Ekonomide ciddi sıkıntılar yaşanıyor.
Sektörler feryat ediyor.
Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği “İflasın eşiğindeyiz. Ciddi girişim yapın” diye açıklama yaptı.
KTTO Başkanı Hasan İnce ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı odaya konuk ettikleri toplantı öncesinde hükümetin ekonomik politikalarını eleştirdi.
Hatta Çalışma Bakanı Sonay Adem’in görevini hemen bırakmasını istediklerini söyledi.
Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da ekonomik durumdan şikayetçi. O da gidişatı beğenmeyip eleştirenlerden.
Turizm sektöründe de durum farklı değil.
Önceki gün konuştuğum, işadamı Günay Çerkez “Tamam, dünyada ekonomik sorunlar var. Bu doğru. Ama bizim de kendi içimizde yapmamız gereken şeyler var” dedi.
Ülkede üretim maliyetleri çok yüksek. Özellikle enerji girdileri sektörleri ciddi şekilde vurdu.
Dünyadaki petrol fiyatlarındaki artış neden gösterilerek elektrik fiyatlarına yapılan anormal zamlar maalesef gözden geçirilmedi.
Bu arada ithal edilen mallar için uygulanan fon, gümrük ve diğer harçlar Güney Kıbrıs’la karşılaştırıldığında Kuzey Kıbrıs’ı dezavantajlı bir konuma soktu.
Hükümet gelişmeleri çaresiz bir şekilde izliyor.
*
Yıllardır, ekonomik akıldan uzak uygulanan politikalar sonucu, popülizm esas alınarak kamunun şişirilmesi, etkinlik ve verimliliğin yitirilmesi sonucu kamu giderleri her geçen gün daha da büyüdü.
Artan giderleri karşılamak için de hükümet doğrudan ve dolaylı vergilere sarıldı.
Bu da pahalılık yarattı. Üretim ve yaşam koşullarını zorlaştırdı.
Gelinen aşamada durum iyi değil. Durumdan memnun olan da zaten yok.
Ne vatandaş, ne işadamı, ne sendikalar ne de hükümet memnun.
Ve bundan sonuçta herkes zarar görmektedir.
Sonuç itibarıyla ülke bir şekilde bugünkü noktaya sürüklenmiştir.
Bunun elbette ki sorumluları vardır.
Ama gelinen aşamada hesaplaşma içerisine girmek yerine birlikte sorunu çözme konusunda enerjilerin birleştirilmesi gerekmektedir.
Bu yapılırken de eşit oranda sıkıntıların paylaşılması yönüne gidilmelidir.
Ama görünen o ki bunu yapabilmek mümkün değildir.
Cumhurbaşkanı Talat’ın bütün uyarılarına rağmen, hükümet başka, bakanlar başka, muhalefet başka, sendikalar başka, ilgli sektör temsilcileri de başka telden çalmaktadır.
Sendikalar, ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi sorunu olarak algılamamaktadır.
Bunu da “Benim sorunum değil, hükümetse bulsun versin. Bulamayacaksa gitsin, bulacak birileri gelsin” sözleri ile ortaya koymaktadır.
Ekonomik akıl, doğrular ya da dünya bankasının raporu çoğu sendika için birşey ifade etmemektedir.
Muhalefetin ise öncelikleri farklı. Muhalefet içine dönük bir şekilde kurultay hazırlıkları ile uğraşmaktadır.
Ve hükümet...Hükümet kanadında da kafalar bulanıktır.
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, “Ekonomik kriz yok, nakit krizi var” diyerek sorunu kendine göre tanımlama uğraşı içindedir. Belki de kendi açısından gerçekten hazinede nakit sıkıntısı vardır ve ödeme zorluğu yaşamaktadır. Bu nedenle de haklı olabilir. Ama ekonomi bir bütündür ve ekonomide kriz yaşandığı da bir gerçektir.
O zaman bu ülkenin Ekonomi Bakanı belki de olaya el koymalıdır. Ama nerede?
Ekonomi Bakanı bu konularla ilgili değil. Ekonomi ile ilgilenmiyor.
Çalışma Bakanı ise ülkenin ekonomik gerçekleri ve üretim potansiyeli ile rekabet koşullarını dikkate almadan, kendi dünya görüşü doğrultusunda çalışma hayatında değişiklikler yapma peşinde. Asgari ücreti bin dolarlara taşımanın gururunu yaşıyor!.
Bu arada hükümetin küçük ortağının ekonomik krizle ilgili bir gaylesi yok. Onun başka öncelikleri var.
Hükümetin ekonomiyle ilgili bakanlıkları arasında ne bir uyum, ne bir koordinasyon ne de bir ortak çalışma zemini var.
Belki de bunun için herkes sorunlarının çözümünde muhatap olarak Başbakan Soyer’i görüyor.
Başbakan Soyer ise ilgili sektörleri dinleyip “Tamam gereğini yapalım” dese de uygulamada işler bürokrasinin çarkları arasında takılıp kalıyor.
Sonuçta da her yeni gün bir öncekinden daha çok sorunları beraberinde getiriyor.
O halde yapılması gereken, ulusal bir mutabakat sağlamaktır.
Bunun için de öncelikle sorunun tanımında herkes uzlaşmalıdır.
Bir sorun olduğu gerçeği kabul edilmeli ve sorunun tanımı yapılarak çözümü yönünde harekete geçilmelidir.
Mevcut ekonomik yapı sürdürülebilir bir yapı değildir.
Yani bu şekilde artık devam edemez. Zaten ülkenin kendine özgü yapısal bozukluklarına dünyadaki ekonomik kriz de eklenince işler iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı.
Gelinen aşamada geriye değil, ileriye bakmak ama geçmişte yapılan hataları tekrarlamadan acil önlemler alarak bunları hayata geçirmek gerekmektedir.
Bu yapılırken, bundan siyasi bir avantaj ya da dezavantaj elde etme kaygusu ile hareket edilmemelidir.
Çünkü durum, üzerinde siyaset yapılamayacak kadar hassas bir aşamaya gelmiştir.
Ve mutlaka birşeyler yapmak zorundayız.