Uyandığım zaman en çok neye şükrediyorum biliyor musunuz ?
Bu güzelim ülkemizde, hırs ve ihtiraslarına yenik düşmüş, yollarını şaşırmış, onca yalancı, şerefsiz, entrikacı ve üçkağıtçı kişiler varken; “temiz” hatta “tertemiz” kalmayı başarmış insan olmak, ne büyük bir mutluluk ve ne büyük bir zenginlik değil mi? Bu keyfi tadarak yaşamak bana yetiyor ve hep şükrediyorum.
Sabırsızca, bugün ne yazacağımı bekleyenler vardı, bu kadar onlara yeter sanırım.
Günü ve sırası geldikçe, onları anlatan başka yazılarım, elbette olacak...
Biz ülkemize bakalım.
Bu güzel ülkemize sahip çıkalım ve doya doya sahip olduğumuz güzelliklerimizi koruyarak yaşayalım ve ülkemize gelen yabancı turistlerle paylaşalım.
Ülkemizde o kadar yığınla sorun yanında, maalesef en büyük sorunların başında çevre sorunu geliyor. Ülkesini seven insanlar olarak çevremizdeki kirliliğe karşı gösterilen duyarsızlığa üzülüyoruz.
Oysa huzurlu bir yaşam için hayatımızdaki bütün pislikleri temizlemeliyiz.
Bazı tablolar var ki; onlara yakından baktığınız zaman pek de net görünmüyorlar ama biraz uzaktan bakarsanız çok daha net görürsünüz.
Memlekete de uzaktan bakmak öyledir işte.
Çok daha iyi kıyaslarsınız düzenli ve temiz yerlerle.
Ve içten bir çare arıyorsanız da çok daha kolay toparlarsınız düşüncelerinizde sorunları.
Hatta elinize bir kalem kağıt alsanız, neredeyse uzaktan çözersiniz hepsini. Fakat önemli olan herkesin bu duyarlılıkla çevreyi sahiplenmesi ve çevreyi temiz tutma bilincini geliştirmesidir.
Yurt dışında bir ülkeye gittiğim zaman ordaki düzeni kıskansam da bu düzeni benim ülkemde kurmak hiç de zor değil diyorum. Ve gerçekten zor olmadığını da biliyorum.
Ülkenin düzeni ve temizliği o ülkenin kültür seviyesiyle ölçülür.
Bir ülkede sistemin çalışıp çalışmadığını, o ülkedeki düzenden ve temizlikten anlarız.
Peki biz nerede hata yapıyoruz ?
Biz yüreği kirli insanların ülkeyi temiz tutmalarını bekliyoruz... Mümkün mü?
“Temiz insan”, “Temiz Deniz”, “ Temiz Ülke”, “Temiz Sokak”, “Temiz Çevre”, “Temiz Toplum”, bunların hepsi, çağdaş insan seviyesine ve gelişmiş bir ülke düzeyine gelmemiz için şarttır. Temizlik olmazsa olmazlarımızdır.
Temizlik, herşeyden önce kaidelerine uymakla başlar.
Öyle bir temizlik kampanyası başlatmalıyız ki; aksini uygulayanlara, çevreyi kirletenlere büyük para cezaları verilmeli. Caydırıcılık olmadan disiplin olamaz.
İşte oturup bu konuda çalışalım.
Bu sorumluluğu hissedenler hemen gönüllü çevreci olmak için başvurmalı.
Plajından, ovalarına ve ormanlarına kadar, şehirlerinden, köylerine, sokaklardan caddelere her taraf pislik içinde.Yazık değil mi ülkemize? İnsan kendi ülkesinde her yerin, her köşenin kendisine ait olduğunu düşünse, olayı öyle değerlendirse ve sahip çıksa iş çok daha kolay olmaz mıydı? Kiminle karşılaşsam en çok konuşulan konular arasında çevreye karşı, sorumsuz insanların davranışlarının yarattığı pislikler konuşuluyor. Naylon poşet artıklar, plastik şiseler, teneke parçaları , cam şişeler, aklınıza ne gelirse, belli ki arabasının camını açan, gelişigüzel başıboş sorumsuzca, etrafı kendi çöplüğü sanıp, fırlatıyor .
Bu sorumsuz davanışlar, umarım bizi, daha da kötüye taşımadan engel olabiliriz.
Yeri gelmişken bir hikaye anlatayım:
Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı. Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu. Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı.
Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı. Ferahlatıcı kokular, gülsuları boşuna harcanmış, adam bir türlü kendine gelememişti. Ve baygınlığı daha çok artmıştı. Çaresiz kaldılar. Etrafa haber salarak akrabalarını arattılar. Hiç kimse adama sahip çıkmıyor, saatler geçtiği halde adam da bir türlü kendine gelemiyordu. Akşama doğru oradan geçen bir debbağ (derileri terbiye eden) adamı tanımış. Kalabalığa seslendi:
“- Sakın ona gülsuyu serpmeyin! Ben onun hastalığının ne olduğunu biliyorum. Siz ona hiç dokunmayın, ben biraz sonra geleceğim…” diyerek uzaklaştı. Bir vîraneye girdi. Avucuna bir parça gübre aldı. Attarlar sokağına gelerek, gizlice, gübreyi bayılan adamın burnuna tuttu. Hayret!.. Adam kendine gelmeye başladı. Biraz sonra da ayağa kalktı. Debbağla birlikte yürüyerek gitti.
Bayılan adam da bir debbağdı. Yıllarca kokmuş deriler arasında pis kokulara alışmış, attarlar sokağında güzel kokulara dayanamayarak düşüp bayılmıştı.
Pis kokular gibi, pis ortamların da işte böyle alışkanlıklara maruz bırakmaması dileğiyle...