Türkiye’de futbol birilerinin ayakları altında kalıp, onları yükseltme yönünde işe yaradığı sürece bir Türk takımı Avrupa Şampiyonlar Liginde şampiyon olsa da Türk Futbolu genel düzey olarak Avrupa’nın uzağında kalmaktan kurtulamayacak...
İSTANBUL- İstanbul’da yoğun bir çalışma programı ile ağırlıkla Kıbrıs’ı konuştuk. ABD Lefkoşa Büyükelçiliği’nin organizasyonu olan İstanbul Gazeteciler Sempozyumu’na Kıbrıs’ın iki yakasından, Türkiye ve Yunanistan’dan gazeteciler katıldı.
Pazar günü çalışmanın bitiş saati 17.30’du.
İstanbul’da bulunmayı değerlendirip bir taşla iki kuş vurmak istedik.
Geçen hafta Galatasaray yenilgisiyle şampiyonluk yarışında yara alan Fenerbahçe’nin Gençlerbirliği ile maçı vardı.
Kıbrıs’tan İstanbul’a uçarken maç izleme niyetimiz olduğu için maçı izleme için ön girişimlerimizi KTSYD aracılığıyla yapmıştım.
Sempozyumda çalışma biraz uzadı.
Maça yetişir miyiz yetişmez miyiz diye düşündük. İstanbul başka şehre benzemez. İstanbul’da gidilecek yerin uzaklığı mesafe olarak değil zaman olarak önemli.
Hele köprüden geçme varsa risk daha büyük. Bazen köprüden geçme bir saatten fazla zaman alabilir.
Saat altıya on kala Ali Baturay, Sami Ozuslu ve Osman Kurt’la taksiye binip yola çıktık.
Taksi sohbetine bayılırım. Çünkü taksiciler en güçlü haber, daha doğrusu kamu oyundan izlenim edinme kaynağı.
Taksiciye klasik ilk soruyu soruyoruz, “Memleket neresi?”. Yanıt geldi, “Antepli”.
Kıbrıslı olduğumuzu öğrendiği için bir anısını da paylaştı bizlerle: “Biz gün yolculardan biri aynı soruyur sordu. Ben de yine Antepli yanıtını verdim. Meğer adam emekli bir albaymış. Öfkeyle, “Ne demek Antepli. Gaziantepli diyeceksin” dedi. Tamam efendim, dedim.”
Şoför espri ve vurgu ile sıraladı: “GAZİantep, ŞANLIurfa, KAHRAMANmaraş.”
***
Ulaşım bakımından korktuğumuz başımıza gelmedi, Taksim’den Fenerbahçe’nin Şükrü Saraçoğlu Stadı’na yirmi dakikada gittik.
Futbol dünyanın en büyük dini olarak tanımlanır. Dini inançla bağlantılı olan pek çok ateist “futbol dininin” bir mensubu...
Futbol sadece futbol değil...
Belki de futbolun en güzel zamanı en masum, yerelliği ağır basarak oynandığı yıllardır.
O zaman İngiliz futbolu, Alman futbolu, Fransız, İtalyan, İspanyol, Türk futbolu vardı...
Yabancı futbolcu transferiyle takımlarda yerli futbolcu azınlığa düşünce artık takımların adı kaldı... Artık Arsenal İngiliz futbolunun temsilcisi değil örneğin? Chealse de öyle... Yabancı ağırlıklı öteki takımlar da...
Bu güne dek Fenerbahçe’yi pek çok kez izledim... Sempatik nedeniyle izlerken ayrı bir keyif alırım, heyecanla harmanlanmış...
Önceki akşam izlediğim Fenerbahçe’de yabancılar çoğunlukta... Türk futbolcular takımda adeta eğreti duruyor...
***
Futbol eleştirmeni değilim... Ama sahada gördüğüm futbolu yorumlayarak algılayacak kadar da futboldan anlarım...
Fenerbahçe’de dünya ölçeklerinde iyi futbolcular var... Takım oyunu olan futbolun profesyonel işçileri bu isimler...
Ancak bu profesyonellerin Avrupa ve Türkiye peformansları örtüşmedi... Türkiye liginde yıllardır dört büyük olarak Fenrbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor var...
Sezon boyunca derbiden en çok puan çıkaran takım şampiyon olur. Derbilerden 15 puan çıkardı yanılmıyorsam... Normal şartlarda ciddi bir puan farkıyla şampiyon olmalıydı. Olamadı.
Neden? Çünkü Fenerbahçe, okyanusları, deryaları, nehirleri geçerken, dereleri geçerken takıldı...
Teknik Direktörsüz Galatasaray’ın şampiyonluğu küçümsenmez ama Fenerbahçe, finişe yaklaşırken kendi ayağına çelme takarak ipi önde göğüsleme şansını bence yitirdi...
Matematiksel olarak Galatasaray henüz şampiyon değil... Ama son hafta bklenmeyen olursa tüm zamanların en büyük sürpizi olur.
***
Farkında olmadan ciddi ciddi futbol yazıyorum...
Bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturduğum zaman sahada aldığım bir tadımlık futboldan yola çıkıp Türkiye’de futbolun misyonunu yazma kararım vardı. Buradan itibaren oraya yöneleyim...
Ekonomik boyutuyla da futbol sadece futbol değildir.
Avrupa, futbolun ekonominin sıkı denetim kurallarıyla gelişimi denetlemeye çalışıyor... Futbol kulüpleri şirketleşip çok büyük paralarla el değiştirse de gelir giderinin çok açık olması, bütçesinin şeffaf, açık ve sorgulandığı zaman yanıtları kolay bulunan özellikte olması gerekir.
Chelsea Başkanı Roman Abramoviç’in dışında İngiltere’de popüler olan kaç kulüp başkanı var?
Bir de Türkiye’ye bakınız... Başkanları bırakın yöneticiler popülerlikte futbolcularla yarışıyor... Büyük külüplerin başkanlık ve yönetim kurulu üyeliklerinin parasal bedeli büyüktür.
Peki harcadıkları milyonları geri almıyorlar mı? Büyük çoğunluğu bir biçimde mutlaka alıyor.
Türk futbolunun istikrarlı, ülke genelinde kalınması bu koşullarda mümkün değil... Türkiye’nin ekonomik büyümesinin net olmayan, karanlık bölgelerinden para kazananlar futbol dünyasının da patronu olduğu sürece Türkiye’de futbolun misyonu, spor dışı kulvarlarda işe yarama olacak...
Türk futboluna ciddi bir virüs bulaştı... Bu virüs özellikle yönetimlerdedir... Oradan yayılan virüs tribünlerdedir... O coşkulu taraftarın içinde “kulüp patronlarının” amigoları liderdir...
Bir küçük işaretle tribünler ayağa kalkar, kazan kaldırır...
Türkiye’de futbol birilerinin ayakları altında kalıp, onları yükseltme yönünde işe yaradığı sürece bir Türk takımı Avrupa Şampiyonlar Liginde şampiyon olsa da Türk Futbolu genel düzey olarak Avrupa’nın uzağında kalmaktan kurtulamayacak...
Türkiye’de kirletilen futbol herkesin işine geliyor... Herkesin işine gelmesi “dopingli” başarılarla sahte bayramlar yapılır mıydı?
Bu yazımın son cümlesi olacak şu cümlemi bir kenara yazınız: BİR GÜN TÜM TÜRKİYE’Yİ SARSACAK EN BÜYÜK SKANDAL, EN BÜYÜK KİRLİLİK FUTBOL DÜNYASINDAN OLACAK... Bundan hiç kuşkunuz olmasın.
***
Türkiye’de dört büyük dense de üç büyük var aslında... Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş... Bunların içinde de Fenerbahçe’nin özel bir yeri var... Fenerbahçe için boşuna FENERBAHÇE CUMHURİYETİ denmedi... Türkiye Cunhuriyeti’nin tepesindekilerin taraftarlığı ne olursa olsun Fenerbahçe, devlet takımı gibidir... O nedenle FENERBAHÇE CUMHURİYETİ denir... Şükrü Saraçoğlu’nda basın bölümünün salonunda bir dönemin ünlü Fenerbahçe taraftarı İslam Çupi’nin yazılarından iki alıntı var... Biri şöyle: “ Fenerbahçe büyüklüğü, ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bit büyüklüktür işte adı konamaz...”
Ve Çupi’den bir başka alıntı pano yapılmış: “ Türkiye’de Fenerbahçe Cumhuriyeti salıklı ve ilkse, bu ülkede her şey huzurlu ve mutludur. Esnafın yüzü güler, parakenteci ve toptancıların tezgagında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar, meyhaneler fuldur. Stadlar Türkiyenin her vilayetinde lebaleptir. Türkiye gittiği her kenti kendi ile birlikte büyük bereketini de götürür, i.....r diye uğurlansa bile...”
Bunları yazdım diye kimse heyecan kaynağı gördüğü fanatik taraftarlık tutkusundan vazgeçmesin... Futbol alkol derecesi en yüksek içkiden daha hızlı sarhoş edip, hatta uyuşurup günlük sıkıntılardan kurtarıyor değil mi?
***
Günün sözü:
Kalabalıkların gerçeği perdelediği ortamlarda tehlike çok daha büyüktür