Kahve Orta, Durumlar Orta
Bugünkü yazımı yazmadan önce görüşmenin sonucunda yapılacak açıklamayı bekliyordum.
Görüşmeler, kahve sorusuyla başladı, kahve tarifiyle bitti.
Kısacası ana konu “şifre içerikli kahve” idi. !
Elbette esas önemli olan, özlü görüşmeler başladığı zaman kahveler hala orta olacak mı, yoksa durum yine acılaşmaya başlayınca kahveler sade mi olacak ?
Yıllar içinde tekerrür eden manzalardan, bir tanesini daha izledik.
Liderler, ara bölgede yine mikrofonlar önünde görüşme sonrası açıklama yaptılar.
Tıpkı geçmiş yıllardaki gibi, Klerides-Denktaş ve Papadapulos’la Talat’ın önceden ara bölgede yapmış oldukları, çözüm görüşmelerinde, yüzlerindeki umut veren gülümseme ifadeleriyle, el sıkarak verdikleri demeçler gibi.
Anlaşılan o ki, bu kez içilen kahvenin niteliğiyle mesaj verilmek istendi.
Kahve, “Kıbrıs kahvesi ve orta bir kahve” imiş.
Bizler bu mesajdan ne anladık ?
Demek ki durumlar, ne çok iyi, ne çok kötü, idare eder nitelikte, yani orta...
Tek olumlu haber, liderlerin danışmanlarının teknik komitelerin kurulması için çalışmalar başlatılacağı haberi idi.
Özlü görüşmelerin başlama tarihi 3 ay sonra. Nereye kadar süreceğiyle ilgili bir tarih verilmedi.. Rum lideri Hrsitofyas, önceki açıklamalarında bir tarihe girmek istemiyordu zaten. Nitekim öyle oldu.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve BM Barış Gücü (UNFICYP) Misyon Şefi Michael Möller'in ara bölgedeki ikametgahında yapılan bu ilk görüşmede, 8 Temmuz ve Annan Planı ile ilgili bir yorum gelmedi.
Bu durum da bizlere, yıl sonuna doğru, BM tarafından hazırlanacak yeni bir planın devreye sokulabileceğinin işareti gibi geldi..
Elbette üç ay sonra Haziran olacağına göre, yıl sonuna kadar altı ay bir süre kalır.
Altı aylık bir süre de kapsamlı bir planın yeniden hazırlanması için yeterli bir süre değildir. Yıl sonu sınırlaması bu yüzden değiştirilmiş ve mümkün olan en kısa sürede şekline dönüştürülmüştür.
Sembolik de olsa, iyimsever bir açıklama da hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz Lokmacı kapısının açılacağı haberi idi.
Cumhurbaşkanımız Sayın Talat’ın daha önce 2008 yılı öncesi diye belirlediği çözüm süreci son tarihi, bu görüşmeden sonra “mümkün olan en kısa sürede” şeklini aldı.
Zaten, gereken onca hazırlığa ve görüşmeler için hem taraflara, hem de BM tarafından yapılacak hazırlıklara süre tanımak açısından, böyle bir tarih kısıtlamasına gidilmesi mümkün değildi.
Liderler ayrıca, “bizler eski dostlarız, bundan sonra da düşman olmayız” açıklaması yaptılar. (Sayın Kleridis ve Sayın 1. Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş da her zaman dost oldukları açıklamalarını yapıyorlardı !)
Sayın Talat, 2 saat 15 dk süren görüşmede, detaylara girmediklerini sadece bundan sonraki sürecin, nasıl olacağını tartıştıklarını açıkladı.
Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ise, “birşeyler yapma konusunda uzlaşıya vardıklarını” açıkladı. Birşeylerin ne olduğunu önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Bir nevi görüş alışverişinde bulundukları açıklandı. İşte bu açıklamalardan anlıyoruz ki, çok olumlu veya çok net bir gelişme ortada yok.
Bu görüşmedeki tek önemli karar teknik komitelerin çalışmaya başlayacağı karardır.
Dileriz ki, yıllardır vermiş olduğumuz, haklarımızı elde etme mücadelesini gözardı etmeden, bu görüşmeler sonunda, masadan nasıl kalkacağımız da önceden belirlenir.
Çünkü, görüşmelerden bu kez de olumsuz bir sonuç çıkması halinde, “varlığımızın uluslararası kabulü” kaçınılmazdır…
Bu nedenle, fazla umutlu olmadan, ihtiyatlı bir iyimseverlikle bu süreci izlemeye devam edeceğiz .
Önemli olan, görüşme masasında çok ciddi, kararlı ve onurlu bir duruş sergilememiz ve bağımsızlığımızı asla masaya koymamamız gerekir.
Yani “kendimize biçtiğimiz değerle” orada olmalıyız. Halkımıza neyi layık görüyorsak, o statüde oturup o statüde kalkmalıyız. Gelecek nesillerin gurur duyacağı bir duruş sergilemeliyiz. Atatürkcü Kıbrıs’lı Türklere yakışan budur.
Hep birlikte yaşayıp göreceğiz.
Bu endişeli sürecin, Kıbrıs Türkleri için hayırlı bir sonuç getirmesini dilerim.