Haftada iki gün yazınca, içinizden yazmak gelen bazı güncel konuları atlamak, kaçınılmaz oluyor.
Gürcistan savaşını, KADEM anketlerini (bu arada yeni açıklanan TDP anketini), giderek dayanılmaz hale gelen pahalılılığı ve “Pulya Festivali”ni yazmak istediğim halde yazamadım.
Bu konuları sıra ile tek tek yazmağa kalksam, aradan haftalar geçecek Bu bakımdan hepsine, bir yazı çerçevesinde kısa kısa değineceğim.
Gürcistan Savaşı’nda “Kıral Bir Kez Daha Çıplak”
“Kıral çıplak” deyimini herkes bilir sanırım. Ben de geçmişte birkaç kez kullandım.
Gürcistan savaşı için söylenebilecek en kısa ve öz söz bu olabilir.
Uluslararası ilişkilerde, “hukuk”un (yani “uluslararası hukuk”un) çoğu kez boş laftan öteye geçmediğini, “çıkar”ın belirleyici olduğunu ve “güç”ün, tarih boyunca olduğu gibi yirmibirinci yüzyılda da geçer akçe olduğunu, Gürcistan olayları bir kez daha kanıtladı.
BM’nin ve BM Güvenlik Konseyi’nin eli, beş daimi üyesine mahkûm! Bunu biz somut olarak yaşıyoruz. Annan’ın, izolasyonumuzla ilgili raporunu bile onaylamadı Güvenlik Konseyi! Rusya’nın canı öyle istemişti çünkü!
Amerika’nın Irak’a müdahalesine karşı da sesini çıkaramamıştı Güvenlik Konseyi!
Şimdi de Rusya’ya dokunacak bir karar çıkmıyor, çıkamıyor Güvenlik Konseyi’nden!
Konu ile ilgili yazılanların biri bin para! “Soğuk savaş”tan, Rusya’nın “geri dönüşü”ne kadar bir sürü şey söyleniyor.
Biz bırakalım dünya siyasetini de kendimize bakalım.
1974’ten beri Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de yeni bir denge yaratan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Ada’dan çekildiğini düşünün.
Buna koşut olarak, Papadopulos’un, başkan seçildiğinde yaptığı ilk işlerden birinin, Rum tanklarının Girne’ye ne kadar zamanda girebileceğini somak olduğunu anımsayın. (Çok komuşulup yazılmıştı.)
Ne dersiniz?
Biz bize kalsak, “herhangi bir Papadopulos” “Rusya nasıl olsa arkamdadır” diyerek bir çılgınlık yapar mı, yapmaz mı?
Sadece düşünün diye sordum.
(Ama isterseniz “sever mi, sevmez mi” benzeri bir oyun da oynayabilirsiniz.)
KADEM Anketleri Üzerine
Peşpeşe iki KADEM anketinin sonuçları çok tartışıldı.
Hep tartışılır anketler! Herkes kendine yontmaya çalışır sonuçları!
Oysa, KADEM, bu konuda kendisini kanıtlamış bir kuruluştur. Dikkate alınması gerekir.
Ben KADEM anket sonuçlarının doğru eğilimleri gösterdiğine inanıyorum. Son olarak açıklanan TDP’nin anketi de hemen hemen aynı doğrultuda!
Anketler arasında bazı farklar olması doğal! Çünkü gün farkı ile bile farklı sonuçlar almak mümkün! Soruş biçimi farklı sonuçlar verebilir. Ve saire, ve saire…
Tüm bunlar, anketlere yansıyan iki temel eğilimi görmezlikten gelmeğe neden değildir: İç politik gelişmeler CTP’den yana değil, bir! Kıbrıs sorununda, halkın eğilimi “24 Nisan istenci” denen istenç doğrultusunda değil, iki!
Bu eğilimler kalıcı mıdır? Elbette değil! Seçimlere epeyce zaman var, Kıbrıs görüşmelerinin bir limana varıp varamıyacağı ve eğer varacaksa nasıl bir gemi ile varacağı belli değil!
İç politikayı ilgilendiren birinci eğilime değinmeyeceğim.
İkinci eğilime gelince:
Son birkaç yıldır yapılan anketler, Kıbrıs sorunu ile ilgili “iki devletli çözün” eğiliminde giderek “kemikleşme” olduğunu gösteriyor. Bu kemikleşmeyi “halkın kafa karışıklığı” olarak yorumlayacak hiçbir veri yok!
Buna karşın, “iki devletlilik” eğilimin Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat’ın kabul ettiği “tek”ler konusu ile bağdaşmadığı çok rahatça söylenebilir.
Pahalılık Can Yakıyor
Peşpeşe gelen son zamlar, yaşamı inanılmaz oranda zorlaştırıyor.
Elektrik, su paralarını ödemesine yardımcı olduğum yaşlı kadın, her ay, devletten aldığı “geçim” parasının bir kısmını, faturaları ile birlikte ödemem için bana getirir.
Bu ay, elleri titreyerek, konuşmakta zorluk çeken titrek bir sesle bana uzattı elektrik faturasını: Tam 145 YTL!
Tek başına, küçük bir evde yaşayan, devletin “geçim” parası ile geçinen yaşlı bir insan için inanılmaz bir fatura!
Durumun vehametini o an anladım.
Bir de nereden biliyor musunuz?
Sayın Ahmet Uzun, zamlar ve pahalılık sözkonusu olunca, televizyon ekranından pişkin pişkin “hizmet alırsanız bunu ödeyeceksiniz” ve “altında kalanın boynu kırılsın” anlamında bir şeyler söylüyor hep!
Anladım ki, iktidarda bir sol parti olsa da, sol anlayış ve sosyal devlet anlayışı “buharlaştı.”
CTP iktidarının gidişi iyi değildi.
Artık hiç iyi değil!
Genel anlamda varlık nedeni olan sol anlayışının buharlaşmasını, özelde ise pahalılık furyasını fena ödeyecek gibi görünüyor.
Ve Son Olarak:
Pulya Festivali
Yeniboğaziçi Belediyesi, bu yıl yeni bir organizasyonla “Yeniboğaziçi Pulya Festivali”ni başlattı.
Artık korunmaya alınan pulyanın adını bir festivale vermek, koruma vurgusu yapıp duyarlılığı kamçılamak amacını taşırsa ve gerçekten de festival programı ile bu vurgu etkili biçimde yapılırsa, diyeceğimiz olmaz.
(Hiçbir çevre örgütünden bu konuda ses çıkmaması çok ilginç!)
Organizasyon içinde “1. Uluslararası Pulya – Aysergi Karikatürcüler Buluşması” da var.
Bu buluşma festivale önemli bir katkı yapmış. Birçok ülkeden karikatürcüleri bizim toprağımızda buluşturmasının ötesinde, karikatür sanatı ile halkı buluşturmuş.
Ancak işin işine siyasi boyut potansiyeli yüksek, işin özü ile ilgisiz, ayrıca duygusal kırgınlığa açık “Aysergi” sözcüğünün sokuşturulmasını yadırgamamak mümkün değil!
Aysergi, Yeniboğaziçi’nin eski adı! Halk arasında Yeniboğaziçi ile birlikte kullanıldığını da biliyoruz. Yine de bu adı “Uluslararası Karikatürcüler Buluşması”nın içine sokuşturmak, işgüzarlıktan başka şey değil!
Herşeyden önce, resmen devlet kuruluşu olan bir belediyenin bunu yapmasını anlayamadım.
Festivale adını veren “pulya” ile ilgisi yalnız ve yalnız “pulya yeme” olan Aysergi adının, pulya ile birlikte kullanılmasının hikmetini çözemedim.
Doğal olarak “Aysergi” vurgusuna tepkiler var. Bu tepkinin, kamuoyuna yansıdığından çok daha derin olduğunu, özellikle Yeniboğaziçi’nin esas halkı olan Boğaziçililer/Aytotrolular’da, duygusal bir kırgınlık ve kızgınlık yarattığını söyleyebilirim.
“Sürdürülebilirlilik,” bir işin içine siyasal boyut potansiyelini ve öze ters vurguları sokuşturmakla; kırılganlık tohumlarını atmakla sağlanmaz
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, “Aysergi” vurgusu hiç de “sürdürülebilir” değil!
“Bir çuval inciri berbat etmek” herhalde buna denir.