İstanbul, dünya ölçeklerinde en zenginlerle, dünya ölçeklerinde en yoksul olanların birlikte yaşadığı bir şehir...
Genelde Türkiye, özelde İstanbul yoksulluğun yenilmesi yerine yoksulluk üzerinde siyasi sömürü yaratılan bir şehir...
İnsanlar açlıklarına çare bulunacağını unutum, kendilerine yapılan gıda yardımına şükrediyor...
Birilerinin söylediklerini boşverin, istanbul dertli... Gün batarken Galata köprüsünden bir fotoğraf çektim... İstanbul sanki ağlıyordu...
İSTANBUL- Bir şehir düşünün, yaratan ondan doğallık içinde hiç bir güzelliği esirgememiş.
Kendisiyle ilgili en çok şiir yazılan, şarkılar bestelenen şehir gene İstanbul...
İnsanoğlu yaratıcı özelliğine rağmn yaratmaktan çok yok etmeyi beceriyor. İşte en güzel örnek İstanbul...
Amerika Birleşik Devletleri Lefkoşa Büyükelçiliğini iki toplumlu programları destek yaklaşımıyla geçen yıl Atina’da düzenlediği Gazeteciler Sempozyumu bu kez İstanbul’da ...
Sempozyum çalışmaları bugün başlayacak...
Dün sabah İstanbul’a indik... İstirahat sonrası İstanbul’u şöyle bir turlamak istedim...
***
Taksim Meydanı... 1977, 1 Mayıs’ında orada olduğum meydan... Durdum, zaman tünelinde yolculuk yapıp 31 yıl geriye gittim... O gün de devletin derinliklerinden birileri tetiğe basıp, yüz binlerin üzerine kurşun yağdırmıştı... Panikle kaçışan insanların bir bölümü bulunduğumuz kürsünün tam karşısındaki Kazancı yokuşuna yönelmişti. Derin güçler karşıdan ateş açınca o daracık sokakta sıkışıp, ezilmişti 1 Mayıs İşçi Bayramına gelen 36 kişi...
Önceki gün işçilerin oraya gidip karanfil bırakmasına izin verilmedi... Dün kırmızı karanfili bıraktım o sokağın kaldırımına... Karanfilden öte yüreğimi bıraktım...
Polisler el tetikte beklemeye devam ediyorlardı Taksim’de... İnsanların polisine nasıl baktığına baktım... Sevgi dolu, sıcak bir tek bakış görmedim... Önceki gün yaşanan olaylarda ölen olmadı ama toplumda açtığı yara 1977’den belki daha büyük oldu...
Bindiğim taksinin şöförüne sordum, “İşçiler meydana yürümekte ısrarcı olsaydı ne olurdu?”
Yanıt ikilemsiz geldi: “ Yüzlerce insan ölürdü.”
Tüylerim diken diken oldu...
***
Siyasetten kurtulup İstanbul’u konuşmak istiyorum taksi şoförüyle... Ailesi Bayburtlu... Kendi İstanbul doğumlu... Direksiyonu babasından devralmış... “ İstanbul’da 18 bin sarı taksi yollarda aslanın ağzından ekmek çalmaya çalışıyor” dedikten sonra ekledi: “ Bir yıldır günde 12 saat taksicilik yapıyorum. Yaptığım işi hiç sevmiyorum... Taksici olarak direksiyona geçmeden İstanbul’da hayatın bu denli risk altında olduğunu bilmiyordum. İstanbul, meleklerin değil şeytanların buluştuğu bir şehir. Siz de şeytan olmazsanız bu şehirde yaşayamazsınız.”
Kendi mesleği ile ilgili neler anlattı neler... Turistin biri İstanbul’a gelmiş. Taksim civarında kalacak. Atatürk Havalimanı’ndan alan şoför onu Taksime getirirken, Taksim’i pas geçip birinci köprüden Anadolu yakasına geçirip, ikinci köprüden geri Avrupa yakasına dönüp Taksim’e oteline ulaştırmış. Tabii hesapta iki hatta üç kat olmuş.
Ülkesine döneceği gün bindiği taksi şoförü onu namuslu bir şekilde alana götürmiş. Alana iyice yaklaşırken turist, “Hani köprülerden geçmedik” deyince şoför köprülerin ne kadar ters tarafta olduğunu anlattı ve gider ayak turistin isyanına tanık oldu.
***
İstanbul’un en güzel renklerinde biri Sultanahmet – Topkapı ve Mısır çarşısı civarındadır. Eşimler oraları adım adım dolaşmak istedik dün.
Dünyanın en leziz balıklarından olan balık – ekmeği Eminönü’nde yemeye yağın katranlaşan rengi nedeniyle cesaret edemedim.
Galata Köprüsünü yürüyerek geçmek istedim... Orta yaşlı bir adam iki tavşana fal kağıdı çektiriyor. Turistler için de renkli bir tablo... Bir Alman aile de durup hem görüntü aldı hem de fal kağıdı çektirdi. Adam bir kelime Almanca bilmiyor. Verdikleri parayı begenmedi. Bu arada ben de uzaktan görüntülerini alıyorum... Tavşancıkların ensesinden para kazanan sarhoş izlenimi veren adam küfürle Alman kadına saldırdı... Şok oldum... İnsanlar avuçlarını açtılar istediği kadar parayı aldı...
Gördüklerimi az ilerideki polise aktardım... İlgileneceğini söyledi... İlgilendi mi? Bilemem...
***
İstanbul’un tadı kaçtı...
İstanbul, dünya ölçeklerinde en zenginlerle, dünya ölçeklerinde en yoksul olanların birlikte yaşadığı bir şehir...
Genelde Türkiye, özelde İstanbul yoksulluğun yenilmesi yerine yoksulluk üzerinde siyasi sömürü yaratılan bir şehir...
İnsanlar açlıklarına çare bulunacağını unutum, kendilerine yapılan gıda yardımına şükrediyor...
Birilerinin söylediklerini boşverin, istanbul dertli... Gün batarken Galata köprüsünden bir fotoğraf çektim... İstanbul sanki ağlıyordu...
Günün sözü:
Öz ağlarken, yüz gülemez