Kıbrıs konusunda yeni bir döneme girildiği bu günlerde yine alevleniyor o bildik tartışma.
Birilerinin birilerini ‘devleti yok edecek, ortadan kaldırcak’ diye suçlaması.
Hesap sorması.
“Sattırmayız, sonuna kadar sahip çıkacağız” söylemleri.
Özde değil sözde sürüp giden ve gidecek olan bir tartışma bu!.
Ya da isterseniz ‘kavga’ da diyebilirsiniz adına.
Neyin kavgası?
Belli ki iktidar kavgası aslında yaşanan.
‘Satacaklar, sattırmayız, yok edecekler ettirmeyiz” diyerek bu tartışmanın arkasına gizlenenerek verilen bir iktidar kavgası.
“Ben iktidarda olsam, görüşme de yaparım, gerekirse taviz de veririm. Ama en iyisini ve doğrusunu ben yaparım. Benden başkası yapamaz” iç güdüsü ile sürüp giden. Ve gidecek olan.
Kendisinden başkasına güvenmeyen bir anlayışın yaklaşımı bu.
Günün sonunda kendisinden başkalarını ötekileştiren.
Gerekirse hepsini ‘satılmış’ olarak suçlayabileme cesaretini bile gösteren.
‘Ben’ odaklı bir anlayış bu aslında!.
Bizleşemediği için, sahip çıkılması gereken değerlere karşı tepki oluşmasına zemin hazırlayan.
Birleşilmesi gereken hedefler dururken toplumu kamplaştırıp ayıran.
Ve sahip çıktığını sanırken birşeylere o birşeyleri yok eden.
İşte ben bunun için bu konuyu yani şu devlete sahip çıkma meselesini kafama takıp duruyorum.
Ya da devlete kim sahip çıkıyor kim çıkmıyor diye sürüp giden tartışmaları.
Karşılıklı suçlamaları.
“Sattılar, satacaklar. Sattırmayız ” ifadelerini.
1983’te Türkiye yeniden demokrasiye dönerken dönemin ANAP Başkanı Özal’a Tv ekranında HP Genel Başkanı Necdet Calp, “Köprüleri sattırmam” demişti.
Yumruğunu da şöyle sert bir şekilde masaya vurmuştu.
Bizde de sanki vatanı, devleti satacak birileri var da bir başkaları buna sahip çıkıyor.
Ya da satmak öyle kolay da birileri iyi ki var buna engel oluyor.
*
Farkında olmadan her geçen gün yanlızlaşıldığını, sürekli artırarak karşıya alınan insan sayısını, sahip çıkmaya çalışmak birşeylere çok doğru olmuyor.
Birşeylere ya da değerlere hep birlikte sahip çıkıldığında bir anlam ifade eder.
İnsanların özde ne yaptıklarıdır önemli olan, birşeylere sahip çıkılıp çıkılmadığını gösteren!
Sahip çıkılan devletse onun kurumlarının yıllarca nasıl kemirilip çökertilmesine seyirci kalındığının hesaplaşması yapılmalıdır herşeyden önce.
Bir de bütün toplumsal değerlerin değersizleştirilmesine nasıl zemin hazırlandığının muhasebesi yapılmalıdır.
Değerlerin maddiyatla ölçülür, alınır ve satılır hale getirilmesinin belki de herşeyden önce hesabı verilebilmeli ya da sorulmaldır gerçekten sahip çıkılabilmesi için devlete.
Ya da bu memleketin kaynaklarının nasıl üretime ve ekonomiye artı değer getirecek şekilde kullanılmayıp eritilip yok edildiği anlatılmalıdır kompleksiz bir şekilde insanlara.
Yoksa kolaydır ortaya çıkıp bir başkalarını suçlamak.
Ve doğru değildir.
“Ben varsam devlet emin ellerde yoksam devlet tehlikede” anlayışı sürdürülebilir bir devlet yapısı ortaya çıkarmaz.
Böylesi yaklaşımlar gerçekci bulunmadığı için de zemin bulmaz.
Bir yandan yıllar itibarıyla ulusal ya da toplumsal değerler çiğnenip, erozyona uğratılırken, diğer yandan hiçbirşey olmamışcasına ‘devlet elden gidiyor’ demek inandırıcı olmaz.
İnsan önce aynaya bakabilmeli nereden nereye ve niçin gelindi diye.
Bunu herkes yapmalı. Siyaset sahnesinde olsun ya da olmasın.
Özde değil sözde yaklaşımlardan çekti bu toplum ne çektiyse. Ülkenin daha fazla bölünüp parçalanıp kavga etmeye değil, birlik ve beraberliğe ihtiyacı vardır.