İddia ile yazıyorum ki; Mart 2009 öncesi bu ülkede seçim var !
Paçaları tutuşanlar, köy köy dolaşmaya çıktı bile...
Adaylar, aday olmaya niyetli olanlar ve adaylar hakkında karar verecek olanlar, bağlı oldukları siyasi parti adına, gezi programları çıkararak “ekip” adı altında propaganda gezilerine çıkarlar.
Kahvelerde üç kişi de olsa, telefonlara sarılanlar oradaki rakamı kısa bir süre içerisinde on kişiye çıkarmayı başarırlar.
Bölgenin sorunları hakkında bilgi toplayan ve oraya hazırlıklı gelen deneyimli politikacılar, yaptıkları peşin savunmalarla, şikayet için koşa koşa gelenleri de hayal kırıklığına uğratıyorlar. Böylece gelebilecek soru ve öfkelerin hızını peşinen azaltarak söze başlarlar.
Bugünün iktidarı, hatalarınının neredeyse tümünü geçmişe mal eder. Kendileri de sütten çıkmış ak kaşık gibi, vatandaşın sadece cebindeki parayı değil, yüreğindeki güveni de yeniden çalmaya çalışırlar.
Dünün liderleri de farklı birşey yapmazlar. “Bizim zamanımızda”, diye söze başlarlar, tıpkı bugünküler gibi , Anavatanın maddi desteğiyle yapılan hizmetleri kendileri yapmış gibi anlatırlar, yaptıkları kötü icraatlardan tek bir kelime bile bahsetmezler.
Sonra da bugün, kendi uygulamalarını taklit edenleri ve ayni düzeni sürdürenleri “işbilmezler, yolsuzlar, hırsızlar”, diye suçlamaya başlarlar.
Yeni bir söylem de geliştirip, geçmişteki hatalarımızdan ders aldık, diyorlar.
Peki, o hataların telafis mümkün oldu mu? Onlar hata mıydı, suç muydu?
Hele de, seçim meydanlarına veda ettiğini, siyasetten elini ayağını çektiğini ve bunu da gençlerin önünü açmak için yaptığını söyleyen zat-ı muhterem, bugün halkın karşısına yeniden çıkmaya hazırlanıyor. Hangi yüzle çıkabilecek acaba ?
Bu davranış şekli, halkla dalga gecmek değil mi? Elbette ki öyledir !
Hatırlayın bakalım, ne yazmıştım yaklaşık bir yıl önce, “partimin tanrısıyım diyen liderler” diye yazmamış mıydım? Kaç neslin daha önü kesilecek, bu parti ne zaman nasıl yenilecek, diye sormuştum ve hatta telefonla da tehdit edilmiştim.
Kim haklı çıktı, sevgili okurlar ?
Makam sevdalısı ve İltifat tiryakilerini asla değiştiremezsiniz. Domuzun kuyruğu değişirse misali, onlar da değişir.
Hatta; kendilerini, “alkışlatma alışkanlıklarından” tutun da “omuzlarda taşınma” hastasıdırlar da ayni zamanda...
Bu nedenle, bu hastalığa yakalananlar, kendilerini bu arzu ve düşüncelerinden kurtaramayanlar hem kendilerine hem de içinde yaşadıkları topluma telafisi imkansız zararlar yaşatmışlardır..
Az kalsın unutuyordum... Geçmişte yaptıklarını ve siyasete veda sözünü unutup tv’ye çıkan zat-ı muhterem, sloganım “sevgi”dir diyormuş . Hele bir dur bakalım. “sevgi” temizliği, saflığı ve dürüstlüğü taşır içinde..Yüreğinde, insanlara karşı kötülüklere ve kötü düşüncelere sahip olanların sloganı sevgi olabilir mi?
Sizin ve yakınlarınızın, gazabınıza uğrayanlar size bu soruyu sorar değil mi? Duygusuz, bencil ve sadece ben diyen yaklaşımlarınızı, hafızalardan nasıl sileceksiniz acaba? Sokağa çıkarken kulaklarınızı tıkamaya devam edin. Vatandaşı ne zaman duymayı denediniz de şimdi duyacaksınız ki?
Sizin gibilerin, sadece yanlışlarını alkışlayacak yandaşlara ihtiyacı var.
Doğruyu söyleyenleri partiden dokuz kez kovmayı da marifet biliyorsunuz..
Sizi eleştirenlere, yüreğiyle doğruyu söyleyen ve sizi eleştirenlere “defol, bu partiden git, sana bu partide yer yok” diyecek kadar kendini bilmez, yakınlarınızla mı bu ülkeyi yendien yönetmeye talipsiniz.
Tehdit ve baskılarınızı bu halk unuttu mu sanıyorsunuz?
Unutmadı ve unutmayacak !! Onlar, günü geldi mi sandıkta konuşurlar.
Yol yakınken partinizi de daha fazla riske atmadan bırakın da yenilensin. Hizmeti görev aşkıyla yapabilecek genç insanlar, bu çatı altında geçmişten yaşattıklarınızdan dersler çıkararak yeniden tabanına sahip çıksın.
İnsanlara sevgi ile değil, kin intikam duygularıyla hareket ederek geçmişte yaşattıklarınızı kimse unutmadı ve bugün sloganım “sevgidir” sözünüz herkesi güldürüyor ancak !
Sevgiye saygısı olan insanın, önce verdiği sözlere saygısı olur. Daha işin başından sözünü tutmayanın sonrasında neler yapacağından Tanrı korusun !
Vatandaş, sözünün eri liderler istiyor artık. Bu yüzden değil mi de siyasilerin itibarı kalmadı.
Halk, Plan ve proje görmek istiyor ! Hizmet istiyor ! Hak ve adalet istiyor ! Saygı istiyor !
Memleket bugün hallaç pamuğuna dönmüşse, bu hale, bugün mü geldi? Acaba yanlışı kim nerede başlattı? Bu “sistemsizlik” kimlerin eseridir?
Saymakla bitmez bu ülkede yaşanan yolsuzluklar..Mezar taşlarında “iskan yolsuzluklarından öldü” yazan vatandaşlarımız var. Çok insanın ahını aldınız.
Bu halk size muhalefeti neden layık gördü dersiniz?
Partiniz kimin başkanlığında muhalefete düştü ? Bugünse, zat-ı muhteremin partisi bugün muhalefet yapamıyormuş diye gelip muhalefet yapacağım diyormuş. Muhalefet yapmak için insanın, önce yüzü olmalı !
Bugünkü iktidarı suçlamak kolay. Peki geçmişin aynası değil mi bugünküler?
Muhalefet yapılmadı doğru, Kimin kime şikayet etmeye yüzü var bu ülkede artık ..!!!
Önce karnesi temiz olmalı insanın. Yüreği temiz olmalı. Gözü tok olmalı insanın. Hele de halka hizmete soyunuyorsa insan, önce Mevlanayı da Yunus Emre’yi okuyarak öğrenmeli insan. Kısacası “insan” olmalı önce!!!
Sevgiden bahsetmeyi haketmeli !
Sevgi, bu ülkeye her türlü riski göze alıp yatırım yapan yatırımcının yüreğindedir.
Ambargolar ve zamlar altında ezilse de, ülkesini terketmeyen toprağına sahip çıkan, gerçek vatan sevgisiyle dolu insanların yüreğindedir.
Sevgi, bu ülkede sistemsizlikten ve bürokrasiden ezilmiş ama yine de özünü korumayı becermiş, direnç sahibi insanların yüreğindedir.
Sevgi, yaşattıklarınıza rağmen, bu ülkede temiz ve dürüst insan olarak kalmayı başaran insaların yüreğindedir.
Sevgi ona sahip çıkanların elinde kalan tek güçtür!
Sevgi, ülkesine hizmet edenindir, cebine hizmet edenin değil !
Sevgi, vatandaşını sevenindir, yandaşını sevenin değil !
Bu satırlar halkın sesidir. Çünkü, halkın dili ve halkın sesiyiz biz...
Ama siz, halkı dinlemeyenler; sayenizde, siyasiler politika değil, hizmet yapmaları gerektiğini da unuttular.
Sizin gibi siyasiler de laf ola “sevgi felsefesi” yapacağına, keşke “hizmet felsefesini” öğrenseydi de bugün bu kadar sorunla yüz yüze kalmasaydık.
Bugüne kadar yaşattığınız kısır çekişmeler yüzünden KKTC’deki sistemi, sadece yandaşlar sistemi, haline getirdiniz.
Bari, yanlışları düzeltmek isteyenlerin önünde engel olmayın.
Yeniden ve “yeniden yeniye” diyenlerin önünü tıkayan, bir “eskimiş” olmayın. Gençlere darbe üstüne darbe vurmayın !
Sahibi oldukları bu devleti yönetme hakkını, artık onlara verin.
Ne demiştik, evet seçim kapıda da, hayal ettiğiniz, makam da kapıda mı? İşte o kararı “HALK” verecek.
Ve nerede kalmıştık; Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar ama marifet, onuncu köyde de doğruyu söylemeye devam etmektir.