felaketlerden de küresel ısınma yaşıyoruz.
Bir taraftan toplumsal ısınma, diğer taraftan küresel ısınma.
Dünyada kavgalarımızdan çok daha önemli gelişmeler var. Biz onları takip edip kendimizi daha da düzelteceğimize, kendimize bakıp da iyisi ve kötüsü ile dürüstce ve samimi bir şekilde, içimize bakıp sahip olduğumuz değerleri farkedeceğimize; galiba biraz da yolumuzu şaşırmış, kendimizden de kaçıyoruz.
Farkında mıyız? Yakında bir damla yağmur için Tanrı’ya sığınacağız. Yağmur yok, su yok. Yağan yağmurun suya aç olan toprağı doyuramadığını da görebildik mi?
Bu gidişle bu Küresel ısınmayla 20 - 30 yıl sonra zaten yokuz.
Bırakın da tadını çıkaralım bunca mücadele sonunda kurduğumuz devletimizin.
Dünyayla birleşmek, bir anlamda, dünyadaki sorunlara çözüm bulmak için dünyayla ayni hedefi koymaktır.
En azından müşterek yapabileceklerimize sarılalım. Bu vatanın her türlü “çöl olmasına” izin vermeyelim. Toprağa sarılmaya, bir ucundan yeniden başlayalım.
Birbirimizle kavgamız olsa da, doğaya olsun küsmeyelim.
Unuttuğumuz ihmal ettiğimiz çevremize sarılalım, bu yeşil adayı, yeniden yeşillendirelim. Askerimizin yaptığı gibi yeşile bizler de katkı koyalım.
Gelin birbirimizle barışmak adına her tarafa fidanlar dikelim.
Zeytin, çam, portokal, limon ya da yaseminler, ne bulursak ekelim,
Bütün KKTC, çam koksun, zeytin koksun, limon koksun, harup koksun ve yasemin koksun. Bir “İç barış ormanı” yaratalım.
“Önce yüreğimiz yeşillenmezse, yurdumuz hiç yeşillenmez.”