Rüzgara karşı direnen, korkmayan, ona kapılıp gitmeyen, onurlu, haysiyet sahibi insan olmak ne güzel bir meziyet.
Hangi görevde olursan ol etrafına korku ve menfaat dağıtmadan efendice var olmak, ne büyük bir gurur. Hele de dürüst olmak, en güzeli.
Siyasi arenada “ben” egosuyla hırs ve ihtiras girdabında adam öğütmeden, kişisel değil, kitlesel düşünen, partisini kurumsallaştırmayı hedefleyen bencil düşünmeyen bir yapıda olmak ne güzel.
Sözünün eri olmak ne güzel.
Ama neymiş, “atama delege” sisteminden dolayı kaybetmiş.
Kim demiş ki kaybetmiş? Efendiler kaybetmez.
Efendi yapıdaki kişilerin yönetmesine izin verilmeyen “kurumlar” kaybeder. Değişime izin vermeyenler kaybeder. Demokratik yapıdan yoksun olanlar kaybeder.
Ve esas ne zaman kaybederler?
Sessiz yığınların, ses olduğu gün, yani halkın genelinin katılacağı seçim günü kaybeder !
Halkın sınavı, en büyük sınavdır. Karnesine bakarlar, ona göre değerlendirirler, insanı.
Kendi partisi içinde adam öğüterek, kendinden olmayanı dışlayan ve hatta “parti kurucularının aile bireylerini” partiden kovarak, sadece kendine oy verecek insanları delege atayanlar, oldukları yerden, bir basamak öteye gidebilirler ancak.
Temelinde demokrasiyi katlederek geldikleri yerde, çakılıp kalırlar ve bir sonraki adım olan halkın sınavından asla geçemezler.
Çünkü HALK; ilkeleri çiğneyenleri; Etik değerleri hiçe sayanları;
Memleketin geleceğiyle oynayanları ; İcraatlardan çok korku ve menfaat dağıtanları;
Ülkedeki yaşamı bir maskeli balo haline getirenleri;
Gücü elde tutma pahasına, uzlaşı değil kavga kültürünü geliştirenleri; Partiyi kitlesel değil, aile partisi haline getirenleri;
Siyaseti fay hatları üzerine kuranları; Öncü, artçı hiç bir sarsıntıya ve uyarıya kulak asmayanları;
İnsan’ı özünde, herşeyin üstünde tutmayanları; Kendinden olmayanı yaşatmayanı;
Sadece elindeki gücün avantajlarından istifade edenleri;
Küçük düşünen, günlük hesaplarla siyaset yapanları, rakip gördüklerini uzaklaştıranları;
Siyasi ahlakı unutup, sadece “benden olanlar grubu” yaratanları;
İnsanı basamak yapıp üstüne basanları;
Antidemokratik hareketlerine alet olmayan, aydın/seçkin insanları özellikle de entellektüelleri hedef alanları;
Sözsüz ve tutarsız hatta ilkesiz davrananları; Pusuya yatıp kısır çekişmeler yaratarak ortalığı bulandıranları; “Ben egosuna” hizmet adına siyaset yapanları;
Birlik ve beraberliği bozanları;
Düğünü, cenazeyi, hastayı, ölümü, kazayı ve daha birçok şeyi siyasete alet edenleri;
İntikam ve kin duygularıyla, iftiralarla saldıranları;
Kendilerini çok büyük görüp, insanları toplum içinde rencide etmeyi meziyet sananları;
Sevgi ve saygıyı unutanları;
Ve tüm bunlara şahit olup susanları;
O “kararsız suskunlar ordusu” izler ve iyi değerlendirir...
Seçim günü geldi mi, kimin sınıfta kalacağını halkın sınavı belirler.
An gelir çok insanın sesi yükselir ve ilahi adalet olur o karar.
Bir deprem gibi yeri yerinden oynatır. Ne, halk unutur, ne de tarih unutur olanları...
Bunları insanoğlu unutsa bile “ilahi adalet” unutmaz...
Yoksa; “Efendiler, dürüstler ve idealistler asla kaybetmez”...
Ne mutlu, karakterinden ödün vermeden, dürüstlük ilkelerine bağlı kalabilene..
Ne mutlu, doğru bildiği yolda korkusuzca yürümekten asla korkmayanlara..
Ve ne mutlu onuruyla, şerefiyle, namusuyla yaşamına devam edenlere...
Bugün için kim kazanmış, kim kaybetmiş, onu bize zaman nasılsa gösterecek.
Bir vatandaş olarak diyebileceğimiz tek şey var, ne şan, ne şöhret, ne de makam “lekesiz yaşam en büyük zenginliktir.”