UBP CTP’ye, CTP UBP’ye laf yetiştirme yarışına girdiler. Ansızın! Çünkü her iki partinin de buna ihtiyacı vardı.
CTP iktidardı ama kuyrukçularından başka muhalefeti yoktu.” UBP ana muhalefetti ama kendi içindeki “başkanlık” sorununu aşamadıydı ki sahibi olsundu.
Oysa CTP’ye sorunlarla sıkboğaz olmuşluğunda kamburuna yığılmış töhmeti silkelemek, gündemi değiştirmek için de “iktidar-muhalefet” ilişkilerinde laflama gerekiyor; Ertuğruloğlu’lu UBP ise ailesinin bile desteğini kaybetmiş Eroğlu’nun başkanlık adaylığını izale edecek muhalefet gücü arıyordu.
Buldular bile! Sn. Talat’ın sırf masadan kaçan taraf olmamak ve görüşmelerin devamını sağlamak için kerhen de olsa Hristofyas’ın şu etrafı dalgalandırıp fırtınalar kopartan tek egemenlik tek yurttaşlık isteğini kabul etmesi, tutun ki batan CTP gemisinin can kurtaran simidi oldu! UBP de mal bulmuş mağrubi gibi üzerine atladı.
Sanırsınız ki “erken seçim kapının ardında!
HAYIR HENÜZ DEĞİL: Tabi hatırlatalım: Bir süredir gündem değiştirme taktiklerinde Denktaş ve şürakâsını Ergenekon çarşafına dolamaya çalışan CTP’nin Yeni Düzen’i olayı manşetinden indirmez oldu! Hükümet yanlısı Kıbrıs gazetesi ise yavaştan yavaştan destek yerine köstek olacak yayınlarla kulvar değiştiriyor!
Ancak gerçekte güven oyu tazelemesi için erken seçime gitmekten başka çaresinin kalmamasına karşın CTP havalarında böylesi bulutlar görünmüyor. Şimdilerde Başbakan Soyer kendisini öne atmış, UBP’yi bulup yakalamışlığında veryansın ederken ayni zamanda halka mesaj da yolluyor. “İşte biz böyle partiyiz, sayemizde ilk defa KKTC’de kader kısmet gördünüz…”
UBP ise “amma ne kader ne kısmet” diyerek yavaştan yavaştan açılıp yırtılan Ertuğruoğlu ile Çobanoğlu odaklı “sözüne söz, gözüne göz” politikasında her Allah’ın günü Hükümeti kamışın burnuna dikmekte! Doğrusu civcivli günler yaşıyoruz!
ANCAK SOFTA ŞAŞIRTMASINA GELMESİN: Son eleştiri, her halde “işin” içinde yoğrulmuşluğuyla söyledikleri “makbulat” sayılması gereken Ergün Olgun’dan geldi.
Haberlere göre Sn. Talat’a gönderdiği bir mektupla “politikasını onaylamadığını” duyurdu. Onaylamadığı politika ise malumunuz üzre “tek egemenlik ve yurttaşlığı” Sn. Talat’ın kabul etmek gibi bir siyasi faka basması.
Oysa hem Olgun’un hem Kıbrıs Türk halkının Annan planından bu yanadır CTP politikaları içinde de yer alan siyasi görüşü, “iki halka/ iki kurucu devlete dayalı” ortaklık olmaktadır…
Sn. Talat her ne kadar “zaten böyledir, benim Hristofyas’a ne söylediğime değil, size ne söylediğime bakın” demeye getirmekte ise de inandırıcı olamamaktadır.
Bizse çok dogmatik de olsa, politika dışı cahillik de dense “iki kurucu Devlet” kademesinde federal sistemi bile aşıyor ve önce Rum’un Kuzey’deki KKTC’yi tanıması gerekir ki “siyasi eşitlik” gerçekleşebilsin diyoruz. Yahut iki eyaletten söz ediyorlarsa önce Kıbrıs Cumhuriyetini lağvedip tüm adanın Devleti olduklarından vaz geçmeleri gerekir diyoruz.
Oysa Güney son dönemlerde tam aksi politikalarda ne demek “iki Devlet” dedikten sonra “zaten bir Kıbrıs Cumhuriyeti vardır” yargısını çözümün mihenk taşı yapıyor. Kısaca Türk’e “gelin benim Devletimin parçası olun” diyor! (Talat’ın derdi ise görüşmelerin devam etmesi!)
VE TAM BU SIRADA BİR İNCİ DE KTTO’SINDAN: UBP’den bir heyet KTTO’sını ziyaret eder. Hoşamadilerden sonra başkan Hasan İnce Ertuğruloğlu’nu uyarır: “UBP’nin 2004 referandumuna karşı çıkması ve Kıbrıs Türk’ünün iradesini ortaya koymasını engellemek istemesi tarihi hata oldu. Umarım bu tarihi hatayı bir defa daha yapmazsınız…”
Sorulacak soru yapılacak yorum çok da biz kısaca yazalım: UBP’nin zaten demokratik süreçte bir felâket manifestosu olan Annan planına karşı çıkmasına, kendinizi tarih yerine koyarak kınama getirmenizi geçiyoruz. Rum’un bu plana hayır dediğini de geçiyoruz. Ve geliyoruz size: “Evet” dediğiniz halde kısmet nasibini mi gördünüz yoksa başınız göğe mi erdi? Ki maazallah Rum da evet deseydi bugün bu bir evetinizle göremediğiniz hayrında tek yurttaşlık ve egemenlik seviyesine kadar düşerken; kimbilir iki evetle nerelere kadar düşerdiniz! Mesele olmazdı ama sayenizde bizi de düşürürdünüz! İyi ki o “evet” sadece Kuzey’in boynuna asılı farz değildi!