|
Futbol Deyip Geçmek (Mi?)
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Ömer Adal’ın, FİFA ile yapılan görüşmelerden sonraki açıklamalarını hayretle karşıladım. Eğer doğru anladıysam, kendisinden önceki KTFF yönetimi, Kıbrıs Türk Futbolu’nu Rum Futbol Federasyonu KOP’un yörüngesine sokmayı (prensipte) kabul etmiş.
Adal, bu durum karşısında hükümetle görüşerek ortak bir tutum belirlemeye çalışacaklarını söylüyor.
Eğer gerçekten KOP’un yörüngesine girme eğilimi sözkonusu olmuşsa, açık söyleyeyim, ortada inanılmaz boyutta bir cehalet, o oranda “gaflet” ve “delalet” de sözkonusudur.
Bu aşamada KOP üyeliğini, ya da KOP icazetli dostluk karşılaşmaları yapmayı kabul etmeyi/edebilmeyi başka türlü nitelendirmek mümkün değildir.
Dahası Kıbrıs sorununu hiç anlamamamak demektir. İnanılır gibi değil!
Uluslararası Topluluk İçinde Spor Ve Kültür
Okuyucularım bilir. Bu konuyu aylar önce, ortada fol yok yumurta yokken, “İKİ YAŞAMSAL KONU VE İKİ UYARI – (25 Nisan 2008)” başlıklı yazımla bu sütunlara taşımıştım. İsterseniz önce o zaman ne dediğimize bir bakalım:
“1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre, ‘spor’ ve ‘kültür,’ fonksiyonel federe birimler olan Cemaat Meclisleri’nin ‘münhasır’ yetkisinde idi.
“Bunun en basit anlamı, iki toplumun, spor ve kültür alanlarında, uluslararası toplumla aracısız ilişkiye girme ve bu toplum içinde yer alma hakkına sahip olmasıdır.
“Uygulamada ne oldu?
“Bu anayasal kurallara karşın, spor federasyonları uluslararası federasyonlara, Türk toplumu UNESCO’ya giremedi, Kıbrıs için tek bir
PEN Yazarlar Kulübü kabul edildi.
“Kıbrıs Cumhuriyeti kisvesi altında, Kıbrıs Rum Yönetimi, kendi anayasal kurallarını hiçe sayarak/yok varsayarak sözkonusu alanlarda, kendisini (hukukdışı) ‘münhasır’ yetkili olarak gördü.
“Hikaye uzun! Özellikle spor açısından çok uzun! Bu yazı içinde daha çok anlatmanın olanağı yok!
“Diyeceğim şu:
“Kıbrıs’ta olası bir çözüm, 1960 Anayasası’nda, bugüne kadar ortaya çıkan tüm çözüm planlarında, bu bağlamda Annan Planı’nda öngörüldüğü gibi, spor ve kültür işlerini kurucu devletlere bıraksa bile (ki elbette öyle olmalıdır), sorun aynen sürebilecektir. Sürebilecektir diyorum, çünkü bu konuda belirleyici olacak olan, Rum sivil (ya da yarı resmi) örgütlerinin ‘rıza’sı olacaktır.
“Bundan dolayıdır ki bu sorun da, olası siyasal çözümden önce ( uygulaması çözümle birlikte olacaksa bile), çözümlenmelidir.
“Eğer, gün gele kafamızı duvara vurmak istemiyorsak, bu konuda ödünsüz olmalı, dimdik ayakta durmalıyız.
“Bunu da ikinci bir uyarı olarak kamuoyunun bilgisine getiriyorum.”(Birinci uyarı, Türkçe’nin AB resmi dili olması konusu idi.)
Merkezi Hükümet Dışında Dış Temsiliyet
Yine okuyucularım bilir: Bu sütunlarda, Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat’ın “tek uluslararası temsiliyet”i kabul etmesini eleştirdim; çünkü “kurucu devletlerin” de belirli alanlarda uluslararası temsiliyet hakkı olması gerekir. En azından bilim, kültür, spor,din gibi konularda!
Bunun dünyada birçok örneği vardır:
Kanada’nın bir eyaleti olan Quebec, UNESCO’ya kanada’dan bağımsız olarak üyedir. Bolonya sürecine Belçıka bir bütün olarak değil, Valonlar ve Flamanlar ayrı ayrı girdiler. Üniter bir devlet olan Birleşik Kırallığın, son yıllarda belli konularda özerkleştirilmiş parçaları olan İskoçya ve Galler’in ayrı ve bağımsız futbol federasyonları; İsviçre kantonlarının, sınırdaş devletlerle belirli konularda anlaşma yapma; İspanya’nın özerk bölgelerinin AB başkenti Brüksel’de büro açma hakları vardır.
Yukarıda başka bir yazımdan aldığım alıntıda görüldüğü gibi 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda da federe birimler olan Cemaat Meclisleri’nin birçok konuda dış temsiliyet hakkı vardı.
Annan Planı dahil, bugüne kadar Kıbrıs için ortaya çıkan tüm çözüm planlarında, başka konular yanında spor (dış temsiliyet dahil), kurucu devletlerin/federe birimlerin münhasır yetkisindedir.
Diğer yandan, özerklik/bağımsızlık istemlerinin tatmin edilmesinde, futbolun etkili bir araç olabileceği yönünde eğilimler filizlenmekte ve düşünceler üretilmekte; “milli takımı” kurma hakkı verilerek, toplulukların ulusal duygularının ve özerklik/bağımsızlık istemlerinin tatmin edilebileceğini savunanlar çıkmaktadır.
Futbol Sorunu Değil Mini Kıbrıs Sorunu
Bütün bunlara ve olası bir çözümde sporun kurucu devletlerin münhasır yetkisinde olacağı olasılığına karşın, tam da bu aşamada, yani çözüm arayışları sürerken, Kıbrıs Türk Futbolu’nu KOP’un yörüngesine/gölgesine sokmayı düşünebilmek için, insanın düş aleminde olması veya çıldırması, ya da “gaflet” ve “delalet” içinde olması gerekir.
Gerçekten de inanılır gibi değil!
Futbol (daha genel anlamda spor) sorununu, mini bir Kıbrıs sorunu olarak görmek gerekir. Çözümü de ancak Kıbrıs sorununa bulunacak kapsamlı siyasal çözümün içinde olmalıdır. Hatta alıntıda da önerdiğim gibi, konu önceden çözümlenmeli ve uygulamaya konulmuş biçimi ile siyasal çözümün bir parçası olmalıdır.
Eğer öyle yapılmaz ve sorun olası kapsamlı çözümde yer almazsa, 1960 sisteminde olduğu gibi Rum fanatizmini/bağnazlığını karşısında, uygulamada kuralların kağıt üstünde kalması olasılığı çok yüksek, hatta kesindir. Bunun sonucu, siyasal çözüme karşın, spordaki yalıtılmışlığımızın süregitmesi olacaktır.
Olası Bir Çözümde Spor Ve Temsiliyet Sorunu
Bana göre sporda ayrı temsiliyetimiz olmalıdır. Ama diyelim ki olası bir çözümde, şimdiye kadarki tüm çözüm planlarında olduğu gibi spor “kurucu devletlerin” yetkisinde kaldı, ancak tek uluslararası temsiliyet öngörüldü.
O takdirde doğal olarak sporda uluslararası temsiliyet, iki kurucu devletin ortak istenci doğrultusunda olacaktır. Daha doğrusu, eşitlik prensibine göre öyle olması gerekir. Bunun anlamı, iki Kurucu Devlet’in, eşitliğe dayalı ortak bir düzenleme yapacağı, yani KOP yerine yeni bir organın oluşturulacağıdır.
Hani siyasal çözümün, bakir doğumlu yeni bir devlet olmasını istiyoruz ya! Onun gibi!
Diyelim ki spor, Kurucu Devletler’e değil de merkezi hükümete bırakıldı. Yine eşitlik prensibine göre bir düzenleme yapma gereği vardır. Benim asla benimsemiyeceğim bir formül olarak KOP yerinde bırakıldı diyelim. O zaman da KOP’u yeniden eşitlik prensibine göre yapılandırmak gerekmeyecek midir?
Son Olarak Görülüyor ki bugünden “KOP yörüngesinde futbol” kabul edilirse, tüm çözüm seçeneklerinde Türk tarafı (Türk Kurucu Devleti), peşinen Rum Kurucu Devleti’nin hegemonyasına sokulmuş olacaktır.
Hangi mantık, hangi vijdan bunu kabul eder?
Kaldı ki siyaseten böyle bir işe girişmek ne kadar sakat ve yanlışsa, bugün itibarıyle, ülkemizde geçerli olan hukuk ve yasaların, KTFF’nin KOP’un yörüngesine girmesine cevaz vermediğini bilmek gerekir. Sözün kısası futbol deyip de geçmemeli! Atılacak yanlış bir adım, bumerang olarak bizi vuracaktır.
Bu durumda, yapılacak en doğru iş, görüşme sürecinin sonucunu beklemek olmalıdır. Nasıl olsa sonunda “ak koyun kara koyun” belli olamayacak mıdır?
Bu konuda mantığın egemen olmasını beklemek hakkımızdır. Yoksa ortak değerlerimiz o kadar çok mu farklılaştı, o kadar çok mu erozyona uğradı?
|