DEDİKODUCULUĞU “MESLEK” EDİNENLERE
Bir şehirde sevilen, sayılan bir öğretmen varmış.
Bir gün öğrencilerinden biri öğretmeninin manav tezgahından bir elma alıp cebine attığını, parasını da vermediğini görmüş.
Gözlerine inanamamış çocuk. Birkaç gün sonra bir kez daha aynı şeye şahit olunca etrafındaki insanlara öğretmeninin manavdan elma çaldığını söylemeye başlamış. Tabii kısa sürede “dedikodu” etkisini göstermiş. Etrafındaki insanlar öğretmenden uzaklaşmaya, verdiği selamı almamaya başlamışlar.
Öğretmen araştırınca işin aslını öğrenmiş, öğrenciyi bulup kenara çekmiş ve şöyle söylemiş. “Bak yavrum ben yalnız yaşayan bir insanım. Günde bir elma yemenin de sağlık açısından çok faydalı olduğunu öğrendim. Bir elma için her gün bozuk para bulmak bize zor geldiğinden, manavla anlaştık ve aldığım elmaların ödemelerini haftalık yada aylık yapmaya karar verdik. Ben elmaları çalmıyordum, paramla alıyordum.” Demiş.
Bunu duyan çocuk büyük bir mahcubiyet içerisinde: “Öğretmenim çok özür dilerim. Çok üzgünüm. Bunu telafi etmek istiyorum. Ne yapabilirim?” deyince; Öğretmen “Tamam demiş telafi etmek istiyorsan kuş tüyü bir yastık al, gel.” demiş.
Çocuk buna anlam verememiş ama telafi şansını değerlendirmek için hemen yastığı kapıp, soluğu öğretmenin yanında alıvermiş. Öğretmeniyle beraber şehri tepeden gören yüksekçe bir yere çıkmışlar. Öğretmen “Yastığın ağzını aç ve silkele demiş. Biraz sonra rüzgarında etkisiyle yastığın içindeki tüylerin her biri bir yere dağılıvermiş. O zaman öğretmen “Şimdi bütün tüyleri tek tek toplayıp yastığa geri koy.” deyince çocuk hayret ve üzüntüyle “Ama öğretmenim bu imkansız demiş.” Öğretmen “Evet imkansız. Çıkardığın dedikoduyu telafi etmenin imkansız olduğu gibi.” diye üzüntüyle eklemiş.
Üstün hoca bu hikayenin sonunda şöyle dedi. “Dedikodu az bilgi ve çok fikirle üretilen bir şeydir. Ben de şunu eklemek istiyorum dedi öğrenci:
“Hocam haklısınız öyledir dedikodu ve sadece cahillerin yaptığı lanet bir şeydir.”
Evet niye bugün bu hikayeyi anlatma ihtiyacı hissettiğime gelince:
İşini gücünü bırakıp bu işi yani “dedikoduculuğu” meslek edinenlere;
Üreten insanların hakkında, yalan yanlış haberlerle övünenlere;
Kendi aklı, kendi fikri ile hareket etmeyip başkalarının gözü veya kulağı olmayı marifet sananlara;
Kendi yüreğiyle yazmayı ya da konuşmayı bilmeyip başkalarına hizmet edenlere;
ve “Temiz insanların”, “temiz yüreklerini”, “sevgilerini”, “meziyetlerini”, “güzel düşünce ve uğraşlarını” bilmeden çamur atanlara, ders olsun diye anlattım.
Dedikodu ile değil, doğru “bilgilerle” donanmalı insan !
Ama tabii ki insan olan” insan”