Sevgili Eşref Çetinel abimizin evvelki gün yazdığı yazıda, KKTC için “kurulduğu günden beridir sahiplik bulamadı! Şimdilerde de lağvedilip yerine 'birleşik Kıbrıs kurulsun' diye görüşmeler başlatıldı” diyordu..
Yazdıklarına her zaman katıldığım dürüst yazarlardan biri olan yılların gazetecisi Eşref Bey, elbette çok yerinde bir tespite parmak bastı.
Maalesef, kendi ülkesine sahip çıkma aşkıyla yanıp tutuşmayan bir toplum haline geldik. 1974 öncesi yıllarda bir devletimiz de yoktu. Rumlar elimizde hiç bir imkan bırakmamak adına Türk’leri yok etme planlarını harekete geçirmişti .
Türk köyleri herşeyden mahrumdu. Elektrik yoktu, su yoktu ve daha çok şey yoktu.
Ulaşım çok riskliydi.
Hiç bir konuda hak iddia edecek durumda da değildik.
İşte o yıllarda bile, her türlü imkansızlıklar içinde, kendi kendimize daha çok sahip çıkmıştık, hatta kimliğimize, milliyetimize, toprağımıza sahip çıkmıştık. Onları korumak için direnmiştik. Ve bu mücadelemizi kenetlenerek yapmıştık.
O yıllardaki “birlik ve beraberliğimizi” hepimiz çok özlemişizdir.
Peki neden bugün bu kadar güzel şeylere sahipken, en başta devletimize sahipken kendi kendimizi yönetme hakkını elde etmişken ve özgürlüğümüzün tadını çıkarırken niye sahiplenme duygusundan uzağız?
Bütün bunların bir değer olduğunu va kaybedilmemesi gereken değerler olduğunu neden farketmiyoruz? Maalesef birbirimize saygı duymuyor ve birbirimizi sevmiyoruz. Bu da elbette ülke içinde huzursuzluklar yaratılmasına sebep oluyor.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi günümüzde de hala devam eden birçok şaibeli olayın aklanmaması veya aydınlanmaması, vatandaşın kafasında oluşan soruların cevaplanmaması ve şeffaf olunmaması nedeniyle çok büyük bir güvensizlik yaşanmaktadır.
20 Temmuz 1974 itibarıyle geçmişte yaşanan acılar tarihte kaldı.
Ne mutlu, sadece bu duruma bile şükredip seviniyorduk..
Yaşanan onca katliamlar, korkular, endişeler, can güvenliğimizin olmadığı her durum artık geride kalmıştı.
Yıllar geçtikçe birçok şeyi unutmaya başladık. Bir tarafta özgürlüğümüzün ve can güvenliğimizin olduğu ortamda yaşamanın sarhoşluğuna kapıldık, diğer taraftan da ganimet ortamında taa o zamanlarda başlayan ve bugün de devam eden rant sağlama düzenini kurarak sistemin köküne kezzap suyu döktük…
İşte o günden bu güne, bu ülkede sadece birşeyleri pay etme kavgaları yaşanıyor.
Hangi yönetim anlayışından, hangi ilkelere ve ideallere olan bağlılıktan söz ediyorsunuz ?
Yok öyle birşey !
Derebeyi mantığıyla başlayan bu düzen maalesef onca mücadele sonucu kurulan KKTC’nin bile sahiplenilmesini unutturdu.. Kapıldık gidiyoruz bir “rant ekonomisi” rüzgarına.
Devletin her bir kurumunda verilen hizmetleri bile zedeledikçe zedeleyip kalbura çevirdiler.
Hiç bir sektörde hayır bırakmadık. Sanayici gittikçe parmakla sayılacak kadar az bir rakama düştü. .Hele de küçük ticaret işiyle uğraşanlar günün 24 saatini ah-vah çekerek geçiriyor.
İnsanların, faizleriyle biriken banka borçları, haksız rekabetler karşısında yaşadıkları büyük zararlar içine düştükleri kötü durumlar kimsenin umurunda değil. Kimse ne işverenine ne çalışanına sahip çıkmıyor.
Tarım sektörümüze bir de kuraklık vurmuş, onların da halleri içler acısı.. Turizmimiz kan ağlıyor.
Eğitim ve sağlık kapanmaz bir yara haline geldi.
Yetkililer, üç maymunları oynuyor.Bazı muhalefet partileri ise kendi içinde görevlerini unutturacak kadar devam eden sürtüşmelere odaklanmış vatandaşı düşünen yok.
İşte, ana muhalefette yine koltuk kavgası başlatıldı. Yine derebeylik kurmak isteyenler var.
Bir de “kılıçlar çekildi” diye haber salıyorlar. Neden çünkü partiyi sahiplenme duygularından arınmayanlar var. Eee sormazlar mı? Bu hale gelmemizin başlangıç noktası hangi tarihlerdi, kimlerin iktidarı dönemleriydi? diye.
“Bozuk düzen ne zaman başladı? Herkes çok iyi biliyor.
İşte “sahipsizlik” burada. Sistemde hesap verebilirliliği çalıştıracak ve devlete tüm kurumlarıyla birlikte sahip çıkacak bir mekanizma maalesef hala kurulamadı.
Üstüne üstlük bu konuda doğruları söylüyorlar diye Sayın Eşref Çetinel ve Sayın Özer Raif’in programı, sırf birilerini rahatsız etti diye, yayından kaldırılıyor.
Hangi demokrasiden bahsediyorduk? İktidarın uygulayamadığı demokrasiden mi, yoksa muhalefetin öğrenemediği demokrasiden mi? Eğer yılların gazetecisi bir tv programında doğruları söyledi diye sesi kesiliyorsa, demokrasi çoktan “şişte kebap” oldu demektir.
Buyursun buna sebep olanlar da bu kebabı afiyetle yesin.
Doğruyu söyleyen insan her yerde itibar görmeye devam eder, ama yanlışa hizmet eden ve doğrunun yanında yer almayan insan asla itibar göremeyen insandır.