Demek ki isteyince oluyormuş...
Yıllarca çevre yağmasını görmezlikten gelen, çevre örgütlerinin feryatlarına 26. sayfasında ancak tek sütun bir “habercik” olarak yer veren bir “yandaş medya” bir anda “muhalif medya” olabiliyormuş...
Bir anda “Yüzyılın felaketi” diye manşetler döşeyerek, harika fotoğraflarla “habercilik” yapabiliyormuş...
Bir eli yağda (partide) bir eli balda (tekelci medyada) medya erbabı; gece yatıp sabahleyin bambaşka bir “mod”da kalkabiliyormuş...
Örtüledikleri rezillikleri, gizledikleri skandalları, yazamadıkları gerçekleri bir anda “sandıktan” çıkararak manşetlere taşıyabiliyormuş...
Biz bu tür “yanar döner”leri çok gördük...
Barış yardakçılığı yapan yazılarla “çözümcü”lük yaparken, tankı topu tüfeği manşetlere çekerek “militarizmi” kışkırtan “ikili” yetenek sahibidir bunlar...
Beyinlerinin bir yarısı “parti”ye çalışır, öteki yarısı da “patron”a...
Patron ile parti iyi giderse, ala...
Bu türlerin işi kolaylaşır...
Parti başka, patron başka isterse, mualla...
Böyle durumlarda hemen duvara toslarlar...
İkisini birden nasıl idare edebileceklerini şaşırırlar...
Elleri ayakları birbirine dolanır...
Patrona yağ çekseler vay, partiye yağ çekseler vay vay...
İkisinin arasında giderler, gelirler...
Ancak en kötüsü, patronun “parti” ile defterleri yırtmaya karar verdiği andır...
Bu parti bağnazları, “uyuşuk”lukla geçirdikleri günleri, ayları, yılları artık “aktif gazeteci” olarak geçirmek zorunda kalırlar...
Patron öyle istemektedir...
Yıllarca, yanından geçip gittikleri, ancak umursamadıkları “Beşparmaklar”ın yok oluşunu, artık “haber” yapmak zorundadırlar...
Eskimiş, çok ama çok gerilerde kalmış, sıradan bir haber olsa da, başka çareleri yoktur...
Çünkü patron, “muhalefet” istemektedir, artık...
-Konu bulun çıkarın, eşeleyin, yazın, demektedir...
Aslında bunun içinde bir miktar da “Artık gazetecilik yapın” talebi yatmaktadır...
Patron daha aktif, daha muhalif, daha saldırgan bir gazete istemektedir...
Hatta, kaç yıldan beridir hükümet lehine yapılan “manipülasyon”un artık hükümet aleyhine yapılmasını istemektedir.
Böyle olunca da, “Ya eşel mobil, ya 13. maaş” gibi başlıklar gazetede yerini almaktadır...
Tabii bu durum, yıllarca “muhabbet” içinde olduğu gazete ile Başbakan Soyer’in arasını açmaktadır...
Bir süre önce Geçitkale havaalanı ihalesini kazandığında öve öve bitiremediği “işadamı” medya patronundan “Ayıp artık, bu kadar çarpıtma, garaz olmaz” diye hayıflanmaktadır...
“Siyasi, zümresel ve kişisel sıkıntısı nedeniyle medyayı kullanarak hükümeti zora sokmak isteyen bu kişilere taviz vermeyeceğim” diyen Soyer, “Bana kimse dayatma yapamaz...” diye de meydan okumaktadır...
Böylece bizler de bizzat Başbakan’ın ağzından, tekelci medya patronu ile hükümetin başı arasındaki köprülerin “atıldığını” öğrenmekteyiz.
Başbakan’a göre; ünlü işadamı “garaz” yani Türkçesi, kin ve düşmanlık gütmektedir...
Dayatma yapmaktadır...
Taviz istemektedir...
Bunun için de haberleri “Çarpıtmakta” ve hükümeti zora sokmaktadır...
Neden?
Geçitkale ihalesinde ünlü işadamının istekleri yerine gelmediği için...
Bir süre önce de bir başka yeni medya patronu işadamı, gazetesinde Ulaştırma Bakanı’nı topa tutarak iş görmeye çalışmıştı...
Bunun üzerine bizzat Ulaştırma Bakanı Salih Usar, açıklama yaparak medyanın bir “baskı” aracı olarak kullanılmasından şikayet etmişti...
Demek ki neymiş efendim?
Yandaş medya yaratmak için, zamanında göz yumulanlar yetmezmiş...
Ertelenen borçlar, verilen ihaleler, ayrıcalıklar yeterli değilmiş...
Bu işin sonu yokmuş...
Oysa; CTP hükümete ilk geldiğinde “medya” ile “al gülüm-ver gülüm” biçimindeki ilişkiler yerine “dengeli, hassas ve demokratik olabilseydi, hem devletin kaynaklarını koruyacak, hem de bugün ağlamayacaktı...
İşte asıl o zaman Başbakan “Kimseye boyun eğmem” dediğinde inandırıcı olacaktı...
Şimdi ise; tam da en zayıf anında, hükümetin sendikaların grev tehdidi altında olduğu bir dönemde tekelci gazete, kolları sıvamış, Soyer’in arkasına düşmüştür.
Yarın Basın Günü... Bu ülkedeki medyayı, demokrasiyi, Kıbrıslı Türklerin var olma savaşını umursayanlar, bunu bir kez daha düşünseler, diyorum...