Güney seçimleri ile yeniden hareketlenen Kıbrıs konusu, tarafların sabırsız yorumlarına ve biraz da hedefsiz atmalara sebep oluyor. Rum tarafı henüz yeni politikalarını belirlemeden tahmini değerlendirmeler ve olasılıklar öne sürülüyor.
Cumhurbaşkanımız Talat, yeni kurulacak ortaklığın “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olmayacağının altını çizmesi ve “kimse böyle bir hayal görmesin” diye açıklaması bence gerçekci bir açıklama. Ayrıca olası bir federasyonun da iki halkın siyasi eşitliğini ve iki kurucu devletin eşit statüsünü özellikle de garanti konusunu içermesi gerektiğine dikkat çekmesi de önemli.
Güneyden gelen mesajlara göre de Cumhurbaşakanı Talat, umutlu olmadığını da söylüyor. Önümüzde duran gerçekler ışığında hareket etmemiz, hepimizin faydasına olacak. Bugün itibarıyle, KKTC’nde yaşayan her vatandaş ileriye bakmayı ve sadece ilerisi için hareket etmeyi kendisine görev bilmelidir.
Çünkü hepimizin geleceği ve sorumluluğu, kendi omuzlarımızda yüklüdür.
Kendi geleceğimize, kendimiz sahip çıkmalıyız.
Sahipsiz bırakılan bir gelecek başkalarının geleceğidir.
Hele de tarihini yaşayarak öğrenen nesiller olarak, “güvenli bir gelecek” planında aktif olarak söz almalıyız. Birbirimizi dinleme, anlama ve önemseme zamanı dilimindeyiz.
Sadece; “insan sürekli geriye bakarak ileriyi göremez”. İleriyi düşünerek insan ileriyi görebilir ancak. Kendimize ileriyi ve ilerlemeyi layık görüp, ruhumuzdaki Atatürkcü’lüğün sezgi gücüyle, hedefler belirleyerek, bu kritik süreçte, bugünden, yarınla meşgul olmalıyız.
Ayni zaman dilimi içerisinde bir de geçmişle meşgul olursak, “yarınımızdan daha bugünden çalmaya başlıyoruz” demektir.
Ortak paydamız olan “yurtseverlik veya vatan sevgisi”etrafında birleşerek , bütün önyargıları, tabuları yıkıp, esasta ulusalcılık çerçevesinde, akıl, vicdan ve değer yargılarımızı harekete geçirerek, hepimizin olan bu devletin etrafında kavgasız ve uzlaşıcı bireyler olarak “biz” olmayı ve birbirimize kenetlenip daha güçlü bir hale gelebilmemizi sağlamalıyız.
Bu süreç için de herşeyden önce doğru teşhisler koymalıyız.
Bu yolda üzerimize oynanacak oyunları biliyor ya da hissediyorsak;
Bizim için yazılan yeni senaryoları, tahmin edebiliyorsak; en kötü ihtimalle de olsa en kötü senaryoları dahi “bize sunulacak olasılıklar” arasında yerleştirmişsek;
Demek ki, bizlerin de A, B ve C planları olamalıdır ve bütün senaryolara karşı, üzerinde kafa yormamız gerektiğini ve nasıl bir tedbir alacağımıza da hep birlikte karar verme zorunluluğumuz olduğu gerçeğini biliyoruz . O halde;
Kıbrıs Türk halkı olarak “düyadaki büyük güçler” arasında artık “bir tenis topu” olmamaya kesin kararlı mıyız? Bu konuda kesin kararlı isek, nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğine de hep birlikte karar vermeliyiz.
Kıbrıs Türk Halkının geleceğine ne kadar önem veriyor olduğumuzu kanıtlamanın tek bir yolu vardır.
Herkesin ne düşündüğünü, ne beklediğini, neleri önemsediğini ve nasıl bir çözüm şekli istediğini saygı ile dinlemek ve gelecek için var olan endişelerimizi, belirleyeceğimiz ortak kararlarla en düşük noktalara çekmek zorundayız.
Peki bunu nasıl gerçekleştireceğiz ?
Önce toplumun tüm kesimlerini kucaklayıcı bir yaklaşımla, çok acil olarak bir “ULUSAL KONSEY” oluşturmalıyız. Hele de Nisan ayında yeni bir görüşme süreci bekleniyorsa.
Yıllarca bu ada üzerinde haklarına sahip olmak için mücadele veren Kıbrıs Türk Halkına ve birlikteliğimize verdiğimiz önem adına veya vatandaşın görüşlerine saygı duymak adına olsun bu konseyi oluşturmalıyız.
Bu konsey bir “iç barış konseyi” de olacaktır ayni zamanda ve “ tek ses ve tek yürek” olmamızı sağlayacaktır. Omuzlarımızdaki sorumluluğu birlikte paylaşacağımız tek yoldur. İç kavgalarımıza son vermenin bir başka yöntemidir de ayni zamanda.
Önce ülkemiz ve ulusumuz, sonra da insanlık için bu değeri yaratmalıyız.
Sürekli kararlılığımızı ortaya koymalı ve temel hedeflerimizi belirleyip onlara doğru hızla ilerlemeliyiz.
Bu ayni zamanda insanın kendi kaderini, belirleme azmidir.
İşte bu azimdir ki, bize itibarımızı en üst yerlere taşıyacak ve yeniden kazandıracaktır.
Bu süreçte ayrıntıları asla kaçırmamız gerekir. Detay her zaman ayrıntıda gizlidir.
Vatanseverliliğimizi, yurtseverliliğimizi ve ulusumuza olan bağlılığımızı, inançlarımıza ve değerlerimize olan sadakatimizi, birbirimizle yarışırcasına ve birbirimize öncü olacak şekilde tavırlar sergileyerek ortaya koymalıyız.
Kısacası;
“Değerlerimize sahip çıkma yarışı başlatmalıyız.” Kırmızı çizgilerimizin, ne pembeleşmesine ne de morlaşmasına izin vermemeliyiz.
Biz olma zamanı işte bu ! Kırdığımız, döktüğümüz hatta üzdüğümüz kalpleri tamir etmeli, birbirimizle sırt sırta yaşamak yerine, yüz yüze yaşamaya başlamalıyız.
Atatürk önce, “Yurtta Barış” diye boşuna söylememişti. “Barışa”inanmak önce kendi insanıyla barışık olmayı, içte barışı, gerektirir.
Bugün siyasetçiye olan, neredeyse %80’lere varan güven kaybını da gidermek siyasilerin vatandaşa olan bir borcudur. Affettirmenin de bir yoludur iç barışı sağlamak. Dünyada “İtibar” görmek istiyorsak önce “BİZ” olmalıyız.
Aksi halde; “Biz” olmayı bilmeden, dünyadan saygı bekleyemeyiz ve bunu fırsat bilip”sen-ben-o” diye parçalara bölünmüş halimizi kullannaya devam ederler.
“Bize de, siz “Siz” olamadınız ki” derler.