KKTC iktidarlarına bulaşıcı hastalık olarak yerleşmiş “Yolsuzluk kavramı”, bir nevi hızlı yayılan kanser yahut virüs halini almıştır. Hatta bu virus mutasyona uğradıkça kontrol edilemez şekilde sinsice yayıldı ve yolsuzluk iddiaları karşısında, “hesap verilebilirlik” sistemi dahi çalıştırılamadı.
Bulduk bir gönderen, Anavatan. Var mı bize yan bakan !
Bizlere her yıl trilyonlar gönderen bir anavatan sayesinde var olduğumuzu unutup Avrupalı’nın gönderdiği üç kuruşu manşetlere taşıyoruz..
Utanmasak maaşlarınızı da Avrupa öder diyeceğiz. Herşeyimiz olan bir Türkiye varken. Çünkü biz, bizi yönetenlerin sayesinde “BİZ” olup kendimize yetemedik ki.
Dün de gönderdi anavatan, bugün de. Dün de yediler, bugün de.
Buharlaşır yok olur sanki onca para.Yaptıkları iş ise beş para.
Güya birileri memleket yönetiyor.
Kim yaptı yollarımızı? Kim yaptı hastanelerimizi? Okullarımızı, elektrik santrallerimizi, havaalanlarımızı, deniz limanlarımızı, devlet dairelerimizi ve daha birçok yatırımları bize kim yaptı? Kim inkar edebilir bu gerçeği ?
Güneye, Avrupa ve Dünya’dan onca para akarken, yıllardır bize sadece Anavatanımızdan aktı.Gözümüzü AB’ye o kadar diktik ki, Anavatanı görmüyoruz.
Ne onca gönderilen paralar yetti, ne de halktan toplanan vergiler. Hazneyi de ekonomiyi de çökerttiniz, sanayici, esnaf hepsini batırdınız. Memlekette sadece üçbeş zengin yarattınız. Kim geldiyse vurdu, sinsice ve haince, pervasız ve yüzsüzce.
Hem de varlığını inkar ettiğiniz bir devletin makamlarında oturarak. Yetmedi !
Sigortayı, ihtiyat sandığını da boşalttınız. Devlet yönetmek bazılarına göre neymiş meğer; Memleketi müsrifçe yönetip tüketmek ve vatandaşı aralıksız sömürmekmiş.
Neymiş, yatırım katkı payıymış; sağlık hizmetleriymiş;
Neymiş, eğitim payıymış; trafik payıymış;
Neymiş, emlak vergisiymış;
Yakında bize nefes aldığımız için de vergi kesersiniz. Kim bilir daha neler gelecek?
Hele esnafın başını, yılanın başını ezer gibi ezdiniz. Kimsenin kıpırdayacak hali kalmadı.
Vatandaş ağzını dahi açamıyor. Bir soygun düzenidir gidiyor...
Dolandırıcılar kol geziyor, vatandaş dolandırılıyor. Vurun vatandaşa !
Hırsızı, yolsuzu, haksızı koruyun, vurun vatandaşa !
Onca rüşvet iddialarına, rezilliğe, yüzsüzlüğe rağmen bu ne vurdumduymazlık.
Günlerdir, haftalardır hatta yıllardır, yolsuzluk iddiaları konuşulur, yolsuzluklara isyan edilir, hak ve hukuk aranır, adalet sorgulanır ama kim yargılandı bugüne kadar?
Sadece “dokunulabilirliği” olan vatandaş. Bugüne kadar dokunulmazlara dokunabilen oldu mu? Adalet teraziyi dengede tutabildi mi?
“Yolsuzluk, ülkelerin ekonomik gelismesini, kaynakların etkin dağılımını ve
milli gelirin adil bölüşümünü engelleyen tüm dünyayı sarmış bir olgudur.”
Ama bizim ülkemizde neredeyse “moda muamelesi” gören bir olgu halini almıştır.
Bu arada mutasyona uğramış yayılıyor olsa da hala ciddiye alan yok.
Ciddiyetle sarıldıkları sadece koltukları, makamları ve maaşlarıdır.
Mazota zam, süte zam, ete zam, suya zam, elektriğe zam, zam üstüne zam,
Vurun vatandaşa ! KDV’ymiş, fonmuş, vergiymiş...Vurun vatandaşa!
Hangi sektör yara almadı ki ? Turizm, inşaat, hayvancılık, tarım, narenciye, saymakla biter mi ki? İnşaat sektörünü kurutmak da yetmedi, emlak satışları durdu, mal mülk yerinde dururken ve hiç bir gelir getirmezken bile emlak vergilerinde dünya rekoru kırdık.
Vurun vatandaşa !
Kimsenin başını kaldırmasına izin vermeyin. Siz tüketin, bitirin memleketi, kurutun kaynakları ve sonra, vurun vatandaşa !
“Eski iktidarlar da böyleydi” diyerek savunmaya geçenler; Hani siz doğruydunuz ve düzeltecektiniz ? El insaf yani. Nerede cevabınız ?
Hali vakti yerinde olanlar bile şikayetçi, maaşları geçinmeye yetmiyor.
Asgari ücret alanlar, ne desin? Seçim günü hariç vatandaşın halini soran mı var?
Ey efendiler, bu düzen böyle gitmez, bir gün bu yargı birilerini ayaklarından asmalı. Bu “yağma Hasan’ın böreği düzeni” bitecek. Vatandaşın yüreğini yaralayan, uçsuz bucaksız yalanların da sonu gelecek.
Gün olur devran döner, siyasette olan herkesin aklını başına toplaması gerekir.
Böyle, ilkesel davranıştan uzak yaklaşımlarla ülke yönetilemez. Bu şekilde yönetim de ilkelerin katladilmesiyle olur ancak. Üstüne üstlük başbaşa verip düze çıkmak için yol bulacaklarına, birbirlerine çamur atma yarışındalar. Kısacası, bugüne kadar “etik değerlerden” uzak bir anlayışla bu ülkeyi yönetenler, toplumda açtıkları bu derin yarayı saracak merhemi bulmak yerine yaraya daha da tuz basıyorlar.
İnkar edilen her yalan karşısında, halkın yüzüne bakıp üzerinizdeki sorumluluğu da yok sayarak alay edercesine gülebildiğinize göre, vicdanınızı da askıya almışsınız demektir.
Sokaktaki vatandaş için bıçak kemiğe dayandı. Yetkililerin hesap sormadığı, yanlışları görmemezlikten geldiği ve denetimin uygulanmadığı bir sistem sonunda tükenmeye mahkumdur.
Nerede, adalet, eşitlik, şeffaflık, sorumluluk ve “hesap verebilirlilik”?
Bugüne kadar “Hesap Verebilirlilik ve Seffaflık Programı” çerçevesinde bir sistem neden hayata geçirilmedi? Kim kimi, neden koruyor?
Bu kasıtlı çökertme niye? Bu ülkeyi neredeyse “gittigidiyor.com’da” pazarlanabilecek bir ülke konumuna getirdiniz. "Hemen Al" a biçtiğiniz değer nedir?
Yoksa, devletimizi daha da güçsüzleştirerek bir tepside Güney’e sunmaya ve güneye yama yapmaya mı hazırlanıyorsunuz? Ülkesinin bu denli tahribine göz yuman hatta çanak tutan bir idare, Ulusal Davasını nasıl savunabilir?
Halkına ve ülkesine değer vermeyen, “halk ve devlet arasındaki bütün köprüleri” yıkmak isteyen zihniyetlerin, yönetim koltuklarını işgal etme hakları yoktur.
Bunca yıldır, yağmacılara işlemeyen adalet, bu yazıdan sonra bana işlerse şaşırmam.