ULUSAL DAVAYI GÜÇLÜ DURUŞ KAZANDIRIR.
Ülkemizde bugüne kadar siyasi parti yelpazesinde, ulusal dava için bir ortak payda bulunamadı.
Bu tespiti, bizim farkettiğimiz kadar, yabancı gazeteciler veya yabancı siyasilerin, KKTC’yi ziyaretlerinde görüşmeler sonrası paylaştıkları görüşlerinden de anlıyoruz.
Diyorlar ki; Güney Kıbrıs’ta görüştüğümüz tüm siyasi parti liderleri, özellikle “Kıbrıs sorunu” hakkında bizlere ayni görüşü sunuyorlar. Kuzeyde, ziyaret ettiğimiz iktidar ve muhalefet liderleri tamamen farklı yaklaşımlarla görüş beyan ediyorlar.
İşte bu durum, “ulusal davamızda” birlikte olmadığımız mesajını veren, bu görüntü, bizi, hem görüşme masasında, hem de uluslararası arenada elimizi zayıflatan en somut manzara oluyor.
Oysa; En başta, meclisteki partiler olmak üzere “Ortak paydanın sağlanması” mümkün olsaydı, müzakerelerde durulacak pozisyonumuzu en güçlü noktaya taşıyabilecekti.
Elbette, çok önceden yapılması gereken çalışmalar vardı, olumlu ve olumsuz senaryolar üzerinde çalışıp, Kıbrıs Türk Halkının haklarını en iyi şekilde, nasıl elde edebileceğimizi ve nasıl koruyabileceğimizi çok geniş katılımlı ve geniş kapsamlı çalışmalar yaparak sonuçlarını da “müzakere sürecinin el kitabı” niteliğinde“ ulusal, ortak ve güçlü duruşumuzu” en iyi şekilde ortaya koyabilirdik. Aksine, halkın geleceğini ilgilendiren bu süreci, “karartılmış bir süreç” olarak izlemek zorunda kalıyoruz.
En azından, masaya oturmadan önce, iki ayrı devletin, önşart olarak kabul edilmesini mümkün kılsaydık, bu güçlü bir başlangıç olurdu. Hele de, Kıbrıs sorununu yaratan tarafın, GKRY olduğu gerçeğini dünyaya anlatmak için geçmişte yaşananları belgeseller halinde yayınlayıp duyurmuş olsaydık, belki bugün için çok işe yarardı.
Ama maalesef, geçmişi unutturmak adına bunları da yapmadık. Kıbrıs olaylarının, 1974’te başladığını iddia edecek kadar, gerçekleri inkar eden, Rum Yönetimi sözcüleri ile ayni masaya oturup, 1974 öncesi uğradığımız saldırıların, kaybettiğimiz hakların ve canların hesabını nasıl soracağız? Görülmüştür ki; bugüne kadar Dünya devletleri tarafından da çift standart uygulamalarına maruz kaldık.
Oysa, sadece 60’lı yılları bile hatırlamak ve hatırlatmak yeterdi. . Ortak Kıbrıs Cumhuriyetinin Anayasasında olan, Kıbrıs Türklerini koruyacak maddeleri, Rumlar neden iptal etmek istemişlerdi? Onları iptal ederek 21 Aralık 1963’te başlattıkları soykırımları inkar edecek kadar vicdansız bir milletle, oturduğumuz bu müzakere masasında, 1974 öncesini unutup, sadece 1974 sonrasını mı görüşeceğiz?
Rum tarafı maalesef, ne geçmişimizde ne de bugünümüzde, barış yanlısı bir dost asla olmamıştır. Dün, Rum basını diyor ki ; Ambargolar ve izolasyonların etkisiyle değil, beceriksiz ve iş bilmediğimiz için ekonomimizin zayıfladığını iddia ediyorlar. Akel sözcüsü de ayrıca “geri kalmışlığımızın sebebi olarak da işgalin sonucudur” diyecek kadar da yüzsüzce açıklamalar yapıyor. Gerçekleri ters yüz etmek, çarptırmak ve saptırmaktan başka birşey yaptıkları yok.
Dolayısıyle de bu önemli süreçte, bir “ortak akıl mozaiği” yaratılarak sadece siyasi boyutta değil, toplumu temsiliyet bazında çok geniş bir yelpazede, KKTC’ni ele almak, ortak doğruları veya ortak ürünleri ortaya koymak ve bu yapıyı da kurumsallaştırmak yapılabilecek en doğru hareketti ve bu hareket de başarılı bir çalışma ile kendini kanıtlayarak, başlamış oldu.
İşte bu kadar yalanla, dünyayı aldatan bir komşuyla, çözüm arayışları içine girmeden, geleceğimizin güvence içinde olacağı ve bir daha geçmişe dönmeyeceğimiz formüller üretmek adına, bu birlikteliği, belki de çoktan yaratmalıydık ! Yine de, geç olmadığına inanıyorum.
Ortak Aklı, bu mozağiyi, bu uzlaşı zenginliğini, en iyi şekilde ortaya koymalı ve kullanmalıyız. Çünkü ortak aklın amacı, ana tema olarak, bir yol haritasının çerçevesini belirleyecek yöntemi kullanarak, tıkanıklıklara, haklarımızı koruyarak, ortak bir çıkış zemini yaratmaktı. Hatta, Üniversite-Sivil toplum-bağımsız kesimlerin desteği ile bir ortak paydayı oluşturacak, güç birliğine, dönüştürülmesi gayretidir. Başkalarının bizi yönlendirmesiyle değil, kendi ülkemiz için kendi duygularımızın, beklentilerimizin ve hayallerimizin, kendi bakış alanımızla değerlendirip geleceği şekillendirmesine katkı koymaktır.
Dış etkenler tarafından, modalaştırılmaya çalışılan “Gayrımillilik” bizim için sökonusu olamaz. Çünkü Kıbrıs’lı Tükler, kendi milli kimliğine sahip çıkmanın öneminin farkındadır. İçte veya dışta etki ve baskılarla, yaratılmaya çalışılan yeni ve başka bir kimliğin de yaratılmasına izin vermeyecek o güçlü bilince sahiptir..
Bizler, herşeyden önce, kültürel değerlerimizi, disiplinli toplum alışkanlıklarımızı ve ahlak anlayışımızı korumalıyız. Atatürk’ün söylediği gibi; zeki, çalışkan, gururlu ve onurlu insanlar olmaya devam etmeliyiz.. Yozlaşmamızı hayal edenleri, de hayal kırıklığına uğratmalıyız.
İşte bu birlikteliği, bizi geleceğe taşıyacak en güçlü bağlarımız için köprü olarak kullanacağız. Manevi köprülerimizi sağlam tutacağız!.. Varlığımızı sürdüreceğimiz bu topraklarda, yaşadıklarımızla paylaştıklarımız, kültürümüz, dilimiz, inançlarımız ve tarihimiz hepsi birer köprüdürler..”
Ortak Akıl” ise bu köprüleri buluşturan zemini, güçlü kılacak ve en kararlı duruşu sağlayacak görevi yapmaktadır.
“Ulusal Dava” için, Dünyadan tecrit edilmemize “Ulusal birlikteliğimizi yansıtan” güçlü duruşumuzla engel olabiliriz ancak.
Başarmak istiyorsak, ortak akılla hareket edip en “güçlü duruşu” sağlamalıyız.