Şimdi SABAH’ta yazan Engin Ardıç’ı “keskin” üslubu ile tanırız!..
Ha ne kadar “küpüne zarar”dır, ne kadar “fayda” bilemeyiz!..
En nihayetinde kendi sorunudur...
Çokça da olmuştur, amiyane tabirle “geçirdiği” bize!..
Ama, bazen de kimimizin hoşlanacağı, kimimizin de “maskesini” takıp “kıvrılacağı” yani gerçeklere karşı “deve kuşçuluk” oynayacağı satırlara atmıştır imzasını...
Mesela “Kıbrıs’ı vermek” başlıklı dünkü yazısı!..
* * *
<<... Gündemde değilmiş gibi görünüyor ama bütün bu kavganın gürültünün bam teli orasıdır: Kuzey Kıbrıs...>> diyor Engin Ardıç!..
Ve aslında, Kıbrıs’a dair her ciddi “görüşme” yani “barış” süreci ortaya çıktığında, Kıbrıs’ın da Türkiye’nin de neden altının üstüne geldiğini anımsatıyor herkese...
Sakın ola “komplo teorisi” falan da demeyiniz ha!..
Bu kadar “derin”dir mesele...
* * *
Sonra sözü “Kıbrıs elden gidiyor” çığırtkanlarına da getiriyor üstad...
<<...Biz Kıbrıs'a ‘adaya barış ve demokrasi falan filan götürmek’ için mi çıktık, yoksa orayı düpedüz ‘aldık’ mı?...>>
Ve daha da sert veriyor mesajını, tarzına uygun olarak...
<<...Kıbrıs, merhum Ecevit'in inanılmaz tarihi ve siyasi aymazlığı sonucu, sırtımıza otuz beş senedir yapışmış kalmış bir kamburdur (ahmaklık dememek için aymazlık dedim)...>>
Dahası var....
Yıllar yılı “Türkiye diplomasisi, derin devlet, kışla, Denktaş-UBP” odaklı siyaseti de anlatıyor yazar:
<<...Meseleyi kendi kendimize bile itiraf edemedik, "soydaşlarımızı kurtarıyoruz" kılıfı uydurduk. İşi de iyice "çözümsüzlüğe" vurduk. Çünkü çözüm istemiyorduk, orası artık bizim olmuştu ve asla kaptırmaya niyetli değildik... Oysa, Misak-ı Milli sınırları içinde Kıbrıs yoktu! >>
Sonra sonra...
<<...Bir de sorun bakalım kendilerine, Kıbrıslı soydaşlarımız kurtarılmış olmayı değil de "alınmış" olmayı nasıl değerlendiriyorlar ve bize karşı ne tür hisler besliyorlar?...>>
* * *
İşte mesele budur!..
Ve bugün, iki lider yeniden masadadır, Kıbrıs’ı almak ya da vermek için değil!..
ANAVATANI yeniden inşaa etmek üzere...
Eğer niyet varsa karşılıklı..
Eğer “barış adası”nın “ortak vatanımız” olduğu bilinci galip gelirse...
Ve eğer...
Her birimiz, yine ve yeniden, dört elle sarılabilirsek barış sürecine...
Hani ya meydanlardaydık ya tek yürek, hep birlikte...
Maaş, kıdem, barem, koltuk, partizanlık, popülizm, kredi, arsa, çıkar derdine düşmeden önce...
Bahadır Volkan’dan yanıt
Namık Kemal Lisesi’ne dair bir mektup yayınlamıştık dün...
Okul müdürünün hem 19 Mayıs törenlerine öğrencilerin katılımını engellediği, hem de sonra protokol koltuğuna kurulduğu iddia ediliyordu.
* * *
Müdür Bahadır Volkan, Mağusa’daki 19 Mayıs törenlerinin sorumlusunun kendileri olduğunu anlatarak, kendi organize ettikleri bir güne engelleme yapmalarının mümkün olmadığını söyledi, iddiaları reddetti.
Törenler sonrasında Kaymakam İsmail Gündost’tan yazılı, Başbakan Soyer’den sözlü tebrik aldığını da belirten Bahadır Volkan, “Konuşmaları yapan, şiirleri okuyan, ataya andı dile getiren öğrencilerimizi bizzat kendim tören alanına taşıdım. Protokol meraklısı da değilim ama ev sahibi ve törenin organizatörü olarak orada yer almamız mecburiydi. Bu mektubu yazan kişinin özür dilemesi gerekir. Bu törenlerin organizasyonu lisemize aitti ve bizzat ilgilendim...” dedi...
Okul Müdürü Bahadır Volkan’ın yanıt hakkını ve görüşlerini de sizlerle paylaşalım.
Takdir, elbette ki siz okurundur.
En iyisini de Namık Kemal Lisesi öğrenci ve öğretmenleri ile Mağusalılar biliyordur...
PANO
>> Orta eğitimdeki grev 8.30-11.30 saatleri arasında ya!.. Lefkoşa Demokrasi Ortaokulu’nda dün gün boyu asılı kaldı “grevdeyiz” pankartı!.. Aman ha, dikkat!...
>> İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’nda (İskan), kocaman bir Lefkoşa haritası varmış masanın üzerinde ve kocaman da “LefkoŞE” yazıyormuş!.. Sayın Hasan Fındık, siz olsun yapmayın ne olur!!!
>> Kanal T’de Saffet Soykal ağabeymiz kızmış, “Eğitim Bakanı”nın önüne “Milli” koymadan yazdık diye!.. İlla “Milli” olacak ha!.. Bu “eksiklik” için “hükümete” kızıyor!.. Hayırdır Saffet ağabey, basının “hükümet kontrolü”nde olmasını mı destekliyorsun sen.