‘Yemekli’ barış
Kıbrıslı Türk lider Talat, “kimyamız uyuşuyor” dediği Kıbrıslı Rum lider Hristofyas’la akşam yemeğini reddetmiş!..
Ama bunu önceden söylemiş zaten.
Ve Birleşmiş Milletler’in Siyasi İşler Danışmanı Pascoe’yu da “görüşme”ye davet
etmiş adaya..
Fena mı “akşam yemeği” niyetine gelen Pascoe, peşpeşe görüşmeler yapmış böylece.
* * *
Uzun süre Papadopulos’un “kahve” meselesiyle ilgilendik...
- “Kahve içmeye bile gelmedi!..”
Şimdi bunun karşılığında Talat’ın reddettiği yemek daveti olur herhalde bir süre gündem:
- “Akşam yemeği de buluşmayı dahi istemedi!..”
Ve ‘rövanş’ alınır böylece...
* * *
Talat “akşam yemeği”ni reddetmiş!..
Bence birlikte bir yemeğin zararı yoktu..
Ha “öğle” olsa, daha iyi olurdu...
Hazmı kolay olurdu en azından...
Ama ‘reddetmiş’ işte...
Sonuçta, toplumları temsilen görüşme masasına oturanlar, bu ağır sorumluluğu üstlenenler, çok farklı diplomatik dengeleri düşünüyor, manevralar yapıyor, hesaplarını kitaplarını bizim aklımızın ermeyeceği gelişmeler üzerine planlıyor, ince eliyordur mutlaka...
Yani bir bildiği vardır sayın Talat’ın...
Aksi halde “Barış istemiyor” demek gerekir ki, bırakınız “vicdansızlık” olur bunu söylemek, barış istemeyen biri böylesine ısrarla talep etmez “yüz yüze” görüşmeyi...
* * *
Ayrıca sordum da: Niye reddetti ki ?
Çünkü sayın Talat demiş ki, “Ben Hristofyas’la yemek değil, görüşmek istiyorum. Hemen görüşmek, Kıbrıs sorununu çözmek istiyorum...”
O zaman şu soruyu da Hristofyas’a yöneltmemiz gerekli oluyor:
“Niye görüşmüyorsun da uzatıyorsun yani?”
* * *
Kıbrıslı Türk lider Talat, akşam yemeğini reddetmiş.
Belli ki raporuna da içerlemiş konseyin...
İngiltere’yle anlaşmaya da kızmış...
Ve üstelik, sayın Talat ‘diyettedir’ de biliriz...
Bu da işin esprisi...
* * *
Şuna inanıyorum ben...
Liderler, anlaşma yapacak...
Oysa barışı, toplumlar yapacak sonuçta...
Siz... Biz yani... Öğretmen, işçi, doktor, sanatçı, genç bir sevgili,
öğrenci, iş insanı, esnaf, çiftçi...
En son ne zaman çok samimi bir yemek yediniz, Kıbrıslı Rum bir dostunuzla...
Ne zaman?
Ve ne sıklıkta?
Mesele bu bence...
Liderler anlaşacak...
Eğer “toplumlar” barışırsa....
Özleyeceğiz
Avrupalı, Amerikalı diplomatlar, Kıbrıs’ın güneyinde görev yapar genelde...
Genelde değil aslında, hepsi orada...
Ve kuzeyle ilişkileri, Kıbrıslı Türklerle diyalogları da sınırlıdır.
Çok azı bu ‘ezber’i bozmayı başarmıştır...
Hem Kıbrıslıların barış, hoşgörü ve yakınlaşmasına katkı koymuştur böyleleri; hem de çok daha iyi anlamıştır, “Neden hala çözümlerin değil de sorunların parçasıdır Kıbrıslılar” diye...
Bu ezberi bozan diplomatlardan biri, Amerika Birleşik Devletleri’nden Thomas Miller’di ve veda resepsiyonu vardı dün, Lefkoşa’da, Holiday Inn Otel’de..
En önemli avantajı hem Türkçe, hem de Rumca konuşmasıydı. Ama dahası, son derece mütavazi kişiliği dostluğu, samimiyeti...
Kıbrıslı Türk ve Rum gazetecileri Atina, Istanbul, Lefkoşa’da buluşturan ve “ortak bir barış dili” için çaba harcayan projesinden tutunuz da, görev yaptığı sürece tüm olaylara karşı samimi yaklaşımıyla, ilişkilerindeki güzelliğiyle, 3 yılda önemli bir iz bırakmayı başardı.
Şimdi Yunanistan’a gidiyor...
Thomas Miller’i özleyeceğiz gerçekten...
Keşke böylesi diplomatlar çok daha fazla olsa...
Turgay Avcı ‘horon’u pek sever

Bir de “ilk seçimde barajı aşar mı?” diyorlar... Aşar hem de nasıl aşar... Siyaset ‘halkla’ iç içe olma sanatı sonuçta. “Ha uşaklar, horona... Tutin bir ucindan, yürüyelim yarına...”
SİZDEN GELEN
Esas ayrımcılık
Polis arkadaşların Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu kullanmaları, kullanmamaları önemli bir konu olabilir ama yazarımızın esas aralarında benim de olduğum annesi Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı babası T.C. uyruklu olup, bizi yerleşik olarak tanımlayan Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ayrımcılığa uğrayanları yazmasını beklerdim. Annem babam 1969 yılında yani Kıbrıs Cumhuriyeti yıllarında Ankara'da evlenmelerine rağmen (yani yerleşik olma olasılığımız bile yok) annemden kaynaklı vatandaşlık başvurusu yaptığım 2006 yılından beri Rum içişleri bakanlığı tarafından bugün yarın diye oyalanıyoruz.
İşte alın size ayrımcılık,tamamen hukuki bir hakkımızı bile alamadığımız bir AB devleti. Babam T.C. vatandaşı olduğu için hakkım olan pasaportu alamıyorum. Neden mi? Çünkü biz yerleşikmişiz.
İnanın hayatımın hiç bir bölümünde Kıbrıs’ın ne kuzey ne güneyinde aile bireylerimizden hiç biri yaşamadı. Işte size AB üyesi hukuksuz bir devlet. Biraz da bu konuları yazsak da kendi devletimizi eleştirdiğimiz gibi Rumları da eleştirsek.
Saygılar, HASAN OKAN TEKINEL
PANO
- UBP Güzelyurt milletvekili Kemal Dürüst dün bir açıklama yaparak ‘maaş artışı’ istedi!.. Malum düğün sezonu başladı. Dayanır mı bütçe !..
- Bir dostumuz aradı. Türkiye’den çıkışlarda artık “kimlikle giriş belgesi” geçmiyormuş!.. Yani, “KKTC Pasaportu” şart üçüncü ülke için!..
- ‘Arama kurtarma’ için canlı bir örnek vardı aslında; Mağusa Limanı’nda yanan, yem taşıyan gemi!.. Tatbikat günü yansa ‘canlı canlı’ yaşardık, kurtarmayı...
- Girne kentinin kimliği ve mimari yapısına ilişkin atölye çalışması” Girne Belediyesi ve Girne Amerikan Üniversitesi işbirliğinde yapıldı.... Yerel yönetimler için bence örnek bir çalışma... Kutlarım...