Evet aydınlığı örten karanlıktan bahsediyorum.
Adına özgürlük diyorlar...”İnanç özgürlüğü” üstelik !
Söyleyemedikleri şu aslında; Bunun adı “erkeğin, kadını saklama özgürlüğü”.
Bilinmez mi ki bu “Şeriata hoşgeldin partisine davettir”.
Kadının cağdaş dünyada varlığının kabullenilmediği gerici anlayışların, özgürce aldığı kararlarıdır.
Kadının saçı güzeldir.
Kadın kendi güzeldir.
Tabiatın gökkuşağı gibidir kadınlar. “ONLAR, KARA BULUTLAR DEĞİLDİR…”
Hele de Atatürk’ün kızları !
Aydınlıktır onlar. Medeniyetin ta kendisidir kadın.
Kadın özgürdür !
Yağmur gibi yağarlar, şimşek gibi çakarlar ama asla esaret altına girmez onlar.
Kadının farkı vardır erkekten. Bu fiziki farkı kabullenmemek ve kadının saçını örtmekten çok esasında aklını örtmek için uğraşanlar başaramayacaklar.
Atatürk, bizim ruhumuzda, canımızda ve kanımızdadır.
O’nun ruhu, kadına verilecek bu cezaya da karşı duracaktır.
1920’li, 1930’lu yıllarda özgürlüğünü alan, “Türk Kadını”, 2008 yılında teslim etmeyecektir.
Başında takkesi sırtında cübbesi eksik olanlara gore;
Şimdi bu yasa geçince Türbanlı kadın namuslu türbansız kadın namussuz mu olacak?
Ya da türbanlı kadın inançlı, türbansız olan inançsız mı olacak ?
İnancı simgeliyorsa eğer ve özgür bırakılmasına karar verilirse, “TC’nde şu kadar insan inanç sahibi, bu kadar insan da inançsız” diye mi adlandırılacaklar?
Erkeklere de fes, sarık, cübbe giydirelim hade ! Sayın Başbakan TBMM kanunlarını değiştirsin, Meclise cübbe zorunluluğu getirsin..
Onlar da serbest olacak mı? Hani bir hatırlatalım dedik..
Olur ya karanlıkta, kadın yalnız kalmasın diye düşündüm.
Neden sadece KADIN ?.
Yani demek istiyorum, “tarihe, yüz adım geriye” kampanyasına erkek de katkı koysun !
Meğer, aklın derinlerini yansıtan düşünceleri, örtmenin bir yoluymuş türban..
Meğer, kadının kendi karanlığına hapsedilmesine, erkeklerin tuttuğu alkışmış.
Fazıl Say, soyadı gibi bunları saya saya kahrolmuş desenize..
Bunları yaşayarak görmektense, uzaklara kaçmayı gurbeti daha uygun bulmuş..
Çünkü gurbette, “Atatürk’ün Türkiye’si” kalacaktı hafızasında, bugünkü gibi yaratılmaya çalışılan “Türban Cumhuriyeti” değil.!
Kısacası Fazıl Say, “Kemaliz’min kalelerinde, hısarların yıkıldığına şahit olmak” istemiyordu...
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti artık bir Avrupalı olmaya hazırlanıyordu. İran veya Irak değildi..Hiç bir Orta Doğu ülkesiyle kıyaslanamazdı. Türkiye başını açmakla aydınlığa ortak olmuştu.
Oysa şimdi türbanla karanlığın hisselerini satın alarak, aydınlığı çökertip karanlığa doğru yol alıyor...Hem de Dünyaya; Biz “KARANLIĞA HİSSEDARIZ, kalkınıyoruz, büyüyoruz, AVRUPALIYIZ” diye haykırıyorlar.
Merak ediyorum, KKTC hükümetinin Anayasa değişikliği planı içerisinde de türban konusu var mı? O konuda yorum yapan olmadı da ! Bekleyip göreceğiz.
İnanç özgürlüğünü, türbanla simgeleştirmek ve “İslami huzur”u bozup yerine, “islami kargaşayı” yaratmak, Türkiye Cumhuriyeti’ni geriye götürmek demektir..
Oysa, ışık geçirmez bir örtünün, arkasındaki karanlığı temsil etmekten başka ne anlamı olabilir ki ?
Türban Cumhuriyet rejimine aykırı ve çağdışı bir simgedir.
Bize umuttan söz eden kaldı mı ? Siz ondan haber verin…
Kurak toprağa yağan yağmurdan bahsedelim artık.
Tarih, tarihe ihanet edenlerle dolu nasılsa !