Hadi bugün de yadıklarımıza protokol uygulayalım: Evvel emirde ve en tepede olduğu nedeniyle Sn. Talat var önde.
Süregelen görüşmelerle ilgili dedi ki “Kolay olmayacak ama sonuç verici ilerleme olacağına inanıyorum. Zaman zaman umutsuzlaştığım da oluyor ama genel olarak sürece olumlu bakıyorum.”
Olmadı! Çünkü Sn. Cumhurbaşkanı ne sıradan yurttaştır ne bir gazete yorumcusudur. Dolayısıyle ayni zamanda hem umutlu hem umutsuz olamaz. Süreci, “öyle de olabilir böyle de” yorumlarına sarıp “kader kısmete” bağlayamaz!
Kaldı ki Sn.Talat sonuçla ilgili umutla umutsuzluk dağıtırken kafaları da karıştırıyor. Çünkü kendi kafasındaki tasavvurları kuvveden fiile geçirmenin fırsatını kullanıyor izlenimini veriyor. Dolayısıyle son zamanlarda Hristofyas’ın şiarı haline gelen “tek egemenlik, tek yurttaşlık, tek devlet” dediği efkârını kabul etmesi bu düşünceye perçin atıyor, “iki devlete ve TC’nin güvencesine” dayalı federatif sistem” söylemi Hristofyas’ınkine oturmuyor. Ancak kendileri bilir. Zaten vakti zamanında Hristofyaslı Akel tarafından aldatıldılardı, varsın bu kez de görüşme masasında aldatılsınlar… Değil mi ki bir musibet bin nasihatten evladır! Anlarlar da öğrenirler de! PROTOKOL’UN İKİNCİSİ: Başbakan Soyer dedi ki “fuel oile bu yıl 145 milyon dolar fazla ödeyeceğiz. Bu 145 milyon doları hangi kaynaktan nasıl sağlayacağız? Hadi fikir ve öneri sunun!”
İşte “halkın ihtilal hükümeti!” Halka dayalı büyük reformlardan sonra şimdi elektrik fabrikasına nasıl foil oil sağlayacağının parasal gider kaynağını soruyor, öneri bekliyor. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Kırk yılda bir kez soruldu da söylemedik mi?
İşte önerilerimiz: “Siz çekilin sağlayacak olan gelsin!..” “Yahut Kıbrıs Türk İslam Cumhuriyetini ilan edin Suidi Arabistan’dan hem beleşinden petrolü kapın, hem dinarları!” “Veya size zorluk mu vardır. Hükümet olan siz, karar veren de siz. Basın elektriğe daha bir zammı kapatın açığı!” “Yahut veya elektrik akımını yirmi dört saat yerine on iki saat verin…” Falan… Çareler tükenmez, daha onlarcası var, yine çağrıda bulunulursa sunarız!”
PROTOKOLÜN SONUNDA HALK VAR. Onlardan birisi olan bir hanım yurttaş arabasının günü gelmiş muayenesi için Mağusa’daki “birime” gider. Derler ki “çamurlukların eksiktir, git taktır da gel!” Piyasada uygun çamurluk yok Lefkoşa’dan getirtene kadar aradan iki gün geçer. Taktırır muayeneye gider. Ne var ki bir iki gün geçmiş, “yüz liraya ek, elli lira da ceza vereceksin derler…” Verdi tabi!
Oysa diyorum, ben bıçağı vurdum muydu cart diye ayrılan karpuzun kan kırmızısını severim bir, Devlet’in şefkatlı ve şefaatli olanını severim iki. Geçen gün bu sevgiyle o daireye ben de uğradım ve dedim ki, “geçtiğimiz günlerde bizim arabayı bir yerlere tosladık, kaportacıya verdik. Oysa muayene günü de geldi. Arabayı o durumda getirseydik zaten git onart da gel diyecektiniz. Ve ekledim: “Maruzatım şu, günü geçtiği çin yine cezaya girecek mi?” Görevli, “tabi ya dedi. Günü geçti bitti. Yüz lira yerine yüz elli lira vereceksin. Ne oldu yani?”
Ben Devletin şefkatlısıyla halktan yana olanını severim. Bizimkisi gibi! Sadece bir iki arızası var o da kadı kızında bile bulunur. Birincisi “şefkat ve sıhhat Allah”tan der yurttaşlarını o makama havale eder, ikincisi almaktan vermeye fırsatı olmaz, hep bana rabbena” der! Ben yine de devletimi severim. Şefkatlıdır maşallah!