Mehmet Ali Talat, Hristofyas’la defterleri kolay kolay yırtmaz. Ama Hristofyas, gerçeği yansıtmayan bir abartı ile Talat ve çalışma arkadaşlarını bir biçimde hafife alıp, her şeyin Ankara’da belirlendiği iddiasını - özellikle yabancı diplomatlara yönelik- sürdürmeye devam eder, buna karşılık da, ‘Kıbrıslı Türklerle değil git Ankara ile görüş’ denilirse benim için sürpriz olmaz.
Önceki gün öğleyin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la randevum vardı.
Randevumuz öğleyin birdeydi.
Hem light mönü yemeğimizi yedik hem de konuştuk.
Talat’ın kalp ameliyatı sonrası kilo vermişliği sağlığıyla ilgili farklı yorumlara neden oluyor.
Çeşitli ortamlarda buluştuğum için sağlığı ile ilgili yakından gözlem şansım var.
Önceki gün düşünceleri kadar sağlığını da gözledim. Çok net olarak şunu yazayım, Cumhurbaşkanı Talat, son yılların en sağlıklı günlerini yaşıyor.
Yemesine dikkat ediyor.
Önceki gün masada neler mi vardı?
Sıralayım... Her birimize, dört en çok beş kaşık, içinde dört küçük parça dana eti olan taze fasulye, dörder kaşık pirinç pilavı, üçer kaşık yoğurt, yağsız, yeşillik tabağı dediğimiz salatalıklar, siyah zeytin... Yemeğin ardından ben dilimli yarım elma ile üç yatay dilim portakalı yedim, Talat, meyvesini ara öğüne sakladı... Üzerinden de kahvemizi içtik...
Bu ayrıntıyı niye verdim? Cumhurbaşkanı Talat, bir süreden beri yemesine-içmesini çok ciddi bir özen gösteriyor.
Çok samimi olarak belirteyim ameliyat sonrası sağlığından bir miktar endişe duydum. Ancak dünkü görüşmemizden sonra sağlıklı olduğu ile ilgili hiç kuşkum kalmadı.
* * *
Mehmet Ali Talat’la sohbetimizde söylenenler kadar söylenmeyenleri de dikkatle öğrenmeye çalıştım.
Samimiyet, karşılıklı güven ve açıklık anlayışı ne olursa olsun konuşma anında masada duran bir ses kayıt cihazı ya da söylenen her şeyi not etme çabası sohbetin verimliliğini olumsuz etkiler.
Gazeteci arkadaşlar bunu çok iyi bilir. Hatta sırf bu nedenle ya sohbetin başı ya da sonunda kayıt dışı bir bölüm tercih edilir.
Yazılsın ya da yazılmasın daha özgür bir sohbet akışı gazeteciye o görüşmeden elde edeceği sonuç bakımından yol haritasını gösterir.
Önceki günkü sohbetimizde masanın üzerinde baştan sona ne ses kayıt cihazı olmadı. Bir tek kelime not da tutmadım.
Konsantrasyonumu yoğunlaştırıp konuştuklarımızı beynime yazdım.
Daha sonra bir düşündüm konuştuklarımızı tüm ayrıntısıyla anımsıyorum.
Bu yazıda önceki günkü sohbetten hiç tırnak içi bir bölüm bulmayacaksınız.
Dinlediklerim ve de gözlediklerimi kendi özgür anlatımımla sizlere taşıyacağım.
* * *
Talat, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda üç yılı geride bıraktı.
Cumhurbaşkanlığında artık Rauf Denktaş günlerinin izi kalmadı. Talat, o izi silmek için özel bir çaba harcadı mı? Bence harcamadı. Ancak farklı siyasi kültürün doğal sonucu olarak kimyasal uyumsuzluk izlerin kolay silinmesini sağladı.
Talat’ın Ankara ilişkilerini sorgulayan ve zaman zaman eleştiren biriyim.
Rauf Bey’in Ankara ilişkileriyle Mehmet Ali Talat’ın Ankara ilişkileri aynı değil.
Rauf Denktaş, için Ankara’nın Kıbrıs’taki en üst düzey memuru gibi görünmek rahatsız edici değildi. Hatta bundan gurur da duyabilirdi. Çünkü O’nun için asıl olan Türkiye ve Türkiye’nin çıkarlarıydı.
Talat, Ankara’yı yok saymıyor. Ankara ile uyumlu ve de verimli çalışmayı da sürdürmekten rahatsız değil. Hatta somut koşullar nedeniyle bunun olması gerektiğine de inanıyor. Ama Talat, için öncelik Kıbrıs Türk Halkı’nın oylarıyla seçildiği Cumhurbaşkanlığı makamıyla halkın iradesine saygıyı Türkiye dahil her yere taşımaktır.
Kısaca Talat, Ankara’nın memuru değil, bundan sonra da olmaz.
* * *
Askerle ilişkilerde de Talat’ın gerginlikten yana olmadığını çok net olarak gözledim. Yanlışa yanlışla yanıt vermeme konusunda kesin bir duruşu var. Sabırlı bir duruşla Kıbrıs Türk halkının siyasal yapılanmasının her yerde hak ettiği değeri bulmasını istiyor.
Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt ile Kara Kuvvetleri Başkanı Başbuğ’un ziyaretlerinden siyasi sonuç çıkarmak istemiyor.
Büyükanıt, kendisinin davetiyle gelmişti. Başbuğ’un ziyareti ise askeri birliklerin denetlenmesi bakımından programlanmış bir ziyaretti.
Fark ettim, Silahlı Kuvvetlerin komuta kademesiyle ilgili konuşmayı Talat, sevmiyor. En samimi ortamda bile yapacağı konuşmaların farklı yorumlama neden olacağı düşüncesinde.
* * *
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın önceliği Kıbrıs sorununun çözümü.
Dış etkenler ve Türkiye dahil Kıbrıs’la ilgili merkezlerdeki iklimin çözüme uygunluğu ne olursa olsun Talat, Kıbrıs merkezli bir çözüm iyimserliği taşıyor.
Mehmet Ali Talat, komiteler düzeyinde devam eden görüşmelerdeki sıkıntılardan ciddi bir rahatsızlık duymuyor. İyimserliği ise siyasi bir kampanyanın parçası değil.
Bunca yıllık Kıbrıs sorununun hiç ayrılık olmayacak bir müzakere süreciyle çözüme taşınamayacağı düşüncesi kolay okunuyor. Hatta farklılıkları görüşmelerin ciddiyetle devamı bakımından ciddi işaret olarak algılıyor.
Ciddi ciddi görüşme olmasa farklılık da olmaz. Zaten sonuçta bir şey olmayacak anlayışıyla, karşılıklı olarak kafalar emme basma tulumba gibi sallanır, ciddi olmayan görüşmeler, verimli görüşmeymiş gibi satılır.
* * *
Talat, tamamen kendi kontrolündeki görüşmelerin her aşamasından haberdar.
Komitelerde ne konuşuluyorsa Talat, öncesinde ve sonrasında biliyor.
Peki Türkiye Dışişlerinin bu süreçte etkinlik, belirleyicilik bakımından konumu ne?
Yolun sonunda varılacak anlaşma garantör ülke, yıllarında getirdiği özel konum nedeniyle Türkiye tarafından da kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafının görüşmeleri Türkiye’yi alakadar ediyor.
Türkiye’nin görüşmelerden haberi var. Zaman zaman kendi görüşlerini de Talat’a iletiyor. Ancak şu net olarak biliniyor ki Türkiye’den gelen görüşler talimat değil görüştür.
Talat bir yandan Rumlarla, öte yandan Ankara ile müzakere etmeden Ankara ile görüş alış verişinde bulunuyor. Kıbrıs Türk tarafı adına komite masalarında bulunanların önündeki bilgi notları, Talat’ın Kıbrıs’tan çalışma arkadaşlarıyla şekil verilmiş bilgi notlarıdır.
* * *
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum Cumhurbaşkanı Hristofyas’a nasıl bakıyor? Hristofyas’tan rahatsızlığı var mı?
Talat, Hristofyas’ı Padapodulos gibi görmüyor. İlk baş başa görüşmelerinden duygusal izler hala Talat’ta duruyor.
Hristofyas’ın işinin Güneyde kilise dahil derin statüko unsurlarının etkinliği nedeniyle kendine göre daha zor olduğunu biliyor ama saygı ile karşılıyor.
Mehmet Ali Talat, Hristofyas’la defterleri kolay kolay yırtmaz. Ama Hristofyas, gerçeği yansıtmayan bir abartı ile Talat ve çalışma arkadaşlarını bir biçimde hafife alıp, her şeyin Ankara’da belirlendiği iddiasını - özellikle yabancı diplomatlara yönelik- sürdürmeye devam eder, buna karşılık da, ‘Kıbrıslı Türklerle değil git Ankara ile görüş’ denilirse benim için sürpriz olmaz.
Günün sözü:
Bütünü oluşturan parçalar, bütünün parçasıdır