20 Temmuz haftasını geride bırakırken, tarihi de hafızalarımızda yeniden canlandırırken: aslında, Kıbrıs Türklerinin, tarihte yaşadıklarını, azmin gücüyle yendiklerini ve bunun da bir başarı olduğunu ve başarının sınırlarını aşan, insanüstü bir iradeyle de yıllardır varlığımızın kanıtlanması için mücadele veren insanlar olarak tarihte yer aldığımızın da bilincindeyiz.
Her ne kadar da bugün, bizler, “bilinç yoksunu” bir toplum olarak suçlansak da, aramızda "bağımsız ve özgür" bir millet olarak yaşadığımızın ve 34 yıldır bu onuru taşıyan Türkler olduğumuzun bilincinde olmayanlar yanında, bu bilinci yüreğinde besleyen nice güzel insanlara sahibiz..
Zaman zaman ülkede, sular ısınsa, sesler yükselse, kendi içimizde kaynıyor olsak da; umutsuzluğa kapılmadan ve yalanlara hayatımızda yer vermeden, aydınlığa yönelmeliyiz.
Birbirimize olan inançlarımızı, sevgimizi ve bağlılığımızı ortaya koymalıyız.
“Kollektif bilinci” harekete geçirmeliyiz. Sadece“kollektif bilinçle”çok şey başarabiliriz,
Sevgiyi enerjiye dönüştürmek lazım..
Sevgiyle verilen ve sevgiyle alınan değerler sunmalıyız birbirimize.
İnsanın özünün güzel olması için ruhunu temiz tutması önemli.Bize neler oldu diye soracak duruma gelmişsek derhal ve hemen değilmeliyiz, çok değişmeliyiz.
Ruhunda sevgiye yer olmayanın, hayatında sadece rekabet duygusu vardır çünkü bu onun en büyük korkusudur. Herkesi ve herşeyi kendine rakip görendir.
Ve bizi birbirimizle rekabete düşüren de işte bu korkulardır.
Neden stress temelli sorunlarımız gelişti hepimizin içinde?
Değişen ama içinde inanç kalıpları olmayan bir yapı gelişti hayatımızda da ondan..
Adeta “Herşeyin başı sağlık ve sevgi varsa herşey güzeldir.” gibi anlayışlar da lafta ve rafta kaldı maalesef.
Koşulsuz sevgi yok artık. Ama hoşgörü ve af, sadece sevgi boyutunda vardır.
Yüreği hayır deyip dili hayır diyemeyen korkuları içimizde besliyoruz ve biriktiriyoruz ve bu nedenle de asla biz tamamen kendimiz olamıyoruz..
Oysa insan önce maskelerini indirmeli. Kendi olmayı bilmeli.
Özüne dönmeli, yüzüyle yüzleşmeli insan. Gerçekleri görmeli ve gerçeklerle yürümeli.
Başkalaşmak için mücadele etmemeli.Bizi başkalaştırmak isteyenlere dur diyebilmeliyiz artık .
Sorumluluklarımızla yüzleşebilmemiz önemli..
Eğer arınmak istersek, bilincimizi yıkamak yerine, bilincimize kavuşmak için nefsimizi yıkamalıyız
Evrendeki değişimi görerek, kendimizi gelecek konusunda da aydınlatmalıyız…
Uyanış moduna geçmeliyiz.
Herkes yolunu kendi çiziyor.ve kendi için çizmeli..
Geleceğimizi görmek için geleceğimize bakmayı öğrenmeliyiz.
Geçmişimizi de bilincimizden asla dışlamadan.
Algı yörüngemiz neresiyse, orada durabilmeliyiz..kendimizi algılamalarımızı engelleyecek parazitlerin olduğu ortamdan uzaklaştırmalıyız..
İnsanın kendini değerli hissetmesi, kendine ne kadar özen gösterdiğine bağlıdır.
Önümüzde sadece iki yol olduğunu ve bu yolu seçecek olanın da bizler olduğumuzu bilmeliyiz. Kimse bizim adımıza karar vermemeli. Kendi geleceğimizi, kendi güvenliğimizi biz sağlamalı ve kendi hayatımızı biz yönlendirmeliyiz.
Çünkü biz, yapay insanlar değiliz, suni solunumla yaşayamayız, bizim için ve bize layık görülen bir gelecek, bize hayat vaad etmeli. .
Öyle bir geleceğe yürüyelim ki , kendi ayaklarımızla kendi geleceğimize yol alalım. Insan başka nasıl bir gelecek sahibi olabilir ki?
Ya kendi geleceğimize ya da yönlendirildiğimiz geleceğe yürüyeceğiz.
İşte sahip olduğumuz bilinç burada devreye girer ve bize der ki:
Kimsenin göstereceği değil, hangi yöne gideceğini bilen insan, kendi yolunda kendi geleceğine yürüyen insandır..