
AZINLIK mıyız?
Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenler Sendikası yöneticileri dün bir "araştırma" sonucu açıkladı.
Çok tartışılacak "iddialar" ortaya koydu, "sonuçlar" üretti ve biraz da "durum saptaması" yaptı.
Özellikle "Kıbrıs sorunu" üzerinde bence ‘derin’ etkileri olacak bu araştırma, çok
konuşulacak, hatta görüşme masasında Kıbrıs Türk liderliğinin önüne de konacak.
'Barış' umuduyla yeniden başlayan görüşme sürecini düşündüğümüz zaman böylesi bir araştırma "zamanlama" olarak ne kadar doğru bilemem.
Belki, en azından başlayan sürecin tamamlanması beklenebilirdi...
Yine de böylesi tartışmalardan ürkmemek gerekiyor...
* * *
Çok kısa özetlersek...
Sendikaya göre, "Kıbrıslı Türkler kendi yurtlarında azınlık durumuna düştüler."
Bu saptama, bakanlığa bağlı ilkokullarda öğrenim gören öğrencilerin
"yurttaşlığına" göre yapılmış.
Öğrencilerin "ana babaları" incelendiği zaman 1974 öncesi Kıbrıs'nda doğanların oranı % 34'te kalıyor, yani azınlıkta...
Tabii 1974 sonrası doğan ana babaların çocukları ne oluyor, çok da içinden çıkamadım bu açıdan...
Sordum...
Ve söylenen o ki "Kıbrıs Cumhuriyeti" yurttaşlığı hakkına göre yapılmış dağılım...
Ama nereden öğrenilmiş bu hakkın kimlerce kazanıldığı o biraz belirsiz.
* * *
Araştırmanın sunumunda, "ırkçılık” gibi yorumlara da neden olabilecek bir üslup
içermesi, elbette rahatsız edici.
Ama, bu satırların yazarı da kimi "eleştirilerinde" böylesi suçlamalara sıklıkla muhatap oluyor.
Kıbrıs'ın kuzeyine yönelik "nüfus hareketi"ni tartışmak, bunu yaparken de meseleyi "ırkçılık" boyutuna taşımadan ifadeler yakalamak öylesine ince bir çizgi ki!..
Ne kadar özen gösterirseniz gösteriniz, meselenin "hassasiyeti" sizi zor durumda
bırakabiliyor.
* * *
Önce açık yüreklilikle belirtmek isterim ki, Kıbrıs'ta "çözümsüzlüğü" savunanlar için böylesi bir tartışmanın manası yoktur.
Çünkü onların "sonuç"u, Kıbrıs'a olabildiğince "Türkiyeli" nüfus taşımak, "bölünmeyi" kalıcı kılmak, "Kıbrıslı" anlamındaki tüm değerleri "Rum"a ait kabul ederek, "Türkleştirme" politikası ile meseleyi kendi içinde noktalamaktır.
Milliyetçilik kıskacına hapsedilmiş bir “çözümsüzlük çözüm” formülüdür bu!..
***
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın "ana babaların" köklerine inerek yaptığı çalışma, toplumda “ayrımcılığı” körüklemek anlamında kimi "tehlikeler" içerse de, yine de "nüfus hareketi"ni tartışmak, konuşmak yönüyle bence yararlıdır.
Ha "köken" temelindeki tehlike de şudur.
Kıbrıs'ı "yurt" kabul eden ve geleceğini buralara adayan; alın terini adaya akıtarak,
kendisini bir başka coğrafyaya değil de Kıbrıs'a ait görenler, Kıbrıs'a aşkla sarılanlar için bence "doğum yerlerinin" önemi yoktur.
Ve elbette, ‘yurttaş olmayan’ insanlarla da uyum, sevgi, hoşgörü içerisinde, birlikte yaşamanın bir ‘zararı’ değil ‘faydası’ olur hepimize...
Yeter ki usulünde, kuralında olsun; kontrollü, planlı, programlı, denetimli olsun...
* * *
“Nüfus hareketi”ne yönelik tartışmanın en önemli boyutu da “planlama” zaten!..
Bunu hep gözden kaçırıyoruz, ki en önemlisi bu...
Yani, Kıbrıs'ın kuzeyindeki kaynaklar sınırlıdır.
Eğitim, sağlık, enerji, su başta, her alandaki alt yapımız belirlidir.
O halde, mevcut kaynaklarımız ve altyapımız, ne kadar insanı barındırmaya yeter, birilerinin bunun hesabını yapması ve "nüfus akışı"nı da bu "hesap" üzerinde programlaması kaçınılmazdır.
Çok anlaşılır bir dille, iki yatak odalı bir evde, yirmi kişinin barınma şansı yoktur!.
Ne "su" yeter, ne "yatacak yer", ne de tuvalet, mutfak, sandalye!..
Aksi halde "birbirinizi yersiniz" o evde, ki manzara biraz da budur!..
* * *
Yani, bu sonuçlardan, çok "gerici" sonuçlar da çıkarmak mümkündür; toplum yararına fayda elde etmek de...
Öyleyse, asıl olan, niyettir!..
/ / /
“Spor arabasıyla yine yollarda”
Çok ölümlü bir trafik kazasının ardından, hayatta kalan ve birkaç yıla mahkum olan sürücü genç, cezasını tamamladı ve artık serbest...
Dün, sürekli aradı ölen gençlerin yakınları, öfkeyle, “O, spor arabasıyla yine yollarda” diye...
Acı içerisindeki insanlara nasıl anlatayım ki!..
Mahkumiyeti bittikten, cezasını çektikten sonra, artık serbest.. Artık, hepimiz kadar hakları olan bir yurttaş...
Biliyorum, hergün milyon kez ölüyor, en sevdiklerini, hele de çocuklarını, gencecik yaşta, yollarda kaybedenler...
Ama ‘geride kalanları’ da ‘öldürdüğümüz’ zaman yaşamın içinde, değişiyor mu sonuç?
Öyle zor, öyle zor ki... Diyemiyorum bir şey...
/ / /
P A N O
- HAMİLE ADAM... Hani dün yazdım ya, “Dünyanın ilk hamile erkeği olan Amerikalı Thomas Beatie'nin, doğumuna 4 hafta kaldı” Ve dedim ki “kadınlar, en önemli farklarını da erkeklere kaptırıyor” diye... Sabah sabah başladı telefonlar: “Ama daha önce kadındı, sonradan döndü...” E napalım yani!.. Erkek mi şimdi, değil mi? Çocuk “beni babam doğurdu” demeyecek mi?
- RADAR KAMERA... Sürat (radar) kameraları ile ilgili yoğun bir şikayet var.... Burak Dönmez isimli okur diyor ki, 2007’nin Ekim ayına ait, geriye dönük cezalar geliyor, ehliyetler iptal ediliyormuş... Hem korkunç paralar geliyormuş bir anda, hem de gecikme nedeniyle ‘tedbir alma’ şansı kalkıyormuş ortadan... Ne bu ‘kaplumbağa’ hızı!.. Bu konuyu araştıracağız... Umarım, İçişleri Bakanı sayın Özkan Murat da meseleye el atar...