Trafik Haftasında pankartlarla uyarı yapılarak bilgilendirici broşürler dağıtıldı.
Pankartlarda hep bildik sloganlar ve uygulanmayan kurallar vardı.
“Emniyet kemeri hayat kurtarır” doğru, ama kaç kişi mutlaka kemer bağlar?
”Araç içinde cep telefonunuzu kapalı olmalı” deniyor, ama nerde? Araç sürücülerinin %85’i telefonda konuşarak seyahat ediyor.
Ve en önemlisi “İçki şişede dursun, kazalar uzak olsun” sloganıydı. Ama gerçek şu ki, ne içki şişede, ne de kaza uzakta duruyor..Kazlar maalesef her an kapımızda duruyor. Gazetelerde her gün boy boy kaza haberleri var. Dün gazeteci arkadaşım Ali Tekman’ın da televizyon programında dediği gibi artık, tek ölümlü kazalar iç sayfalarda yer alıyor. Ne acı değil mi? Oysa insan hayatı sadece ölüm değil sakat kalarak da yok olabiliyor. Hiç bir kaza haberi önemsizleştirilemez.
Kendimize verdiğimiz değer ne? Kural koyanların bize verdiği değer ne? Peki ya bizi yönetenlerin bize layık gördüğü değer ne? Biz, o çalışan sisteme ne zaman kavuşacağız?
Maalesef yollarda potansiyel trafik katilleri de var. Hani “bütün yollar benim” anlayışıyla araba kullananlar; özellikle de tır şoförleri yollarda, tozu dumana katarak yanınızdan geçerken arabanızı dahi sarsarken; görevli polis memuru da kavşaklarda saklanıp 65 olan hız limitini 75’le geçen küçük araç söförüne ceza yazmakla mı önlenecek bu kazaları ?
Yasalar işlemeli ve herkes için eşit olmalı kurallar. Alt yapılar iyileştirilmeli. Sürülmüş nadas tarla misali yollarda çukurlardan geçilmiyor. Yamalanmış asfaltlarda çukurlara düşmemek için zigzaglar yapıyor söförler. Kazalar da birçok kez yollardaki ihmallerden ve levha yetersizliklerinden meydana geliyor.
Devletin ilgili makamları görevlerini bu konuda yerine getirmezken sürücülerin kurallara uymasını nasıl bekleyebiliriz ki? “Vurdunduymazlık, başıboşluk yaratır”. İşte her yerde olduğu gibi trafik konusunda da bu başıboşluğu yaşıyoruz.
Oysa devleti yönetenlerin en birinci görevi değil mi insan hayatına önem vermek. Dün akşam Mağusa Baykal bölgesinde, ara sokaklarda, her ne çalışmasıysa aylardır bitmemiş olan yol çalışmalarında neredeyse bütün ara yolların açılmış ve bırakılmış çukurlarından (hendek demek daha doğru) birine düşen 2 arabanın şöförlerinin küfürlerini işittim. Aslında küfür de etmiyordu adamlar, sistemi ve sistemi bu hale getirenleri lanetliyordu.
Ne acıdır değil mi ? Adam arabasına verdiği zarardan ziyada yapılan ihmalkarlığa isyan ediyordu. İnsan gece karanlığında bu çukurları nasıl görsün ? İnanın ki o sokaktaki çalışmalarda hiç bir işaret yoktur. Hendekler açılmış ve bırakılmış.
Peki beyefendiler nasıl kaza olmasın? Bu ülkede bunca “sorumsuz, vicdansız ve bananeci” olduktan sonra.
İnsan hayatına verilen değer nedir? Adam zil zurna sarhoş sabahın ikisinde, üçünde yollarda giderken kim durdurup içki kontorlü yapıyor? Barlardan çıkan ve ayakta durmakta zorlanan ama direksiyona oturan sorumsuzları, bar çıkışlarında hareket etmeden kontrol etmek mümkün değil mi? Neden bu denetimler yapılmıyor?
Hem yazıyorum, hem de diyorum ki , “memleketine sahip çıkmayanlar, sistemine ya da vatandaşlarına mı sahip çıkacak?”
Bir de “Hayat güzeldir” pankartı vardı.
Hayat elbette güzeldir, eğer bize güzel yanını yaşatabilirseniz.
Sistemsizlik sayesinde, kimse bugüne kadar bu ülkenin güzelliklerini doya doya yaşamış değildir. Sadece sorunlar yumağıyla uğraşıp ömür tüketiyoruz.
Ve bu halk, siyasetle uğraşanların, yaşatmış oldukları koltuk kavgalarını seyretmekten de yorgun düştü. Yoksa, hayat elbette güzeldir, huzur varsa eğer !
En azından insan hayatına önem veriniz !