Onca ‘veda’ arasında!
Bizim medyamızda ‘transferler’ genelde ‘maddi’ içerik taşımaz...
Mesela Mehmet Barlas, Türkiye’de...
SABAH grubuna 900 milyar Türk Lirası’na transfer oldu, çok zaman yok.
Her gün yazı yazıyor ama bakalım ‘perde gerisi’nde ne işler başarıyor...
Yoksa onca para, o tek sütuna olur mu?
* * *
KIBRIS’tan ayrılarak YeniDÜZEN’e geçtiğimde, “kaç para verdiler” diye soran çok olmuştu.
Utanmıştım...
- “Eski maaşımın üçte birine” demeye...
* * *
Bizde, ya ‘idealler’ için olur ayrılık, ya da çoğu zaman ‘tatsızlık’ vardır ortada, ceketi alıp gitmek gerekir...
Ya hızla çarpıp kapıyı, ya da güzellikle...
Ha bir de ‘kapı önüne koymalar’ olur ki, hele de özel medyamızın kaderidir bu...
* * *
Kıbrıs’ın kuzeyinde, kendi çapımızda bir ‘medya imparatorluğu’ varsa, bence Asil Nadir’in KIBRIS’ıdır..
12 yılım geçti, bu mesleğin temellerini orada öğrendim.
Benim dönemimde dört kez değişti yönetim, KIBRIS’ta....
Akpınar gitti, ya Reşat Akar’dı ilk gelen ya da Mesut Günsev, sırasından emin değilim...
İlk değişimde, dal gibi gençtik, yeni çıkmıştı sakallarımız, fazlaca heyecanlı...
Kapı önünde “olmaz böyle şey” diye homurdanan dört beş büyüğümüzü anımsarım, “kabul edemeyiz” deyişlerini.
Bize “girmeyiniz sakın içeri, çalışmayacağız” demişlerdi.
İlk, onlar girdi!..
Ve yaş aldıkça “kral öldü yaşasın yeni kral”ın bir “duvar yazısı”ndan öte “hayat yazısı” olduğunu öğrendik...
* * *
Gazetecilikte en güzeli, “veda” yazabilmektir okura...
“Merhaba”yı herkes yazar da, “veda” yazısıyla ayrılmak, erdemdir...
Süleyman Ergüçlü, 20 senesinde KIBRIS’ı yöneten dört genel yayın yönetmeninden biriydi...
Ayrıldı...
Süleyman abiden ‘soğukkanlı’ düşünebilmeyi öğrendim, kriz anlarında...
Ve herkesin ‘yüzüne’ konuşmayı önce... “Mizahın” en etkili ‘şamar’ olduğunu bir de...
Yolu açık olsun...
* * *
Ve sevgili Hüseyin Ekmekçi, veda etti bize...
Çok ani oldu, sürpriz oldu yani...
Az çok emeğim geçmiştir herhalde; helal olsun....
Ve paylaşımlarına, katkısına, öğretisine teşekkürler binlerce...
Sevgili Hüseyin Ekmekçi ile çalışmak keyifti, bu keyfi, tüm diğer dostlarımız gibi kopmayan bir bağla ve “birbirimizi en iyi anlamanın” bilinciyle sürdüreceğiz, eminim...
Üstelik adamız bir avuç; yarısını da ‘bölmüşler’ zaten; nasılsa, yine kesişir yollarımız...
Hüseyin Ekmekçi, yeni hedefler, idealler ve heyecanlar için ayrıldı...
O’nun da yolu açık olsun.
* * *
Yine medyada olacak, yine önemli sorumluluklar üstlenecek.
Bir ‘alaylı’ arkadaşım daha üstelik...
Nesli tükenmişlerden...
Marifetin duvara diplomalar asmak değil, yaşam duvarına emekle, üretimle, fark yaratma tutkusuyla ışık tutmak olduğunu bilenlerden...
* * *
Bunca ‘veda’ arasında...
Tatil de bitti...
Yeniden, merhaba...
Ertuğruloğlu’nun tehdidi
Cumhurbaşkanı Talat’ın, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerle ilgili siyasi partilere bilgi verdiği toplantı, siyasi kulislerin de ana gündemi oldu.
Siyasi çevreler, bu toplantıda UBP Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun, Cumhurbaşkanı’nı tehdit ettiğini, saldırgan bir üslup kullandığını anlatıyor.
Peki, neydi Ertuğruloğlu’nun söyledikleri, tehdidi; anlatanların ‘ayıpladığı’ üslubu neydi?
Birileri anlatmalı...
Yani, “kapalı kapılar” aralanmalı...
Eşele!
Eşel mobil eşeleniyor.
Ortak kasamızın aslında “dipsiz kuyu” olmadığı anlaşılıyor yani...
İçi para dolu, dipsiz bir kuyu var zannedenler, fark ediyor ki, yok aslında...
Fark etmeyenler de var hâlâ. Ya da “Türkiye göndersin, biz yiyelim” diyenler...
Yok arkadaş, derdim hâlâ ‘efendi’ olabilmek kendi yurdumda...
* * *
Sahi birkaç ay evvel “zerre artış yok” diye bağıranlara ne oldu?
Şimdi “her ay üzerine koyan” sistem ellenince mi anlaşıldı kıymeti..
“Hiç almıyoruz”lar yalanlandı mı şimdi?
* * *
Sahi, ‘özel’ sektörünün ‘eşel’i nerede ‘mobil’i ne ki!..
Ama ‘özel’ almıyor diye, ‘memur’ da almasın mı?
Yok, bu değil dediğim...
Almalı...
“Hayat pahalığı”na karşı korunmalı maaşlar...
Ama ‘hak’ eden almalı!..
Yani gerçekten çalışanlar...
Bunun için de önce ‘boş gezenler’ kapının önüne konmalı...
Daha yazacaklarım var bu mevzuda!..
Yarına...
PANO
“BU KEZ TATİL yazmayacak mısın” diyenleri duyar gibi oluyorum. YoK!.. Çünkü ‘miskinlik’ tatiliydi tam da... Meğer ne kadar da özlemişim ‘can sıkıntısı’nı....
ANTALYA’daki tatil köylerini ve binlerce, yüzbinlerce turisti düşündükçe... Diyorum ki, hiç şansımız yok bizim... Çünkü doğrusu, böylesi donanımlı tesis, böylesi eğlence, ikram, altyapı, organizasyon yok bizde... Üstelik daha pahalı bizimkisi... Onlar ‘rekabet’ ediyor, hizmet ve kaliyetle.... Biz sürekli ‘devlet versin’ diye ağlamaklı bir halde. Peki, turiste ‘ne sunuyor’ tesislerimiz acaba?
POLİSTEKİ “anlamsız” pasaport yasağı, milletvekillerince de eleştirilmiş. Vekiller daha cesur oldukça, keyfilik de kalkacak ortadan.... En kötü ihtimalle, azalacak.... Umarım ‘vekiller’ milletini artık daha fazla savunacak...