Rusya-Gürcistan ilişkilerinde yaşanan sorunlar ve ortaya çıkan durumla Kıbrıs konusu karşılaştırılıyor son zamanlarda.
Herkes kendi duruşuna göre konuyu değerlendiriyor.
Ya da Kıbrıs’ta nasıl bir çözüm modeli öngördüğüne göre.
Bu çerçevede de argümanlar geliştiriliyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e de bu konu önceki günkü basın toplantılarında soruldu.
Cumhurbaşkanı Talat, bu gelişmelerin Kıbrıs’a etkisi olacağını belirtti, ancak bu etkinin ne yönde olacağını kestiremediğini söyledi.
Abdullah Gül ise, Kıbrıs meselesinin kendine özgü, daha pozitif ve avantajlı yanları bulunan bir sorun olduğunu, soğuk savaş neticesi doğmadığını söyledi.
Doğrudur,
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların iki siyasi eşit ortaktan biri olan Kıbrıs Türklerini dışlayarak ortaklık Cumhuriyeti bir Elen Cumhuriyetine dönüştürmeleri sonucu ortaya çıkmış kendine özgü bir sorundur. Çözümü de sonuçta kendine özgü olmak zorundadır.
*
Gelinen aşamada Türkiye, AB ve ABD Rusya’nın bölgede yaptıklarına onay vermiyor.
Ama Rusya yine de bildiğini okuyor.
Şimdi olup bitene bir başka açıdan bakmaya çalışalım.
Rusya’nın doğal gazının en büyük alıcısı Avrupa Birliği ülkeleri.
Yani AB, Rusya’ya “Ben senin doğal gazını artık almayacağım. Ekonomik yaptırım uygulayacağım” diyebilirdi.
Ama diyemedi!..
Rusya, “Nasıl olsa benim gazıma ihtiyaçları var, bundan vazgeçemezler” diyerek hesaplı bir risk alarak Osetya ve Abhazya’da yeni bir durum yarattı.
Tabii ki sahip olduğu nükleer güce de güvenerek bunu yaptı.
Yani tüm taraflara iri sopa göstererek. Böylece küresel bir süper güç olduğunu tüm taraflara anımsattı.
AB ve ABD’nin ortaya koyacağı tepkilerin sözde kalacağını, bunun ötesine geçemeyeceğini hesapladı ve dünyaya “Ben bitmedim, süper gücüm mesajını” net bir şekilde verdi.
Rusya kendince kartlarını doğru oynadı.
Bu aşamada ne ABD ne de Rusya bu işi bir sıcak savaşa çevirmeselerde ilişkileri belirli bir süre gergin olacak.
Ve diğer konulardaki politikalarında ise çok da büyük değişiklikler olmayacak.
Örneğin Kıbrıs konusunda.
*
Rusya Güney Osetya ya da Abhazya’yı tanıdı diye KKTC’nin tanınmasının önünü açacak bir strateji izlemeyecek.
KKTC’nin avantaj sağlaması olası konuları Güvenlik Konseyi’nde veto etmekten vazgeçmeyecek. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile tarihi Ortodoks birlikteliklerinden kaynaklanan işbirliğini sürdürecek.
ABD ya da AB, Rusya’nın Kafkaslarda “Ben de varım” demek için attığı adımlar sonucu ortaya çıkan duruma tepki olarak Kıbrıs konusundaki politikalarını değiştirme yoluna gitmeyecekler.
Tabii ki Türkiye de Rusya’nın bölgede yarattığı oldu bittiye karşı çıkarken Kıbrıs’a bakışını değiştirmeyecek.
Bunları bir kenara not etmekte yarar vardır.
*
Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs’ta yıllardır izlediği politikaların temelinde haklarını korumak ve bunu yaparak dünya ile entegre olmak vardır.
Yani hedef Kıbrıs Türk varlığı ve haklarının korunacağı ve dünyanın da kabul edeceği bir çözüme ulaşmaktır.
Şöyle ya da böyle!.
Belki de bu çözüm arayışları sonunda adada neyin olamayacağı ortaya çıkmak suretiyle neyin olabileceği ile karşı karşıya kalınacaktır.
Ve dünya da bunu olduğu şekliyle kabul etmek zorunda kalacaktır.
Bu bir süreç meseledir.
Kıbrıs’ta yaşananlar, bir oldu bitti yaratılmasının sonrasında herkese bunun dayatılması eksersizi ya da zorlaması değildir.
Kıbrıs’ta olan, Kıbrıslı Rumların 1963 yılında yarattıkları oldu bittiye son verme eksersizidir.
Türkiye’nin adadaki varlığı da bunun içindir ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle de legaldir.
Ancak Rusya’nın Kafkaslarda yarattığı durum için ayni şeyi söylemek mümkün değildir.
Rusya Kosova’nın karşılığını Osetya ve Abhazya’da alma peşindedir.
Oynan bir güç oyunudur. Ve büyük güçler, birbirlerine sopa göstererek kendi çıkarlarını koruma, enerji kaynakları üzerinde etkin olma kavgası vermektedirler.
Bunu doğru algılayıp, bundan yararlanılabilecek stratejiler geliştirildiği takdirde avantaj elde edilir. Yoksa gerisi boş hayal olarak kalır.