|
Günlerdir bir araştırma yapıyorum: Şu “tek egemenlik” konusu kafama fena takıldı da!
İşin doğrusu “tek egemenlik” denen kavram güncelleştiğinden beri bir eksiklik hissediyordum. Hani sizi rahatsız eden, ama nedenini bulamadığınız bir sıkıntı olur ya içinizde! Onun gibi!
Çözümü araştırma yapmakta, siyaset bilimi ve anayasa hukuku literatürünü taramakta buldum.
Sonuçta nedenini bilemediğim sıkıntının kaynağını buldum: Meğer “tek egemenlik” denen kavram, (özellikle vurguluyorum) okuduğum hiçbir anayasada, hiçbir kitapta yokmuş! Modası geçmiş “mutlak egemenlik” diye bir kavram var ama “tek egemenlik”in izi bile yok!
Eğer bu izi bulan varsa, eğer biri herhangi bir kaynak kitap ya da anayasada “tek egemenlik” kavramını bulursa, lütfen beni bilgilendirsin!
Hem sevinir, hem minnettar kalırım.
“Oluşturucu devlet” kavramı da öyledir. O da literatürde yok! Var diyen varsa, lütfen “tek egemenlik” konusunda olduğu gibi beni bilgilendirsin! Sevinirim.
Belli ki ikisi de, “sui generis/kendine özgü” özrünün arkasına saklanarak “ince diplomasi” tarafından uydurularak bize “yutturulmuş.”
Özür/Neden Mi? Yoksa Softa Şaşırtması Mı?
Elbette ki, bu “yutma”dan Sayın Talat sorumlu değil! Bu kavram daha önce pazara sürüldüğü için o bunu hazır buldu.
Ancak, hazır bulması, bunu hemen kabul etmesini gerektirmezdi.
Ben, ilk günden çok daha fazla ve en kesin biçimde, genelde “tek”lerin, özelde “tek egemenliğin” kabulü ile ciddî bir siyasal/politik hata yapıldığı savında ısrarlıyım.
Hiçbir özür/neden bana inandırıcı gelmiyor. Bana göre tüm özürler, softa şaşırtmasından başka bir şey değil!
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda da böyle olduğu savı, tümden safsatadır; çünkü orda böyle bir şey yok!
Konfederasyonlarda da böyle olduğu, daha da büyük safsatadır. İlgisi yoktur.
Cuellar Belgesi’nde ya da Annan Planı’na gelince!
Oralarda altı doldurulmuş tanımlama vardır. Özellikle Annan Planı’nda, “olumlu belirsizlik” denen diplomatik madrabazlıkla, herkesin kendine göre anlam çıkaracağı bir düzenleme yapılmıştır. O düzenlemeyi, altı doldurulmamış “tek”lerle ve de özellikle “tek egemenlik”le karşılaştırmak,, elmalarla armutları karşılaştırmanın ötesinde, çakıl taşları ile elmaları karşılaştırmaya benzer.
Sözün kısası (ve benim bakış açıma göre), hiçbir söylem, hiçbir özür, “tek”lerin bu şekilde kabulünü haklı ve makul gösteremez.
Gün Gele Bizi Vurabilecek Bumerang
Bilmem, dikkatinizi çekti mi?
TC yetkililerinin tümü (Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Babacan), 20 Temmuz ile bağlantılı olan (ya da olmayan) söylemlerinde “tek”ler, özellikle de “tek egemenlik” konusunu teğet geçtiler. Bu konuda, “üç maymunlar”ı oynadılar.
Sayın Talat ise yaptığını savunmaya geçti. Özellikle 20 Temmuz konuşmasında bambaşka bir söylem geliştirerek “asli kurucu ortaklık”tan, “egemen halk” oluşumuzdan sözetti.
Bu söylem, “tek”lerle ilgili açıklamayı ortadan kaldırır mı?
Yoo! Kim demiş?
Diplomaside, ağzınızdan çıkan her şey, gün gelir “bumerang” olarak sizi vurur. “Kağıt olmayan kağıt” bile! Amerikan filmlerindeki gibi “konuşmama hakkınız vardır, ama konuşursanız söyledikleriniz aleyhine delil olarak kullanılabilir.”
Egemenliğin Kaynağı Yok, Sahibi Var
Kafam bir şeye daha takıldı: Şu “egemenlik,” soyut bir kavram! “Yiğitlik”, “alçaklık” gibi! Ve böylesi soyut kavramlar “tek” olmaz. “Tek yiğitlik”, “tek alçaklık” denmez mesela! Yani “tek egemenlik” denen uyduruk kavram, (diğer dilleri bilmem ama) Türkçe’nin kurallarına uymaz.
Haydi uydu diyelim. Bu kez aklımıza başka şey akılır: “Tek egemenlik” varsa, “tek egemen” sözkonusudur. Sayın Talat’a göre Kıbrıs Türkleri “egemen bir halk”tır. Elbette Kıbrıs Rumları da! Eeee! Sayın Talat’ın deyişi ile “egemen” ve “aslî kurucu” bir halk olduğumuza, Rumlar da öyle olduğuna göre, “iki egemen halk”tan nasıl tek egemen olur? Bu soru bizi “tek egemenlik iki toplumdan/halktan kaynaklanır” uydurmasyonuna götürür.
Gerçekten de “tek egemenlik” ve “oluşturucu devlet” kavramları gibi, “egemenliğin bir yerlerden kaynaklandığı” ya da benzeri bir ibareye, okuyup incelediğim hiçbir kitapta/anayasada rastlamadım. Egemenliğin sahibi ya da kimde olduğu söylenir ama bunun nereden kaynaklandığı söylenmez.
(Burada da yineleyeyim: Egemenliğin bir yerden kaynaklandığını belirten bir ibare içeren kaynak bulan olursa, lütfen beni bilgilendirsin!)
Görülüyor ki bu da, “oluşturucu devlet” gibi, “tek egemenlik” gibi, özel olarak uydurulmuş/üretilmiştir.
Son Olarak
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın “kendine özgünlüğü” tartışma götürmez. Belki olası yeni bir yapılanmada da bazı “kendine özgün”lükler olacak!
Gelmiş geçmiş tüm Rum liderleri ve Hristofyas ise, bir çözüm için “kendine özgün”lük önermiyor. AB uygulamaları, falan filan diyor.
O halde, biz niye yüzyıllar içinden süzülüp gelmiş ve mahkeme içtihatları ile zenginleştirilmiş kavramların (hem de altı doldurulmuş halleri ile) savunucusu olmuyoruz da, uyduruk kavramların peşinde koşuyoruz?
Bunu bana anlatabilecek biri varsa beri gelsin!
|