Yılbaşından bu yana, beş ay geçti.
Her yeni yıl bir umuttu güya. Tabir yerinde ise o eskidendi.
2008’e başladığımız andan itibaren hiç de huzur ve uzlaşı içinde bir değişim, ya da gerçekleşen bir umut göremedik.
Ama“Umut” laflardan da asla eksik olmadı. Oysa yüreklerdeki umut önemli.
Kıbrıs sorununun çözümü için “hep umutluyuz” açıklamaları geliyor. Ama nasıl bir çözüm için umutlu olduğumuz bilinmiyor..
Bugüne kadar yapılan zirvelerden ucu açık takvimden başka birşey çıktı mı? Bir de komiteler kuruldu. Peki bu komiteler kimler adına neyi görüşüyor?
Mayıs’ın 29 u bugün.Bir açıklama var mı?
Birileri tarafından sınırsız yetkilerle, geleceğimiz şekillendiriliyor, halk olarak bizlere bir soran oldu mu? Bizden yetki alındı mı?
Milli varoluşumuz ne kadar güvende? Varlığımız ve varlığımızın devamlılığı ne kadar önemseniyor? Nice bilinmezle karşı karşıyayız. Nice inanılmaz olaylar yaşıyoruz.
Eğitimde devam eden kaos, Atatürk’e yürekten bağlı Kıbrıs Türküne, 19 Mayıs’ı bile tartışılır hale getirdi. Bitmez tükenmez sorunlar, dizisini izlemeye devam ediyoruz.
Vatandaşlarımız olmalarına rağmen, “Yerleşikler” konumuna oturtulan, TC kökenli KKTC vatandaşlarımızın belirsizliği;
Mezunlar ordusunu bekleyen işsizlik, özel sektör ve sanayicimizin sorunları;
Yatırımcılarımızın önündeki zorluklar;
Gençlerimiz, uyuşturucu tehlikesi altında olduğu haller;
Ülkemizde alışık olmadığımız, ürperdiğimiz haberleri işitmeye devam ediyoruz.
Tecavüzden soyguna, insan kaçakcılığından, rüşvete varan her türlü utanç verici olaylara şahit oluyoruz..
Dome Hotel ardından, ayyuka çıkmış bir Geçitkale olayı, sendikalarla yaşanan sorunlar, KTOEÖS arasında yaşanan gerginlikler ve bitmeyen grevler;
Karpazdaki milli park olayı;
Üniversitelerimizde özellikle de LAÜ’ndeki sorunlar;
Sahte kimlikle giriş-çıkış yapanlar ve tesadüfen yakalananlar;
Ekonomimizde SOS veren halimiz; Hala bir türlü çözümlenemeyen çevre sorunlarımız, Bizleri en çok kahrettiren, “trafik sorunu”; Altyapı yetersizliği ve bir türlü önlenemeyen trafik kazaları;
Çiftçilerimizin ve hayvancımızın derdi; Kuraklık;
Ve hepsinden önemlisi “zamlar” daha ne kadar devam edecek?
Zamlara rağmen devam eden su ve elektrik sorunu;
Sadece lafta kalan “çevre duyarlılığı” ötesinde, bir hareket göremediğimiz çevre sorunları;
Evet yeni yılda “umutlarımız” vardı. Ama biz yine “sorunlarımızla” başbaşayız ve hala onlarla boğuşmaya didişmeye devam ediyoruz...
En acısı da şudur:
Ne geçmişinden, ne de geleceğinden haberdar edilmeyen bir gençlik yetiştiriyoruz.
Geleceğimizi emanet edeceğimiz, bu gençleri yüreğimize ve yüreğimizin tam ortasına ne zaman öncelikle yerleştireceğiz?
Onlara, sarılıp onların da birbirlerine sarılmasını ne zaman göstereceğiz?
Ne zaman hangi sorunlarımıza çare bularak onlara örnek olacağız?
Onların umutlarını ne zaman aydınlatacağız?
İçimizde her yanımızda, çözümlenmeyen onca sorun artarak devam ediyorsa, dışta beklenen çözümden kim nasıl umutlu olsun ki?
Peki hiç mi umut yok?
Var tabii. Hala geç değil, hala birşeyler yapılabilinir.
Nerede o cesur ve dürüst karakterleriyle, ilkelerini ve temel prensiplerini ortaya koyanlar? Onların önünü açın ve şans verin.
İşte onlar, bu toplum için hala umut olabilir. Sistemi iyileştirecek çözümleri de ancak onlar üretebilir.
“İlkeli, hareket edecek bilinç önemli”. İyiletirme, ilk önce bu bilince sahip olmakla başlar.