Aslında bu yazımın başlığını “Amerikalı’dan Al Haberi” diye tasarlamıştım. Sayın Cumhurbaşkanı’nın BRT’deki açıklamalarından sonra, iki konuyu da bağdaştırabilirim diye düşünerek yukarıdaki başlığı attım.
“Amerikalı’dan Al Haberi”
Biliyorsunuzdur, Türkçe’de “çocuktan al haberi” diye bir deyim vardır. Kıbrıs’la ilgili gelişmeleri izledikçe, bunun yerine “Amerikalı’dan al haberi” demek daha açık seçik bir anlatım olur gibi geliyor bana! Hatta bunu biraz daha genişleterek “Anglo-Amerikanlardan al haberi” de diyebiliriz.
Yalnız son gelişmeler bile, buna örnektir:
İngiliz-Rum memorandumunu mu sayalım?
Amerikalı diplomat Miller’in, Kıbrıs’ta yazma denince yazmayan gazeteciler olduğunu; bu durumun dünyanın başka yerlerinde görülmediği açıklamasını mı?
Yoksa Amerikalı bakan yardımcısının, Hristofyas’ın tüm “tek”lerini, birine daha da özel bir anlam bindirerek (“tek halk” yerine “tek millet”) vurgulamasını mı?
Herhangi bir yorum yapmadan, yalnızca değinmekle yetiniyorum. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı’nın, Amerikalı bakan yardımcısının “tek ulus” vurgulamasını hafife almasını, bu vurgulamanın amacını aştığını ve ABD’nin Kıbrıs politikasını över anlamında konuşmasını yadırgadığımı söylemeden edemeyeceğim.
Halk Mı, Toplum Mu?
Yadırgadığım ikinci konu, Sayın Cumhurbaşkanı’nın “halk/toplum” kavramları ile ilgili açıklamalarıdır.
“Ben ‘halk’ diyorum” anlamında konuştu Cumhurbaşkanı! “Başkaları ‘toplum’ diyorsa önemli değil! Halk ya da toplum fark etmez.”
Ben de Kıbrıslı Türkler için “halk” sözcüğünü kullanıyorum ama “toplum” sözcüğünün (en azından siyasal anlamda) halk sözcüğü ile eşanlamlı olarak kullanılmadığı gerçeğini gözardı etmem. Siyaset dilinde “halk”ın selfdeterminasyon ve egemenlik hakları olduğu, toplumun olmadığı varsayıldığı için edemem.
Kafama takılan şu: Eğer halk ve toplum sözcüklerinde fark göremediğinizi açıkça söylerseniz, size “toplum” sözcüğünü dayatmazlar mı? “Toplum” sözcüğünü dayatınca da (yaygın siyasal literatüre göre) “egemenlik hakkınız yok” demezler mi?
Yanıtı/yorumu size bırakıyorum.
“Oluşturucu/Kurucu” Devlet İkilemi
Cumhurbaşkanı’nın halk/toplum konusunda olduğu gibi, “oluşturucu/kurucu devlet” konusundaki açıklamalarını da yadırgadım.
“Ben ‘kurucu devlet’ diyorum” diyor Sayın Cumhurbaşkanı. “Ama oluşturucu devlet denmiş, kurucu devlet denmiş, ne fark eder?”
Özde doğru! Bir kavram için önemli olan, altının nasıl doldurulacağıdır. Niteliğini o dolduruş biçimi belirler.
Gelin görün ki “siyasal literatür”de ikisine yüklenen anlam farklı! Daha doğrusu “oluşturucu devlet” kavramı bayağı uydurmasyon! Bu kavram kimin tarafından üretildi bilmiyorum (büyük olasılıkla İngiliz diplomasisi tarafından) ama üretilme amacı kesin: Rumlar’ın federal görünümlü üniter devlet politikasına hizmet!
Benzer soruyu sormadan edemiyeceğim: Siz “oluşturucu/kurucu ayırımı önemli değil” derseniz, size “oluşturucu devlet” dayatması yapılmaz mı?
Bir başka konu: Sayın Cumhurbaşkanı, olası federal yapıdaki devletimiz için küçümseyici ifadeler kullanılmasını yadırgadığını söyledi. Haklıdır! Bizim devletimiz, olası bir federasyonda sahiplenip yüceltilmeli! Siyasette “psikoloji” de önemli rol oynar.
Nedir yapılan küçümseyici nitelemeler: Eyalet, oluşturucu devlet, devletçik…
O zaman şu soru gelmez mi insanın aklına: Siz “oluşturucu ya da kurucu devlet ayırımı önemli değil, ikisi de olur” derseniz, oluşturucu nitelemesini küçümseyici olarak değerlendirmenizin ne anlamı olur?
Tek Egemenlik Konusu
“Tek egemenlik” olayında, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir savunma hattı oluşturması, yadırgadığım konular arasında!
Sayın Cumhurbaşkanı’nın, eleştiri ve aykırı düşünceleri, iktidar-muhalefet çelişkisine dayandırdığı izlenimini edindim.
O zaman, benim gibi, siyaset kurumunun dışında olup da, politik amaç gütmeden, inançları doğrultusunda eleştiri yapanlar, (ya da düşüncelerini açıklayanlar) ne olacak?
Demokratlığı kesin olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu değerlendirmesi
yadırganmaz da ne yapılır?
Öyle görülüyor ki bu konuda sağlıklı tartışma olanağı olmayacak.
Bana göre yazık ediliyor. İçeriğini bırakın, “tek egemenlik”in altı doldurulmadan kabulü bile, çok kötü oldu. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bununla ilgili açıklaması da ilginç! Sayın Cumhurbaşkanı “iki eşit kurucu/oluşturucu devlet”i kabul eden Hristofyas’ın zor durumda kaldığını ve bu zor durumu aşmak istediğini söyleyerek, “tek egemenlik” ve “tek yurttaşlık” konularını bunun için (Hristofyas’a yardımcı olmak için) kabul ettiği izlenimini verdi. (En azından ben öyle bir izlenim edindim.)
Eğer öyle ise, yani “hatır” için bu kavramlar kabul edilmişse yandık!
Cumhurbaşkanı’nın “Kıbrıs Cumhuriyeti” İfadesi
Sürç-ü Lisan Mı, Politika Değişikliği Mi?
Son olarak, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, “bana göre federal Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti oluşturacak” anlamındaki sözlerine değineceğim.
Bir yönü ile güzel: Tanınmış Rum(laşmış) devlet(i) ile tanınmamış Türk devleti eşitlenecek!
Ancak bir hususa takılıp kaldım: Türk tarafı için Kıbrıs Cumhuriyeti değil, Kıbrıs Rum Yönetimi var ve bugüne kadar hiçbir resmî ağız “Kıbrıs Cumhuriyeti” ifadesini kullanmadı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu ifadeyi kullanması, bir politika/görüş (artık Rum Yönetimi’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul etme anlamında) değişikliğinin göstergesi midir? Yoksa “sürç-ü lisan” mı söz konusu?
Merak ettim.