Gazeteler Pazar gün ne kadar okunur bilmiyorum. Bizim işimizdir okuruz. Genellikle şu TC’den ithal ifadeyle çoğu “köşeler” geyik muhabbeti yaparlar. Hatıralar, fikralar, politika dışı konular…
TC’nin gazeteleriyle gazetecilerine bu yönleriyle bakarım Pazar gün. Kimileri mesela benim bir ayda anca okuduğum kitabı bir gecede hatmederler anlatımlarını yaparlar, kimileri hangi şarapların kaliteli olduklarıyla nasıl içildiklerini anlatırlar. Bazıları davet edildikleri önemli toplantılarla resepsiyonlarda yedikleriyle içtiklerinin damaklarında kalmış tatlarını ballandırırlar, bazıları da gezip gördükleri yerlerin izlenimlerini sıralarlar. Klâsik müzikten konserlere, caz topluluklarından bilmem hangi müzik gruplarına kadar dinlenenlerle görülenler de intibaları olurlar…
Ben hep şaşarım: Bir ayak üstüne dünyayı ayağınıza getiren, şarabın yemeğin en kalitelisini, müziğin en sanatsal olanını, sinamanın tiyatronun en şahaserlerini, dünyanın en sihirli coğrafyalarını, en önemli kitaplarını falan… Hep bilen, okuyan, tadan, izleyen, anlayan, yaşayan ve tavsiye eden bu gazetecilerin biz neresindeyiz!
Ne diyordu şair: “İstanbul’da Boğaziçinde bir fakir Orhan Veliyim/ Veli’nin oğluyum tarifsiz kederler içinde…” Olsak olsak oradayız işte. İyi şarabın iyi yemeğin, sanatın müziğin, şarkının türkünün, dünya güzellikleriyle değerlerinin cahili! Oysa “gazeteci dediğin derler, her şeyi bilecek, tadacak, kadından da anlayacak şaraptan da…”
HASAN KESKİN DOSTUMA GEÇMİŞ OLSUN. Yukarıdakileri Hasan Keskin’i de düşünerek yazdım. Volkan gazetesine gideliberidir görüşmüyorduk.
Hastalığını yeni duydum, atlatır dedim... Geçen gün yazısını okuduğumda şu klasik halk diline yapışmışlığındaki ifadesiyle yüreğime taş düştü. Bir anda türlü çeşitli düşüncelerle sarsıldım. Yazık ki uzaklardayız.
Ne var ki biz Mağusalılar birbirlerimizi iyi tanırız. Dağılıp gitmiş, artık “Mağusalı” diye bir karakteristik yapı kalmamış, çok uzaklara düşmüşlüğümüzle de olsa “işte o üç beş kişi” deriz. Keskin benim için o üç beş kişiden biri işte… Bir mücadele adamı, nev’i şahsına münhasır yazılarıyla bir gazeteci…
Ki yazısını okudukta İşte bizim Hasan dedim yine. Şener’e yüklenmiş. Biliyorum, birbirlerine çatmadan duramazlar ama hangi kez birbirlerinin adlarını şu veya bu nedenle anmak gereğini duysalar sevgiyle gülümserler. Onlarınki Kıbrıs siyasi sorununa vurmuş iki zıt kutbun insanları. Ne var ki olmasalardı olmazdı çünkü dengeleri kurandır zıtlıklar.
İkisi de “halk için” diyor. İkisi de hâlâ tabanda savaşıyor. İkisi için de “gazetecilik” şarabın anlatımı, yeyip içmenin tadı, gezip tozmanın bahtiyarlığı, kadınların güzellikleriyle bedii zevklerin yücelikleri değil; yollarında zehir zakkum içerek uğurlarında mücadele ettikleri Kıbrıs Türk halkı! Ama Hasan’a göre Şener Levent, Şener’e göre Hasan Keskin bu yolların dikenli barikatları!
…Hasan’ın yazısından okuduğumca ciddi olan hastalığına çok üzüldüm demek abes. Sevgili dostumun bir an önce sağlık afiyete kavuşmasını dilemekten başka elimden bir şey de gelmiyor. Fakat inanıyorum. kahvelerimizi karşılıklı yudumlayıp sigaralarımızı tellendirirken sağlığıyla ilgili olumlu ve güzel haberi bizzat kendisi söyleyecek bana.