“Bayrak, bayrak, bayrak...Kıbrıs Türk Mücahidinin Sesi,” anonsuyla uyandığımız hey gidi Kırmızı Beyaz günler...
Tek eğlencemiz vardı radyolarda, ”Plak yarışı” o zamanın en çok dinlenen programdı.
20 Temmuz 1974’te 12 yaşındaydım. Daha ilkokulu yeni bitirmiştim.
İnsan hayatının en önemli dönüm noktası gibidir o yaş dönemi. Ama benim ve benim dönemdeki herkes için adada “barışa ve özgürlüğe” atılan ilk adımının günüydü.
Adı belki “savaştı” ama sadece “barış” içindi..
Adada yaşayan Türklere yönelik yıllarca süren sinsi savaşların sona erdirildiği gündü.
Aramızdaki dostluklar güzeldi, belki biraz korkuyorduk yollarda olduğumuzda ama birbirimizleydik ya, güç veriyorduk birbirimize her zaman ...
Şimdi korkusuzuz ya, artık korkmuyoruz, diye midir aramızdaki bu ayrılıklar?.
Uzun zamandır birbirimizi dinlemiyor, birbirimizi anlamıyor ve birbirimizden uzak yaşıyoruz..Sevmiyoruz...Birbirimizle değiliz aslında..
O tarihlerde, ne istediğini ve ne istemediğini bilen bir toplumduk. Kendimiz için ve topraklarımız için vardık . Kızılderelilerin ruhu gibiydi ruhumuz, topraklaramıza göz dikenlere göz açtırtmazdık.
Şimdi ise yabancıların ne istediği, ya da istemediğiyle ilgileniyoruz.Sanki bugün yabancılar ve onların talepleri için hazır-olda bekliyoruz.
Bir zeytin ağacı ya da bir harup ağacı çok önemliydi insanın çocuğu gibiydi, bir değerdi, mal’dı ve anlamlıydı gözümüzde.
Kimseyi dokundurmuyorduk. Mal satmak, ziyan etmek günahtı. Kutsaldı atasal düşüncelere sahiptik. Sahip olduğumuz herşey çok değerliydi.Çünkü herşey çok zor elde edilirdi. .Bugün ne zeytin ağacının, ne harubun ne de toprağın değerini bilen yok. Gözlerimizin önünde dağlar taşlar delik deşik ediliyor. Her yere doğaya çevreye zarar veriyoruz.. Herşeyi tabir yerinde ise “zay zuy” ettik.
Bir vurdunduymazlık hastalığı gelişti içimizde..
Bu muydu 20 Temmuz’un bize kazandırdığı? Böyle mi olmalıydı? KKTC tartıştırılmalı mıydı? Yoksa bizim için en kutsal mı olmalıydı? Herşeyiyle dört gözümüz gibi bakıp koruyacağımız bir ülke olmalıyıdı. Aramızda düşman yok diye kendi toprağımıza kendimiz düşman olmamalıydık..
Bayrak bayrak bayrak ....nerede o bayrak bayrak dedikçe güç aldığımız inançlar?..
Nerede o tarihin boşluklarında kaybettiğimiz bağlılıklar...?
Zaman geçiyor gidiyor ama bu zamanlar bize sorulmamış zamanlar olarak tarihte yerini alıyor. Bizim zamanlarımızı bizim yerimize yaşayanlar varmış gibi görmemezliğe geliyoruz herşeyi......
1974’te herkesin ayağı yere basıyordu, şimdi çoğumuzun ayağı yerden kesilmiş vaziyette..
Kimimiz içinde bulunduğumuz barışın değerini bilmekte kimimiz hala hangi barışı aradığını bilmemekte ve onun yolunu gözlemekte.
Tıpkı “Ben bir ceviz ağacıyım, Çağlayan parkında ama ne ağacın farkında millet ne de parkın farkındaydı” der gibiyim biraz da.Ne zaman farkedildi Çağlayan? adı Ankara olunca.
Nefeslerini, Ankara’ya borçlu olanlar, bugünleri de mi görecektik? Kimbilir o Ankara olmasaydı hepimiz bugün hangi kara topraklarda yatıyor olacaktık? Bir kelimenin dahi tahammülünde olmayanlar: Neler oluyor size? evet neler oluyor?
Ülkemize dair kuşkular var içimizde..Sadece o mu? Ya birbirimize olan kuşkular.?
Bazen hiç utandığınız olmuyor mu, kendi içinizi ziyaret etmeyi, nefsinize birşeyler hatırlatmayı, ihmal ettiğiniz için? Esasında kendinizden kaçtığınız ve bu akıntıya kapıldığınız için.
Nehirleri olmayan, dereleri akmayan, pınarları kuruyan ve sadece hafızalarda bir zamanlar “yeşil ada” diye anılan, ama günümüzde yeşilliği gittikçe azalan bir ülke olduğumuzu da mı fark etmiyorsunuz? Merak ediyorum artık, ülkeniz için ne kadar endişe duyuyor ya da üzülüyorsunuz?
Bizim limanlarımızda hep dostluğa, kardeşliğe, barışa kalkardı tüm kadehler.
Şimdi ise çıkara, paraya kalkıyor sadece.
Barışı sonradan keşfetmiş gibi her gün dillendirdikçe, Atatürk’ün”yurtta barış dünyada barış’ını evirip çevirip bilinmezlere yorumladıkça ve içimizdeki barışı ortadan kaldırıp birbirimizle uğraştıkça gideceğimiz yol kısaca “son”dur.
Bugün, 20 Temmuz için yazıyorum. Yüreklerimizde sadece Kırmızı-beyaz tutkularının doruğa çıktığı günleri hatırlayarak yazıyorum.
20 Temmuz benim için çok şey ifade ediyor..Kıbrıs Türk’ünün doğum günüdür 20 Temmuz. Bir cemaatin, “halk” olmaya karar verdiği gündür.
Kıbrıs Türk halkının, ruhunda çiçek açtığı ilk gündür.
Kara günlerin geride kaldığı ve gün ışığından korktuğumuz gecelere sığındığımız günlerin geride kaldığı gündü.
Gün oldu, birbirimizin yüzündeki umutları, hüzünlenerek okuduk.
Anavatan Yavruvatan arasındaki bağın, düğümlendiği, kopmaz olduğu, ayrılmaz olduğu gündü.
Bugün ise: Aydınlıkları karartmaya çalıştığımız günlerdeyiz.
Böyle düşünen herkesin, her Kıbrıslı Türk’ün, kapısını açıp önününde görebileceği bir bahçeyi özlemiş olduğu gündür. Çünkü o bahçeyi bahçe olmaktan başka her türlü kıraç alana çevirenler sayesinde, o kapıyı açma cesaretini de kimsenin göstermediği gündür. Geçmişteki yılların her türlü imkansızlıklara rağmen tadına doyulmaz sohbetlerin de hasretindeyiz bugün.
Kıbrıs Türk’ü, “çareler üreten” değil, “sorunlar üreten” yönetimlerin kurbanı biraz da..
Oysa ne çabuk gelişiyor dünya. Ne kadar çok imkana sahibiz. Ne kadar çok özgürüz.
Ne kadar çok güvendeyiz ve huzur içindeyiz..
1974 ten sonra nelere sahip olduk? Şehirlerimiz, köylerimiz, ilçelerimiz ne kadar gelişti.
Sevgililer gününü, anneler gününü, kadınlar gününü, babalar gününü kutlayacak nice korkusuz keyiflerimiz oldu..O halde miadi dolmamış duygulara sahibiz hala.
Madem ki; gerçek sevgilerimizi henüz zincire vurmamışsak ve düşünceyi zindana koymamış bir milletsek hala , o cesur, o kendinden emin, o onurlu, asil, vatansever ve adil insanlar nerede? Kırmızı-beyaz ruhu daha fazla grileştirmeden sahip olduğunuz koşulları değiştirmek ve sahip olduklarımıza sahip çıkmak için, önce farklı düşünmeyi bilmeliyiz.
Hayatımızdaki gölgelerin çoğu, kendi güneşimizin önünde durmamızdan oluşur.
Yine de umut tüketmiyoruz.
Çünkü “Başarısızlık, daha akıllıca işler yapmak için yeni baslangıçlar fırsatıdır.“
Ve umuyorum ki: Yıllardır ihmal edilenler, yıllardır önemsenmeyenler ve yıllardır yapılan tüm yanlışlar artık son bulur ve sahip olduğumuz devlet için gereğini geç de olsa yerine getirir ona gereken önemi veririz.
Ve diliyorum ki :Bu 20 Temmuz, yeni başlangıçlar için bir fırsat olsun.